Deprem

Abone Ol

İstanbul, geçen hafta, yaklaşık 25 yıldır gündeminde olan ancak sürekli ertelediği gerçek gündemiyle bir kez daha yüzleşti. Öncelikle Allah beterinden saklasın diye dua etmek lazım. Ancak duanın gücünü göz ardı etmeden bir de üstümüze düşeni bilimsel veriler ve imkanlar dahilinde yapmamız gerektiği bilincini de artık içselleştirmek durumundayız. Bunu yaparken de toplumsal faydayı ön plana koymak, küçük hesapları ve rant beklentilerini işin içine katmamamız gerekiyor. Ancak asıl mesele de tam da burada kilitleniyor gibi gözüküyor.

İşin uzmanlarının söylediğine göre İstanbul’da bir depremin “yıkım eşiği” olarak 6,4 büyüklüğü gösteriliyor ve bu deprem onun altında kaldığından dolayı Allah’a şükür can ve mal kaybı yaşanmadı. Ancak sonrasında yaşananların da pek de iyi bir prova niteliği arz etmediğini söylemek gerekiyor.

Bu manzaralar arasında en başta geleni, panikle ve doğal olarak kendilerini dışarı atan insanlardı. Aileleriyle birlikte, can havliyle hayli kısıtlı yerlerde “toplanabilen” insanları gördük. Kağıt üstünde “toplanma alanı” olarak belirlenen yerlerin bir çoğunun “toplanılabilecek” bir durum arz etmediği gözlemlendi. Toplanma alanları, vatandaş tarafından bulunamadı! Çünkü bir çoğu tabeladan ibaretti veya yerlerine çoktan binalar dikilmişti.

En çarpıcı bilgilerden birisi, bu “toplanma alanları”nın durumuyla ilgili olsa gerek. İstanbul Planlama Ajansı’na göre İstanbul’daki 133 AVM’den 95’i afet toplanma alanında arzı endam ediyor. “Toplanma alanı” derken kast edilen şey alışveriş yapmakmış demek!

Hal böyle olunca, deprem korkusuyla ve çoluk çocuğunun can güvenliği telaşesiyle çaresiz vatandaşlar da bulabildikleri kısıtlı yeşil alanlara, yol kenarlarına veya kaldırımlara vs kendilerini attılar. Bununla beraber, anayolların tıkanması, araç yoğunluğundan bir yerden bir yere gidilememesi gibi olumsuzluklar da gözlendi. Topluma bu konuyla ilgili herhangi bir bilinç ve eğitim verilmediği de bir kez daha ortaya çıktı. İnsanlar, ne yapacaklarını bilmez halde tam bir panik manzarası sergilediler.

“Yıkım eşiği”nin altında bir deprem de bile hasar alan binaların olması düşünmeye değer.. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın açıklamasına göre, dün itibariyle hasar tespit çalışmalarında 18.074 bina incelenirken, 16.434 binanın hasarsız, 1.640 binanın ise az hasarlı olduğu tespit edilmiş. “Yıkım eşiği”nin altındayken oluşan “az hasar”ın üzerinde durulması gerekir muhtemelen. Kentsel dönüşüm çalışmalarının “amaca uygun” şekilde yapılması ve hızlandırılması gerçeğini vurgulayan bir durumdur bu.

Bu arada, reyting veya başka türlü kaygılarla kamuoyuna tuhaf yayınlar yapan medya organları da meselenin bir başla boyutu olmalı. Olayın akşamında, iktidara yakın bazı haber kanallarında, “millet bahçeleri vatandaşın toplanma alanı oldu” veya “deprem Avrasya Tüneli’nde neredeyse hissedilmedi” gibi tuhaf haberler yapılabildi. Başkalarını her meseleyi siyasallaştırmakla suçlayanların, fırsat buldukları her anda her şeyi fazlasıyla siyasallaştırdıklarını bir kez daha gördük.

1999 Gölcük depreminden sonra gündeme gelen ve depreme hazırlık açısından öncelikli bir konumda olan kentsel dönüşümün gereği gibi yapılamadığı bilmem kaçıncı defa “yeniden” anlaşıldı.

“Kentsel” değil “binasal” dönüşüm yapıldığı, “mahalle veya semt bazında” değil de “tek tek binalar” ölçeğinde bir dönüşüm gerçekleştirildiği ve bunun da amaca hizmet etmediği bir kez daha anlaşıldı! Şehri güvenli hale getirmekten önce rantı önceleyen anlayışla yürütülen dönüşümün en başat örneği olan Fikirtepe’nin hali ortada halbuki. Oradaki gariban, yoksul insanları çıkarıp, onların az katlı binalarını yıkıp, yerine 30-40 katlı milyon dolarlık heyülalar dikildi ve bu da marifetmiş gibi kamuoyuna takdim edildi. Benzer şekilde 3-4 katlı binaların yıkılıp yerlerine 15-20 katlı binaların yapılması, ancak altyapının, planlamanın vs yine aynı kalması gibi bir sorunu dahi aşamayan bir bakışla nasıl dönüşecek şehirler, tartışılmalıdır.

Bütün bu sıkıntı yetmezmiş gibi bir de Kanal İstanbul’daki ısrarın sürmesi, oraya harcanan/harcanması planlanan kaynaklarla İstanbul’un depreme karşı güvenli hale getirilmesinin mümkün olabileceği ortadayken, bu manasız ısrar artık fazlasıyla can sıkmaktadır.