Pakistanı vuran deprem felaketinin bilançocu her gün biraz daha ağırlaşıyor. Ölü sayısının 40 bini aştığı, yaralıların 100 binlerle ifade edildiği bir bilanço ile karşı karşıyayız. Yerle bir olan yerleşim merkezlerinden söz ediliyor. Yok olan, haritadan silinen köylerin bazılarına yardım için hâlâ ulaşılamadığı belirtiliyor. Pakistanın yaşadığı felaket öylesine geniş bir alanı kapsıyor ki, felaketin her noktasına ulaşmak mümkün olmuyor. Ulaşılsa bile elde yeteri kadar gerekli tıbbi ilaç ve gereç bulunmadığı belirtiliyor. Özellikle maddi imkansızlıklar felaketi daha da dayanılmaz hale getiriyor. Bu yüzden millet olarak Pakistanlı kardeşlerimizin yardımına koşmak bizler için insani bir görev olmanın ötesinde kardeşlik görevidir de. Çünkü Pakistanlılar bizleri gerçek manada kardeş kabul ederler.
Pakistanlılar her zaman Türkiye ve Türklere karşı hiçbir karşılık beklemeden sevgi beslemişlerdir, Türkleri kardeş bilmişlerdir. Bu duygularını gizleme gereği de duymamışlar, her fırsatta dile getirmişlerdir. Pakistana ilk defa sanıyorum 1976 yılında gitmiştim. Karaçide bazı kardeşlerimle buluşmak üzere taksiye binmiştim. Bindiğim taksi şoförü ile karşılıklı konuşmaya başlamıştık. Türk olduğumu öğrenen taksi şoförü öylesine içten bir ses tonu ile "Kardeş... Kardeş" diyordu ki, kendimi bir yabancı ülkede değil, kendi ülkemde hissetmiştim. Gideceğim yere vardığımda taksi ücretini ödemek için elimdeki parayı taksi şoförüne uzattığımda yine "Kardeş... Kardeş" diyerek uzattığım parayı geri çeviriyordu. Taksinin parasını verebilmek için çaba sarfetmek, benim de kendisine aynı duyguları beslediğimi anlatmak durumunda kalmıştım.
O günden sonra kendi kendime bizlerin ülkemize gelen Pakistanlı turistlere nasıl baktığımızı ve davrandığımızı sorgulamışımdır.
Daha Pakistan kurulmadan, Müslümanlar Hindistandan ayrılmadan önce de Hind Müslümanları gerek Osmanlı gerek Türkiye Cumhuriyetine karşı hep kardeş ülke olarak bakmış ve görmüşlerdir. Yine Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ile Pakistana gittiğimizde havaalanında , "İki devlet, tek millet" pankartları ile karşılandığımızı hiç unutmuyorum.
Kısacası tüm bu hatıralar Pakistanda meydana gelen deprem felaketinden duyduğum üzüntüyü daha da artırıyor. Buna karşılık felaketin daha ilk günü İnsani Yardım Vakfı(İHH)nın bölgeye ulaşması, elinden gelen her türlü yardımı Pakistanlı kardeşlerimize ulaştırmış olması, diğer felaketlerin aksine bu defa Türk Kızılayının gecikmeden harekete geçmiş olması bizleri biraz olsun ümitlendirdi. Ancak, Pakistandaki deprem felaketinin boyutları öylesine geniştir ki, bir defalık yapılacak yardımla yaraların sarılması mümkün görünmüyor.
Millet olarak bir seferberlik başlatmak elimizdeki bir ekmeğimizi bu kardeşlerimizle bölüşmek durumundayız. Çünkü, dostluklar kötü günlerde gereklidir. Afganlılar ve Hind Müslümanları bizi sıkıtılı günlerimizde yalnız bırakmamış, kadınlar kollarındaki bilezikleri boyunlarındaki altınları çıkartarak Türkiyeye ulaştırmışlardır. Pek dostumuzun bulunmadığı ve ilişkilerin hep çıkar hesaplarına dayalı olarak yürütüldüğü bir dünyada Pakistan halkının dostluğu ve bizlere karşı beslediği sevgi hiç bir maddi değer ile karşılaştırılamaz. Biz sadece kardeşlik görevimizi yerine getirmek durumundayız. Bunun için özellikle İHHnın başlatmış olduğu yardım kampanyasına hepimizin katılması gerekiyor. Millet olarak çeşitli kereler deprem felaketini yaşadık, verdiği zarar ve acıyı çok iyi biliyoruz.
Bu arada bir başka hususa daha dikkat çekmek istiyorum.. Pakistan ile öylesine benzeşiyoruz ki, orada da depremde en büyük hasara resmi binalar uğramış. Okullar ve hastanaler tamamen yerle bir olmuş. Bu yüzden de ölenlerin büyük çoğunluğunu çocuk ve gençlerin oluşturduğu belirtiliyor. Keşke bu hususta birbirimize benzemeseydik..