Deprem bölgesinden göz yaşartıcı manzaralar

Abone Ol

Depremi, yalnızca deprem bölgesindekiler değil, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi bütün Anadolu yaşıyor. Bu vatanda yaşayan herkesin yüreği yanıyor. Herkes, “Ne yapabilirim?” diye düşünüyor. Yurdumun insanlarının bu fedakârlığı, bu gayreti, bu kardeşlik duygusu tarihe geçecek. Devletin bütün kuruluşları canla başla çalışıyor. Sivil toplum kuruluşları uyku nedir bilmeden yaraları sarmaya gayret ediyor. Kimi kardeşlerimiz yurdun dört bir yanından koşup gelmiş; kimi tırnağıyla enkaz kazıyor, kimi erzak ve yiyecek dağıtıyor. Kimi kendi arabasında birlikte getirdiği malzemelerle çay, kahve yapıp dağıtıyor. Allah herkesten razı olsun, birine bin versin… Evet, Allah’ın izniyle biz bu yarayı sararız. Daha güçlü bir şekilde ayağa kalkarız, inşallah…

Deprem bölgesinde nice göz yaşartıcı hadiseler yaşadık. Rabbimin mucizelerine şâhit olduk. 12 gün sonra enkazdan sağ çıkanları gördük. 140 saat sonra enkazdan gülerek çıkan bebelere şâhit olduk. Enkazdan çıkan sevimli bir yavrucuk, bir kız çocuğu, aç mısın, diyenlere şöyle diyordu: “Aç değilim. Güzel bir abla bana yiyecek getirdi, benimle oyun oynadı. Siz gelince gitti.”

Bir anne, kurtarma ekibine, “Şurayı kazın, yavrularım içeride” diyor. Kazıyorlar, iki çocuğu çıkarıyorlar. Çıkan çocuklara, “Merak etmeyin, anneniz de burada” diyorlar. İki kardeşten büyüğü, “Annem dört yıl önce vefat etti” diyor.

Nurdağı’nda çocuğun dayıları, iki yeğenini evin penceresinden sokağa atıyor. Çocuklar kurtuluyor, kendisi vefat ediyor.

Kurtarma ekibi, enkazı kazıp bir ablaya ulaşıyor. Çıkarmak istiyorlar, çıkmıyor, başörtüsü istiyor. Başörtüsü bulup veriyorlar, başını örtüyor, öyle çıkıyor. Kurtarma ekibinden biri; “İmanını seveyim senin!” diyor. Bu hanım ablamız, tıpkı şehid oğlunu arayan sahabe hanıma benziyor. Savaşta şehit düştüğünü öğrendiği oğlunu arayan sahabe hanıma, peçesini açıp öyle bakmasını tavsiye edenlere verdiği cevap şöyledir: “Ben evladımı kaybettim. İffetimi değil.”

İşte asil Anadolu kadınının iffeti ve imanı. Sen var ol, nur ol, hanım abla!..

Gece gündüz çalışan kurtarma ekipleri, enkaz altından depremzedeleri canlı çıkarınca, sevinçlerini tekbir getirerek gösterdiler. Bizim için gayet normal. Biz; zafer, başarı ve mutlu haberler karşısında sevicimizi böyle ifade ederiz. Ancak tuhaftır, bu vatanda tekbirden rahatsız olanlar da görüldü. Onların kimlerin artığı olduğu meçhul. Uğraşmaya da, bahsini etmeye de değmez, zihninizin çöplük kısmına atın gitsin.

Depremden günler sonra sağ çıkanlar doktorları da şaşırtıyor. Bir cerrah, on gün sonra sağ çıkan ve böbrek dahil hiçbir uzvu hasar görmemiş depremzedeyi görünce, tıbbın âciz kaldığını itiraf ediyor.

İnsanlar enkaz altından bir hafta, on gün, hatta on iki gün sonra sağ çıkanlara hayret ediyor. Kur’an’ımız ise bize 309 sene mağarada yaşayan Ashab-ı Kehf’i, yüz yıl sonra dirilen Üzeyir Aleyhisselamı haber veriyor. “Muhyi ve Mümit” Allahu Azimüşşandır. Hepimizi ölümümüzün ardından diriltecek olan da O’dur…

Depremlerden sonra bütün Anadolu halkı evlerinin kapısını depremzedelere açtı. Bizi de yurdun dört bir yanından davet edenler oldu. Allah herkesten razı olsun. Bir birader ailesiyle Ankara’daki hemşiremizin yanına gitti. Biz de yaklaşık on gün, biraderin bağ evinde kaldık. Hanımlar bir odada, erkekler diğer odada. Zâhiren sıkıntılı, ancak çok lezzetli bir atmosfer. Cemaatle namazımızı kılıyoruz, hadis, tefsir okuyoruz. Yeğenlerle muhabbet ediyoruz. Sıla-i rahim ne güzelmiş, meğer. Rabbim bunu bizlere hatırlattı. Bu vesile ile evinin kapısını o kadar insana açan biradere ve koca karavana kaynatıp misafirlerini ağırlayan yengeme de teşekkür ederim. Allah onlardan ve depremzedelere evlerini açan bütün gönlü geniş Anadolu halkından razı olsun. Biz hepimiz işte böyle bir aileyiz.