Depremin üzerinden bir hafta geçti. Arama ve kurtarma çalışmaları devam ediyor ancak bu saatten sonra sağ kurtarılma olasılığı hayli düşük. Yine de Allah-u Teâlâ’dan ümit kesilmez.
Bundan sonra artık enkazın altında vefat eden insanımızın çıkarılması, yakınlarına ulaşılarak cenazelerin teçhiz, tekfin, teşyi ve defin işlemlerinin yerine getirilmesi konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmesi gerekir. Kişi hayattayken nasıl kıymetliyse vefat ettikten sonra da kıymeti hâizdir. Bu sebeple, mümkün olduğu kadar dinî kurallara uyularak bu dünyaya ait son işlemlerinin yerine getirilmesi önem arz etmektedir.
Deprem bölgesinde annesi, babası, evladı, yakın akrabası, arkadaşı ve dostunu kaybeden; enkaz altında canlarını bırakan insanların acılı halleriyle ortaya koyduğu tepkiler dikkate alınmalı, eleştirileri dinlenmelidir. Yüreği yanan kişinin feryadına karşı umursamaz tavır takınılmamalıdır. Hele eleştirilerini, iktidara düşmanlık olarak algılayıp had bildirmeye kalkışmak gücü elinde tutana yakışmaz. Siyasi görüşü ne olursa olsun acılı bir annenin, acılı bir babanın, acılı bir çocuğun feryadı sabırla dinlenilmeli, yaralar sarılmalıdır.
Depremin en masumları çocuklara ayrı bir önem verilmeli. Anne ve babasını kaybetmiş öksüz ve yetimlerin her türlü tehlikeye karşı korunması, kayıt altına alınması ayrı bir önem arz etmektedir. Özellikle çocuk tacirlerinin eline düşmemesi için azami dikkat edilmeli, bu konuda asla başıboşluğa fırsat verilmemelidir.
Devletin himayesine alınan çocuklar daha sonra DNA testiyle isterlerse yakın akrabalarının gözetimine, böyle bir talep yoksa çocuğu olmayan ailelerin himayesine veyahut devletin himayesine alınmalıdır. Zira, İslâm dininin en fazla üzerinde durduğu konulardan birisi öksüz-yetim hak ve hukukudur.
Anne ve babasını kaybetmiş, hayatta şefkate, merhamete ve sığınacak bir limana ihtiyaç duyan bu yavrularımızın huzur ve emniyetleri en az kendi çocuklarımızın huzur ve emniyeti kadar önemlidir.
Kur’an-ı Kerim’de öksüz ve yetimin hak ve hukukunu korumak, onları gözetmek hakkında onlarca ayet vardır. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bu konuda onlarca tavsiyesi vardır.
Kur’an’daki tavsiyelerden birisi Duha Sûresi 9’uncu ayetteki, “Öyleyse, sakın yetimi üzüp kahretme” ayetidir. Yine Kur’an-ı Kerim’de “Yetime güzellikle davranmak (Nisa, 36), yemeğini paylaşmak (İnsan, 8), doyurmak (Beled, 14), yetime kötü davranmamak (Maun, 2), yetime infak etmek (Bakara, 215)” hakkında onlarca emir vardır.
Deprem sonrası hemen yapılması gereken faaliyetlerden birisi de depremzedelerin aslî ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Devlete ait borçları, hayatları tekrar düzene girene kadar faizsiz olarak ertelenmelidir. Elektrik, doğal gaz ve telefon gibi borçları ise devlet tarafından karşılanmalıdır.
Depremzedeler için devlet-millet iş birliğiyle kurulan çadırlar, üniversite yurtları ve belediyelerin hazırladığı barınma imkânlarıyla mağdur vatandaşlarımızın aslî ihtiyaçları (barınma, yiyecek, giyecek, sağlık, eğitim vs.) giderilmeli, hiçbir mağduriyete sebebiyet verilmemelidir. Arama-kurtarma çalışmalarında yaşanan koordinasyon eksikliği ve geç müdahaleler, en azından geride kalanların alacağı hizmetlerde yaşanmamalıdır.
Enkaz kaldırma ve şehirlerin inşası konusunda da takvim belirlenmeli. Şehirlerin yeniden inşasında, zemin etütleri ve imar durumları tekrar gözden geçirilmeli, deprem yönetmeliği güncellenmeli; üniversiteler, MTA ve Japonya’dan davet edilen bilim insanlarının da bulunduğu araştırmalar yapılmalı ona göre yol haritası belirlenmelidir.