Denizde öldürülenler unutulmasın

Abone Ol

29 Eylül-01 Ekim 2007 tarihinde kaldığım Norveç in

Başkenti Oslo ile Norveç in en sakin ve Avrupa nın en temiz kenti olan

Stavenger de Mevlana ve Eyüp Sultan camilerinde yaptığım sohbetlerden sonra iki

şehri de gezerken gördüğüm manzara beni çok memnun ederken, Norveç in kendi

gölgesinden korkan Breivik lerini de rahatsız eden hatta delirten manzaralar da

gördüm.

Andres Behring Breivik isimli 32 yaşında, Norveç polisine

göre Mason da olan bir vatanda bir günde 92 vatandaşını öldürdüğünde ki

bunların 85 i yaşları 15-18 yaş arası idi, patlamalardan sonra Amerika,

İngiltere ve Avrupa basınında İslamcı teröristler tarafından... diye haber

geçtiler. Asıl terörist yakalanınca, sarı renkli mavi gözlü bir Hıristiyan ve

Mason olunca yıkıldılar demeyeyim yığıldılar kaldılar.

Bizimkilerin iyiliği batıyor yıkılmaya yüz tutmuş

medeniyetin insanlarına.

Oslo da gencecik bir işadamımız, yaşlı komşusu hastaneye

kaldırıldığında her hafta çiçekle ziyaretine gidişinden, yaşlı kadının

çocuklarının rahatsız olur ve işadamımızın bürosuna gelerek Bir daha ziyarete

gitmemesini, onun ziyaretinden sonra annelerinin Siz gelemediniz ama komşum

geliyor dediğini ve bundan rahatsız olduklarını anlatırlar ve bir de vasiyet

yoluyla mal varlığına el koyacağından korktuklarını ifade ederler.

Bizimkisi İslam ın komşuluk haklarını yerine getirmeye

yine devam eder.

Manzaralardan bir tanesi de caddelerde gezerken gördüğüm

güzel mi güzel zenci kızlar.

Tesettüre o kadar güzel dikkat ediyorlar ki bütün

Norveçlilerin dönüp bakmaması mümkün değil.

Bizim Türk ve Kürt kadınlarından farklılar.

Bizimkiler hâlâ yazmalarıyla, tülbentleriyle,

yemenileriyle, şallarıyla, poşularıyla dolaşırlarken onlar iki dirhem bir

çekirdek giyiniyorlar.

Bizimkiler kendilerinden eminler.

Konya nın en değerli hocalarından Akşehirli Ahmet Efendi

(1877-1952) 1940 lı yıllarda Ankara ya gider. Tuvalete gitmek istediğinde

Sıhhiye nin oradaki bir tuvalete gitmek için yolun kenarında bacağındaki kadı

biçimi pantolonunu çıkarır, arkadaşına verir ve tuvalete koca donuyla gider.

Tuvaletten sonra yine o koca donuyla yolun kenarına kadar

gelince yoldan geçenler durup hocaya bakarlar ve ayıplarlar.

Hoca, Yahu Arifim, onlar açık ben kapalı, ayıplanması

gereken onlar demiş.

İşte kadınlarımızın bu kendinden eminlik hali batılıyı

Breivik leştiriyor. Aklını başından alıyor.

Bu edepli, terbiyeli vakur yürüyüşlü ve de tesettürlü

zenciler kimler dediğimde bunların çoğunluğunun Somali den geldiğini

söylediler.

Bir kısmı Akdeniz i aşarak İspanya ya, İtalya ya

geçiyorlar oradan karayoluyla kaçak geliyorlar buraya.

Bir kısmı da Atlas okyanusundan geliyorlar.

Tabi bunlar yolda ölmeyip sağ kalanlar dediler.

Bunlar, ölmeyip sağ kalanlar

Ülkesini soyanların ülkesine giderken ölenler bunlar.

Fil yavrusunu yiyenlerin kokusunu izleyerek peşlerinden

giden ana fil gibiler.

Japonya dan, Vietnam dan Irak a kadar ülkeleri işgal

ederken atom bombasından, zehirli gazlardan tabancaya kadar her çeşit silahla

öldürdükleri ve öldüklerinin rakamları konuşulur da Akdeniz de ölenlerin sayımı

yapılmadı bu güne kadar.

Sarin gazıyla öldürülen 1700 insan, gündeme gelir de

bombalarla öldürülen yüz bin insan hiç hesaba katılmaz.

Malını çalanların, servetini soyanların, dedesini akçırıp

köle diye satanların peşine düşenlerin göç yolunda ölmeleri hiç hesaba

koyulmaz.

Ama asıl hesaba koyulması gerekenler onlardır.

İtalyan mafyasıyla Yunan mafyası, dünyanın en pahalı

taşımacılığını yapıyor.

Bir zamanlar Afrika nın batısındaki bir sincap yere

değmeden Afrika nın doğusuna daldan dala atlayarak giderken şimdi kürdan

yapacak çöp bırakmayan batıya doğru göç eden bu insanların ortalama kilosu elli

kilodur.

Adam başı en az bin dolar alan bu mafya kilo başı kırk

lira taşımacılık parası alıyorlar.

Ölen ölür kalan sağlar bizimdir diyorlar.

Kendileri ölmüyorlar, gemi onların olsa da kaptanından

tayfasına kadar hepsi göç edenlerin ülkesinden insanlar.

Şimdi tedbir alacaklarmış. Akdeniz sahillerinin Afrika

tarafında deniz güvenlik devriyesi gezecekmiş.

Gül ile bülbül arasına bu güne kadar engel koyulamamış

kafesten başka.

Çalıntı servetler, sizin meydanlarınızda,

vitrinlerinizde, silahlarınınız başında, şehir meydanlarında, Beyaz

saraylarınızda sırıttığı sürece, yetiştirdiğiniz en yetkili insanlar da

inançsız olduğu sürece, mafya görevini yapar, güvenlik gemileriyle taşımaya

devam ederler ve sizin malı çalınanların önünü almanız mümkün değildir.