Amerika 2020 seçimlerine doğru hızla gidiyor. Demokratların aday belirleme süreci artık eyaletlerde delege seçimleri aşamasına geldi. Süreç kendi içerisinde ritüellerini işletirken bir diğer konu olarak Demokrat Parti’nin durumu, Demokratların Amerika seçimlerinde etkili olup olamayacaklarını belli edecek. Uzun bir süredir içerisine düştüğü karmaşadan çıkabilecek herhangi bir politika üretemediği gibi partinin içerisinde bulunduğu partiye öncülük edecek liderlik pozisyonun doldurulamaması da bu sürecin bir krize dönüştüğünün izlerini taşıyor. Özellikle Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu almasına rağmen farklılıkları kendi bünyesinde taşıyamaması da hem Temsilciler Meclisi’nde beklenen etkiyi yaratamadı hem de etki yapan temsilcilerin Ocasio-Cortez, Ilhan Omer gibi temsilcilere karşı yürütülen yıpratma çalışmalarını savuşturamadıkları gibi bir takım Demokratların da bu sürece katkıda bulunmaları bu durumun en açık göstergesi oldu.
Meseleye birkaç başlık altında bakacak olursak:
1- Politikasızlık: Partinin ortalama bir politikası olmadığı ve bütün süreci Trump karşıtlığı üzerinden götürme eğilimi ile Bernie vb. Sosyalist ve Progressive söyleme sahip figürlerin oluşturduğu dil karşısında mesafeli tutum bu ortalama söylem dilinden uzaklaşmalarına neden oluyor. Bu da toplumda, ‘Demokratların kafası karışık’ intibası uyandırıyor. Bu konudaki diğer önemli bir faktör ise bu süreçte kitleleri etkileyecek lider figürü eksikliği. Özellikle geleneksel parti çizgisini temsil eden Hillary Clinton ve Joe Biden gibi figürlerin liderlik özelliği taşımamaları bunlara aynı zamanda Temsilciler Meclisi sözcüsü Nancy Pelosi’yi de ekleyebiliriz. Bununla birlikte geniş kitleler tarafından kabul gören Bernie Sanders ve Elizabeth Warren gibi isimlerin geleneksel parti yöneticileri tarafından kabul görmemesi de partideki zihni karışıklık algısını güçlendiriyor.
2- Obama Etkisi: Obama’nın başkanlığının büyük bir yankı uyandırmasına karşı iki dönem içerisinde sağlık sigortası (obama care) dışında somut bir etki oluşturamaması ve hem iç politikada hem de dış politikada sorunların, çözümden ve güvenden ziyade daha karışık ve kompleks bir hale gelmiş olması, Amerika ortalamasını oluşturan geleneksel Amerikan vatandaşlarında bir kırılmaya neden oldu. Bununla birlikte imaj olarak güzel ancak içerik olarak pek de benimsenmeyen bir durum oluştu.
3- Obama sonrası tercihleri: Obama’dan sonra Amerika siyasetinde uzun bir süre gerek geri planda gerekse aktif olarak ön planda olmuş Hillary gibi bir adayın topluma dayatılması ve bunu sadece siyahî bir başkandan sonra bir de kadın başkan seçtirme düşüncesi ile yapma girişimi Trump’ın seçimi kazanmasına fırsat verdi. Hem uzun yıllar aktif politika yapmış ve bagajı dolu birisini yeni bir imaj ile de olsa topluma sunmanın zorluğundan yeterince ders alınmamış olacak ki Biden’ı piyasaya sürebildiler. Ancak ondan da umudu kesmiş olmalılar ki Bloomberg’e yöneldiler. Ancak bütün bunlar da Demokratların şu an kitlelere etki edecek, geleneksel demokrat çizgiyi temsil edecek bir isimden yoksun olduklarını gösteriyor.
4- BERNIE faktörü: Amerika siyasetinde uzun soluklu bir düşünceyi hem yaşamış, hem de bu düşünceyi kendince dönüştürmüş bir teorisyen ve aksiyoner olan Bernie’nin ‘Our Revolution’ sloganı ile geniş kitlelere etki ediyor olması parti yönetimini endişelendiriyor ve onları zorluyor. Artık görmezden gelinmeyecek bir faktöre dönüşen Bernie, aynı zamanda genç kitlelerin ilham kaynağı oluyor. Bernie’nin yolunu tıkamak isteseler de Bernie etkisi er ya da geç direksiyona geçecek gibi.
Rakipleri daha çok yaşını mesele etseler de en genç rakibinden daha genç bir soluğa sahip, özellikle onun kullandığı dil; alt ve orta sınıf için, çalışanlara yönelik yürüttüğü mücadele artık bütün adayların bir şekilde bu söyleme yakınlaşma ve sosyal meseleleri işleme noktasında etkiliyor. Ancak söylem popülerleşse de Bernie’nin bütün hayatının böyle bir mücadele ile geçmiş olması onu sahnenin en parlak ışığı yapıyor.
Trump popülistliğinin artık engellenemez yükselişi karşısında belki de en etkileyici aday Bernie olacaktır. Ki geçen seçimlerde yapılan araştırmalar da bunu gösteriyor. Bir de Bernie gibi (yaşlı) bir adayın en çok gençler tarafından destekleniyor olması, gençlere etki edecek kuşaklar tarafından benimsenmesi belki uzun vadede Bernie’nin kalıcı başarısı olacak.
Bununla birlikte Bernie’yi zor durumda bırakacak en önemli konu Progressive’lerin ikircikli yaklaşımı olacaktır. Örneğin; Hümanist söylemlerin altında zaman zaman bencil, şovenist ve tutarsız olmaları onlar açısından en büyük handikap haline geliyor. Özellikle azınlıklar, cinsiyetçilik, özgürlük vb. konularda gösterdikleri ikircikli haller onların en büyük açmazını teşkil ediyor. Kritik meselelerde cesurmuş gibi görünen tavırları alt ve orta sınıf dindarları aşırı derecede kaygılandırıyor, ürkütüyor. Bu da Bernie’ye olumsuzluk olarak dönüyor.
5- Trump faktörü: Trump için söylenen birçok şey doğru da olsa, onu tahfif etmek vb. gibi ifadeler onun ABD’liler tarafından çoğunlukla benimsenmesinin önüne geçmiyor. Çünkü uzun zamandır düşmüş beyazların gardını yeniden kaldıran bir süreç yürüttü. Belki kabine değişiklikleri, zaman zaman girdiği polemikler, gaflar, Rusya meselesi gibi konular onun adına eksiklik olarak görülse de halkın genel moral değerlerini yerine getiren işlere imza attı.
Nedir onlar?
Trump’ın Çin’e, AB’ye getirdiği vergiler (gümrük), ekonomik anlamda kartları daha iyi oynadığını gösterdi. Bu hareketler halk tarafından olumlu karşılandı. Moral üstünlük kazanan yönetim, daha güvenli hareket etmeye başladı. Bu da dış politikada agresif bir tutum takınmasına neden oldu. Seçim sloganı bir bakıma fiili hale geldi işte bu da moral katkısı açısından en önemli faktör oldu. Kuzey Kore, İran gibi konularda yürüttüğü program psikolojik bir üstünlük sağladı.
Müslümanların eğitimli genç kuşağı Bernie’ye karşı kayıtsız değil. Bernie’de Müslümanlara karşı diğer adaylara rağmen daha dürüst ve daha dengeli bir siyaset izliyor. Özellikle daha yaşlı Müslümanlar ise daha orta da merkezi karakterlere daha yakın duruyorlar. Onların temel meselesi güç ve bilindik bir düzen olması düşüncesinden kaynaklanıyor. Özellikle bir hafta sonunda 7 cami dolaşması halen daha dillerde dolaşan önemli bir ayrıntı olarak karşımıza çıkıyor.
Demokratların Obama yönetiminden bagajları olan Hillary’den sonra Biden’ı piyasaya sürmeleri ve onun da işlemeyeceği anlaşıldığında Trump’a benzer bir aday koyma girişimi, özellikle Trump’ın şansını artırmaktan başka bir şeye yaramayacak. Bloomberg gibi bir başka zengini piyasaya sürmekte Demokratların çıkmazının en açık resmidir. Bir de şu var ki aslı dururken ve bir takım işleri hâlihazırda kotarmış biri dururken insanlar kopyasını neden seçsinler?
Bütün bu veriler eşliğinde şunu söyleyebiliriz; ABD seçimlerinde eğer büyük bir sürpriz olmazsa Demokratların bu çıkmazı Cumhuriyetçilere uzun vadeli seçim kazanma imkânı sunuyor. Demokratlar ya yeni bir yol bulacaklar ya yeni bir söyleme kavuşacaklar ya da güçlü bir figürün tevarüs etmesini bekleyecekler. Bir de Trump’ın çuvallamasını dileyecekler. Ama şu halleri ile Trump’a ikinci kez seçilme imkânı, Cumhuriyetçilere de uzun vadeli iktidar vaat ediyorlar. Bu seçim hem ABD için hem de sıkışan dünyanın gidişatı açısından önemli bir seçim olacak, her söylem ve eylem bütün dengeleri değiştirecektir. Onun için dikkatle takip etmekte fayda var. Hoşça bakın zatınıza…