Deprem kapıda, uyarı mecliste: Mustafa Kaya gündeme taşıdı

Abone Ol

“Boğaziçi metropolünü önümüzdeki on yıllarda büyük bir deprem bekliyor.”

İşte bu cümle…

Benim uykularımı kaçıran, zihnimi meşgul eden ve kalemi elime almak zorunda bırakan cümleydi.

Çünkü bu bir yorum değildi.

Bir haber cümlesi hiç değildi.

Bu, bilimsel verilere dayanan açık bir uyarıydı.

Sayın İstanbul Milletvekilimiz Mustafa Kaya’ya şükranlarımı sunuyorum.

Geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada, benim Alman basınındaki bir haberi merkeze alarak gündeme taşıdığım İstanbul deprem gerçeğini Meclis kürsüsüne taşıdı. Bu, sadece bir konunun dillendirilmesi değil; unutulmaya terk edilen bir uyarının yeniden hatırlatılmasıdır.

Çünkü bazı meseleler vardır…

Konuşulmadıkça büyür, ertelendikçe ağırlaşır.

Ve deprem meselesi işte tam olarak böyledir.

Ben o yazıyı kaleme alırken bir haber aktarmıyordum.

Bir uyarıyı hatırlatıyordum.

Bugün o yazımı yeniden hatırlatıyorum.

29.12.2025 tarihli Milli Gazete köşe yazımda şöyle yazmıştım:

İnsanı en çok sarsan şey bazen yeni bir haber değildir.

Tozlu bir arşiv torbasından çıkan, yıllar önce okunmuş ama zihnin bir köşesinde unutulmuş bir gazete sayfasıdır.

Günlerdir arşiv torbalarımı karıştırıyorum. Eski kupürler, notlar, yarım kalmış dosyalar…

Derken gözüme ilişti.

Bir Alman gazetesi.

Tarihi net: 11 Şubat 2023.

Gazete net: Münchener Merkur.

Manşet tek cümleydi ama bir şehir kadar ağırdı:

İSTANBUL BİR BARUT FIÇISI.

Okudum.

Sonra bir daha okudum.

Ve içimde rahatsız edici bir duygu belirdi:

Bunu ben nasıl unutmuşum?

Ama mesele benim unutmam değil.

Asıl mesele şu: Biz bu ülkede uyarıları unutmayı alışkanlık hâline getirdik.

Benim uykularımı kaçıran ve kalemi elime almak zorunda bırakan ise o haberde geçen şu cümleydi:

“Boğaziçi metropolünü önümüzdeki on yıllarda büyük bir deprem bekliyor.”

Ve bu uyarıyı yapan kişi sıradan biri değildi. Potsdam’daki Alman Jeobilimler Araştırma Merkezi’nden sismolog Marco Bohnhoff açıkça şunu söylüyordu: “Büyüklüğü 7,4’e kadar varabilecek bir deprem beni şaşırtmaz.”

Bu cümle bir tahmin değil, bilimsel bir hesaplamanın sonucuydu.

Rakamlar konuşuyor, biz susuyoruz

Haberde İstanbul’un durumu rakamlarla ortaya konuyordu.

İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası’ndan Nusret Suna, şehirde yaklaşık 1,6 milyon binanın depreme dayanıklı olmadığını söylüyordu.

“Bu inanılmaz bir rakam” diyordu.

Türkiye, dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinde yer alıyor. İstanbul gibi ülkenin en yoğun nüfuslu bölgesinde büyük bir deprem yaşanması sürpriz değil. Uzmanlara göre büyük bir depremin ortalama tekrar süresi yaklaşık 250 yıl. Son büyük İstanbul depremi 1766 yılında meydana geldi.

Yani risk yeni değil.

Yeni olan tek şey, ihmalin boyutu.

Fay kilitli, gerilim birikiyor

Haberde dikkat çekilen bir başka nokta da Marmara Denizi’nin altındaki fay hattıydı. Bölge, Kuzey Anadolu Fayı’nın bir parçası. Fay hattı İstanbul’un yaklaşık 20 kilometre güneyinden, Marmara Denizi’nin altından geçiyor. Ve bu bölüm 250 yılı aşkın süredir kırılmamış durumda.

Bilim insanlarına göre bu durum, büyük bir gerilimin biriktiğine işaret ediyor. Yani mesele “olur mu?” değil, “ne zaman?” meselesi.

Bu cümleleri biz kurmuyoruz.

Bunları Alman gazetesi yazıyor.

Biz seneler boyunca ne yaptık?

Peki biz bu süre boyunca ne yaptık?

İmar affını “çözüm” diye sunduk.

Denetimi kâğıt üzerinde bıraktık.

Bilim insanlarını dinlemek yerine müteahhitleri konuşturduk.

Beton ekonomisini büyüme sandık.

Riskten bahsedenleri “korku yayıyor” diye susturduk.

Sonra ne oldu?

6 Şubat 2023’te, Kahramanmaraş merkezli deprem bölgesinde on binlerce insanımızı toprağa verdik. O gün “asrın felaketi” dedik.

O gün “bir daha asla” dedik.

Ama bugün gelinen noktada İstanbul için tablo değişmiş değil.

Aynı ihmal, aynı erteleme, aynı sessizlik.

Türkiye’yi İstanbul’a sığdırdık

Sanayiyi İstanbul’a topladık.

Finansı İstanbul’a bağladık.

Ulaşımı İstanbul’a kilitledik.

Nüfusu İstanbul’a yığdık.

Yatırımı İstanbul’a hapsettik.

Bunu bilerek mi yaptık, bilmeden mi?

Bilinçli mi davrandık, bilgisizce mi?

Tarih karar verecek.

Ama sonuç ortada: İstanbul çökerse, Türkiye felç olur.

Ve bir daha doğrulması kolay olmaz.

“Bilmiyorduk” deme devri bitmiştir

Bugün bu uyarılar artık sadece gazetelerde kalan satırlar değildir.

Bugün bu uyarılar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dile getirilmektedir.

Ve bu, son derece önemlidir.

Bu vesileyle Sayın Mustafa Kaya’ya bir kez daha teşekkür ediyorum.

Çünkü bazı sözler vardır…

Zamanında duyulursa hayat kurtarır.

Duyulmazsa…

Tarihe “ihmal” olarak yazılır.