Denge

Abone Ol

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, “asgari ücrete Temmuz ayında artış yapılmayacağı dikkate alınarak Ocak ayında ona göre artış yapıldı. Ekonomi denge işidir. Bunu gözetmemiz gerekiyor” açıklamasında bulunmuş. Nihayet ekonominin denge işini hatırladıklarına mı sevinmeli, yoksa çalışana “boşa umutlanmayın” mesajına mı üzülmeli acaba?

Ekonominin “denge” işi olduğunu keşke enflasyon yüksek seyrederken faizi düşürerek enflasyonu patlatmadan önce de hatırlayabilselerdi keşke? Bu “ekonomik deneyin” veya bilinçli hareketin neticesi olarak milyonlarca insan, görülmemiş bir süratle yoksullaştı, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı memleketin kalıcı gündem maddesine dönüştü.

“Tok açın halinden anlamaz” misali, kazandığını kredilere, kredi kartlarına veren yani bankalara muhtaç edilen milyonların, emeklilerin, emekçilerin halinden anlamayan bir anlayış, ekonominin “denge” işi olduğunu gerçekten anlamış mıdır acaba? Kendi neden olduğu sorun için zerre sorumluluk hissetmeyip, bir de bütün yükü vatandaşın sırtına yıkmaya bakınca pek de bir şey anlaşılmış gibi görünmüyor.

Enflasyonla mücadele hususunda açıklanan tedbirler sürekli halkın tüketimini kısmaya yönelik. Vatandaşın tüketimi enflasyona neden olabilir mi, olabilir tabi ki. Tüketimi kısmak enflasyonu düşürmenin bir yolu mudur, elbette ki bir yoludur. Ancak Türkiye’de 2018’den sonra yaşanan kriz sürecinde ve 2021’den sonra patlayan enflasyonda başat rol vatandaşın tüketimi midir? O tartışılır işte.

Meseleyi sadece buna indirgeyerek üretilen çözümler de otomatikman vatandaşı cezalandıran bir nitelik kazanıyor. İşte tam da bu noktada ise “denge” falan gözetilmiyor. Ekonomi “denge” işi değil miydi halbuki?

Kamudaki israfı ve savurganlığa hiç değinmeden tek neden vatandaşın tüketimi gibi gösterilemez. Üretilen çözümler de buna odaklı olamaz haliyle. Kemer sıkmaya ince kamudan başlanması gerekirken, tek sorulu vatandaşmış gibi davranılamaz.

Yıllardır “tüketime dayalı” büyüme modeli uygulayanların da bir sorumluluğu olmalıdır herhalde. Çok övündükleri ekonomik büyümenin önemli bir bölümü hane halkı tüketiminden gelirken iyi ama enflasyon konusunda aynı durum kötü oluveriyor. Tutarsızlık değil midir bu?

Bir yanda iktidarın yakın çevresine kamudaki ihaleler, ballı makamlar, dolgun maaşlar dağıtılırken sorun yok ama vatandaşın harcamasına sıra gelince anında “kemer sıkma”.. “500 tane makam aracı satılacak, ikinci yarıda kamu harcamalarında tasarruf yapılacak” haberleri bile Temmuz’da maaş zammı vermemenin altyapısı olmasın!

Kelimenin tam anlamıyla “sürünen” milyonlarca emekli için zam yapılması taleplerine kapıyı “tüm yatırım bütçesini harcasak bile ödeyemeyiz” diye sertçe kapatıp da, diğer yandan fakirden zengine servet transferi için KKM’ye milyarlarca lira ödemek, diğer yandan Merkez Bankası’nın 818 milyar liralık zararı gibi hususlar pek de “denge” işareti olmasa gerek.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yerli yatırımcıları kast eden “locals” açıklaması kamuoyunda yanlış yorumlanmış da olabilir. Burada es geçilen ve daha önemli olan kısım ise yerli veya yabancı yatırımcıları “ikna etme” niyeti güden siyasi iktidarın, benzer bir niyeti vatandaş için göstermeyi hiç düşünmemesi değil midir? Öncelikle, sanki sorumlusuymuş gibi ekonomik krizin bütün yükü “kemer sıkma” yoluyla sırtına yüklenmiş olan vatandaşın ikna edilmesi gerekmez mi? Vatandaş ikna edilmeden, fiyatların da artmayacağı garantisi verilmeden “Temmuz’da zam yok” da denilemez, ki enflasyonist ortamda böyle bir garanti verilemeyeceğine göre böyle bir ifade de kullanılamaz.

“Ücret zamları enflasyonu artıracaktır, o zaman zam verilmesin” denilemez. Tasarrufa vatandaşın kesesinden değil de önce kamu hazinesinden başlanırsa, halk da enflasyonun düşeceğine ikna olur, enflasyon beklentisi kırılır ve kemer sıkma tedbirleri de netice verir. Yoksa, bunlar yapılmadan bu işe girişilmesi daha da artan bir yoksulluk ve yoksunluk manzarası üretir. Ki, o da anlaşılan o ki yönetenlerin pek de umurunda gibi durmuyor.