Bu sabah uyandınız, abdest aldınız veya yüzünüzü yıkadınız.
Kendinize geldiniz, kahvaltı yaparken düşününüz, bugün size ilk önce kim ikramda bulundu?
Veya bu yazıyı okuduğunuzda “İkram” kelimesini okuyunca ilk aklınıza ne geldi?
Uyandığınızda içinize çektiğiniz ilk nefes, bu dünyada sekiz milyar insandan hiçbirinin veremeyeceği bir ikram olduğunu hatırlayınız.
Havamızın, tüpler içinde satıldığını düşünmeyiniz.
Havasızlık korkunç, havanın tüp içinde satılmasının hayali bile dehşet vericidir.
Sevgili Peygamberimiz, suyun, sahipsiz dağlar ve ovalardaki otların ve ateşin bütün insanlığın ortak malı olduğunu:
“Su, ot ve ateşte bütün insanlar ortaktırlar” buyurmuş. (İbni Mace, Sünen, K. Ruhün, Bab 16 el-Müslimune şürakaü, Ebu Davud, Sünen, K. İcare, bab 26).
Bazı farklılıklarla dört mezhepte durum budur.
Hanefi fakihlerinin en ünlülerinden Serahsi, (ö. 983/1090):
“Seyhun, Ceyhun, Fırat, Dicle, Nil nehirleri gibi nehirlerin hepsinden faydalanmak da, güneşten ve havadan yararlanmak gibidir” diyor. (Serahsi, Mebsud, K. Şirb).
“Ateş”te ortaklığı açıklarlarken yakıt için kullanılan çakmak taşını örnek vermişler.
Bazı hadislerde “tuz”un da herkesin ortak malı olduğunu haber verir.
Günümüzde maden kömürü, gaz gibi yakıtlar da bunun içine girer ve satışı caiz olmaz.
Hava gibi, güneş gibi.
Denizden su alıp, deniz kenarında tuz elde edenler bu mala sahip olurlar ve satabilirler.
Ama denizler de su olduğundan, herkesin denizden su çıkarma ve tuz elde etme hakkı vardır, devlet dâhil, kimse engel olmamalıdır.
Günümüzde İslam hukuku yürürlükten kaldırıldığı günden beri herkes değil, bazı zenginlerin veya devletin tekeline verilmişler.
Bir zamanlar elektrik kesilmelerinin çok olduğu günlerde, her dükkânın önünde, elektrik üreten motorlar çalışırdı.
O ilçenin elektrik işleri müdürü, “Aslında bu motorların ürettiği elektrik enerjisinin de saatten geçmesi ve ücretin ödenmesi gerekir ama müsamaha ediyoruz” demişti.
Adamın babadan kalma evinin altında kuyusu var.
Kuyu suyunu bahçe ve diğer işlerde kullanırken, belediye geliyor ve ona kapitalist kanunlara göre su saati takıyor.
Neyse, havayı henüz bu kapitalistler, tüple satma işine giremediler.
Gökyüzüne şemsiye gerip güneş enerjisinden yararlanmayı paraya dönüştüremediler.
Mehtaba çıkışı parayla satamadılar.
Güneş enerjisinden elektrik üretmeye başlandı.
Aslında geç kalındı.
İnsanların ilk yararlandığı enerji güneş enerjisi olduğu halde en geç elektrik üretimine geçiyoruz ama burada da yine kapitalist kanunlar yürürlükte.
Teklifimdir:
Kasım ayından bir Haziran’a kadar fakir ailelerden gaz parası alınmaması,
Fakir ailelerden 365 gün nüfusuna göre tükettiği su miktarı normalinden su parası alınmaması,
Yine fakir ailelerden belirli bir kilovatın altındaki tüketimden ücret alınmaması.
Çünkü herkesin bu mallarda hakkı vardır.