Demokratik gelişmenin neresindeyiz?

Abone Ol

Eğer bir ülkede Başbakan:

Başörtüsü sorununun çözülmesi için mutlaka ulusal uzlaşma gerekir.Bunu sağlamak için gidin önce anamuhalefet partisi başkanı Baykal la konuşun diyorsa, buna kendisini mecbur hissediyorsa, ama sıra, Cumhurbaşkanı seçimine gelince, kendi menfaatini gözeterek, uzlaşmaya gerek yoktur, biz sadece kendi partimizin üyeleri arasında bir tesbit yapacağız diyorsa, o ülkede demokratikleşme süreci henüz gelişmiş sayılmaz.

Üstelik, Avrupa İnsanHakları Mahkemesi, başörtüsü ile TBMM ye girdiği için, milletvekilliği düşürülerek haksızlığa uğratılan Merve Kavakçı ve arkadaşlarını haklı çıkarmışsa, buna rağmen tek başına iktidarda olan bir iktidar partisi, kendisinde başörtüsü meselesine dokunma cesaretini görmüyorsa, yine o ülke henüz demokratikleşmede, yolun yarısına bile gelmiş sayılamaz.

Eğer bir ülkede:

Cumhuriyetin ve lâikliğin korunması için, bir kaç darbecinin, TBMM yi ve iş başında olan meşru hükümeti by-pass ederek, durumdan vazife çıkarmasına normal bir hareket gözüyle bakılıyorsa, o ülkenin demokratik sistemi özümsediği kabul edilemez.

Eğer bir ülkede, YÖK misali, kendisini Meclis in ve hükümetin de üstünde gören anti-demokratik, oligarşik kuruluşlar, bağımsızlığını ilan ederek, cumhurbaşkanlığı seçimine doğrudan ağırlığını koymak cüretini gösteriyorsa ve bu türlü sorumsuz kuruluşların eylemlerine, meşru hükümet, gerek kanun gerek idari önlemleri almakta ihmal ve acz göstererek ses çıkaramıyorsa o ülkenin demokratikleşme çabasında ilerlediği söylenemez.

Esasen AKP, YÖK Kanunu nu Meclis ten geri çektiği zaman fırsatı kaçırdı. Bugünlerde döğünmesinin bir yararı yoktur.

Eski Şemdinli savcısına uygulanan muamele reva mıdır

İster hakim, ister savcı, ister avukat olsun, her hukukçunun kendine mahsus bir vicdan kanaati ve bir çözüm şekli vardır. Hasıl olan vicdanî kanaatlere hürmet edilmesi gerekir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bir kimsenin aykırı görüşü, rahatsız edici deredece, sıradışı olsa bile ona saygı gösterilmesini emreder.

Ama bizde, herhangi bir şahsa gösterilen fikir ve kanaat hürriyeti, görüşlerinde hür olması gereken Şemdinli savcısına gösterilememiştir. Onun mesleğinden uzaklaştırılacak şekilde cezalandırılması cihetine gidilmiştir. Ne yazık ki, meslekî kuruluşlar, barolar, insan hakları dernekleri bile ona yeterince sahip çıkamamıştır.

Bütün bunlar demokratikleşmemizde aldığımız kırık notların sadece bir kaçı...

Bilindiği gibi ülkemizde 4 önemli darbe oldu. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat. Bu darbeler hakkında kimseden hesap sorulmadı. Bu arada AKPiktidarına karşı iki darbe teşebbüsü olduğu ileri sürüldü, soruşturma açıldı. Bu soruşturmaların sonucunu kamuoyumuz merakla bekliyor. Bakalım nasıl bir netice hasıl olacak Çünkü bu ve buna benzer olaylar bir ülkenin demokratikleşme yolunda hangi aşamada olduğunu gösteren olaylar cümlesindendir.

Avrupa Birliği gözlemcileri, ülkemizin demokratikleşme yolunda bulunduğu aşamayı, yeterli görmemiş olmalı ki, müzakereleri önemli ölçüde askıya aldı.

Eğer Türk demokrasisi, cumhuriyet kurulduktan sonra hiç müdahele olmadan gelişmesine, rahatça devam etmiş olsaydı, eminim ki, biz bu vadide, Avrupalıların önünde olacaktık. Biz onları gözlemci sıfatıyla eleştirecek, onlara noksanlarını gösterebilecek idik.

Peki öyleyse niçin bu hallere düştük Çünkü demokratik sistemi değiştirecek şekilde parlamento çoğunluğuna sahip olan iktidarların hemen hepsi, sistemi daha da işlerliğe kavuşturmak için gereken görevleri yapmak yerine, kısa vadeli düşünerek, kısa vadeli siyasî menfaat ve tavizler peşine düştüler de onun için.

Hatta bir Anayasa Mahkemesi Başkanı olan Sezer bile, önceleri Cumhurbaşkanlığı nın yetkileri fazladır, demokratik çerçeveye göre ayarlanmalıdır dediği halde, sonraları bu fikrinden vazgeçerek, daha fazla yetki istemeye kalkışmıştır.

AKPyöneticileri de aynı şekilde Rabbena hep bana diyorlar. Bunların da sisteme yararı olacak değişiklikler yapabileceğini düünmek zaittir. Onlar da gününü gün etmek, çeşme alkıyorken testilerini doldurmak çabasındadır.