Dengelerde bir sorun yok diyenlere

Abone Ol

Ekonomi veya iktisat, ne derseniz deyin, bir dengeler silsilesidir. İktisadi bir ilişki veya mekanizma anlatılırken, muhakkak eşitliği sağlaması gereken ikinci bir büyüklük daha gereklidir. Yani, tek başına ihracatı ele alamazsınız veya sadece ihracatı kapsayan bir hedef belirleyemezsiniz. Dış ticaret başlığından bahsediyorsanız, ihracatın yanına muhakkak ithalatı da koymanız ve eşitliği sağlamaya çalışmanız gerekir. Ortaya da dış ticaret dengesi çıkar mesela.

Aynı şekilde, yatırımdan bahsederken tasarrufu, harcamadan bahsederken muhakkak geliri de hesaba katmalısınız. Yoksa bahsedilenler pek bir mana ifade etmeyecektir. Tüm bu dengeler, ekonominin bütününü ilgilendiren genel bir denge verir ve bu dengelere yaklaşıldığı ölçüde sağlıklı bir ekonomik yapıdan bahsedilebilir.

Türkiye’nin yapısal sorunları dendiğinde, makroekonomik yani ekonominin bütününü ilgilendiren dengelerin sağlanamamasından bahsedilmiş oluyor. Gelişmekte olan ülkelere has bu gibi sorunlar sürüp gittiği müddetçe, ekonominin sağlıklı işlemesi, gelişme ve kalkınma eksik kalıyor haliyle.

Türkiye’nin yapısal sorunları nedir diye bakılınca; bütçe açığı, cari açık ve tasarruf açığı çıkıyor karşımıza. Her ne kadar, iktidar kanadının ekonomiden sorumlu isimleri Türkiye’nin makroekonomik dengelerine baktıklarında “endişelenecek” bir şey göremeseler de, bu sorunlar ekonomik işleyişi her fırsatta zora sokuyorlar.

Bütçede verilen açığı kapatmak için yapılan borçlanmalar, bunların faizleri, bütçeden faize her sene ödenen 50 milyar lira civarındaki bir tutarı akla getirince kocaman bir sorun mesela. Bu sene, açığı kapatmak bahanesiyle yapılan zamlar ise vatandaş için yeni bir yük oluyor. Gelir-gider dengesini tesis edemeyen bir ekonomiden bahsediyoruz yani.

Cari açık sorunu, son aylarda konjonktüre bağlı olarak düşüş gösteriyor. İç talebin daralmasına bağlı (o da ekonomik faaliyetlerin, yani ekonominin büyümesinin durma noktasına yaklaşmasına bağlı haliyle) olarak azalan ithalat ve dış talebin göreceli olarak yüksek seyretmesi, cari açık rakamını kısa vadede aşağı çekiyor. Mesele, bunu sürdürülebilir kılmak ve buna dair bir işaret de yok halihazırda. Çünkü bu düşüş trendinin sürmesi demek, ekonominin büyümeden vazgeçip daralması demek olacak.

Tasarruf açığı da dış kaynaklarla büyüme gibi bir durumu ortaya koyuyor. Yani, borç parayla, spekülatif sermayeyle büyümek! Yüzde 12 civarındaki tasarruf oranı, ekonominin ihtiyaç duyduğu kaynakları sağlayamıyor ve ekonominin büyümesi için dışarıdan girecek olan sermayeye ihtiyaç duyuluyor. Kesildiği anda ekonomi de duracak demektir bu.

Bu yapısal sorunlar devam ettiği sürece ekonomide bir taraf düzelir gibi olurken, öbür taraf arıza vermeye devam eder. Yüzeysel birtakım “muvaffakiyetler”, var olan dengesizliklerin unutturulmasına sebep olur sadece. Bugün olan da budur.

Türkiye’nin büyüdüğü ile övünenler, ilk 9 ayda gerçekleşen yüzde 2.6’lık büyümenin yüzde 1.7’sinin kuşkulu altın ihracatından kaynaklandığını da itiraf ettikleri halde, yine ve gayet doğal olarak kimseler bu durumu (yani ekonomik başarı tablosu diye sunulan manzarayı) sorgulamayacaktır. Birtakım illüzyonların ve sanal gerçekliklerin ardına saklanan gerçeklerin ortaya çıkması için birilerinin kazançlarının, kârlarının azalması, menfaatlerinin örselenmesi gerekiyor herhalde.

Söz konusu sorunlar olduğu gibi dururken, ekonomideki dengeler bir türlü düzelmezken, milyonlarca insanın geliri reel olarak azalırken, sadece ve sadece sermaye sahipleri ve bankalar kazançlarını katlarken, ekonomideki ciddi bir sorun olmadığını söylemek en balta insafla bağdaşmaz. Tabii, insaf ve vicdanı dikkat değer bir ölçüt olarak kabul eden kimseler için elbette ki!