Demokrasi ve İngiliz Stratejisi - 1

Abone Ol

İNGİLTERE dünyanın en büyük sömürgeci gücüdür. Fakat İngiliz sömürgeciliği salt güce dayanmaz. Bu başarı, İngiliz aklı ve stratejisinin bir ürünüdür. İngilizler, bir yeri işgal etmeden önce oranın bütün değerler sistemini ve bölgenin tüm yapısını bozarlar.

Böylece o bölge işgale açık hale gelmiş olur. Çünkü onların tüm direnme ve değerler sistemi bozulmuştur. Aralarına nifak girmiştir. Maneviyatları çökmüştür. Hatta İngilizler o bölgeden kendilerini isteyen ve kabul eden devşirilmiş insanlar da elde etmiştir. Böylece İngilizler, bir yeri işgal ettiğinde kendilerini alkışlayan bir zümre oluşturmuş olmaktadır.

Bütün bunlara İngiliz beyni ve stratejisi denilmektedir. Günümüzde Ortadoğu’da da meydana gelen kargaşanın asıl müsebbibi İngilizlerdir. Günümüzde dünyayı perde arkasından yöneten kraliçedir. Tüm kargaşanın sebebi de bu ülkedir. Bir Kızılderili atasözünün dediği gibi “Bir nehirde iki balık kavga ediyorsa, bilin ki oradan uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.” Fakat çoğu insanlar İngiliz faktörünü görmez. İngiltere tüm dünyayı yönetmesine ve tüm kargaşanın müsebbibi olmasına rağmen arkada kalmakta ve görülmemeyi becerebilmektedir. İngiltere’nin bu stratejisi anlaşılmadan emperyalizme karşı mücadele başarılı olamaz. Hatta günümüzde insanlar İngiliz milletler topluluğunun kimlerden oluştuğunu ve gerçekte ne olduğunu bilmez. Kanada’nın ve Avusturalya’nın hâlâ sömürge olduğunu bilmez… Böylesine hayalet bir güç haline gelmiştir.

İngiltere, Müslümanlarla kavgalıdır ve Müslümanların bir daha medeniyet sahnesine çıkmaması için tüm damarlarını kesmektedir ve hâlâ da kesmeye çalışmaktadır. Yani aralarına nifak sokmaktadır. Bunun için güçlü bir oryantalist alt yapısı ile istihbarat teşkilatını kurmuş bulunmaktadır. Bugün ilahiyatlarımızdaki akademisyenlerin yeni bir şeymiş gibi gündeme getirdikleri teolojik tartışmaların ana kaynağı İngiltere ve oryantalistlerdir. Onların yaptıkları araştırmalar sonucu İslam etrafında tartışma ve şüphe doğurmaya çalışmış ve maalesef de başarılı olmuşlardır.

Günümüzde ilahiyat camiası ekseninde İslam’ın her konusu tartışmaya açılmış artık Müslümanların ittifak edebilecekleri ortak bir zemin bile bırakılmamıştır. Bu zevatlar, sürekli televizyonlara çıkıp bu konuları gündeme getirerek insanlarda şüphe oluşturmaktadırlar. Böylece İngiliz emperyalizmine hizmet etmektedirler. Kimi bunun farkında kimi ise iyi bir şey yaptığını düşünerek, yani farkında olmayarak İngiliz amacına hizmet etmektedir.  Halbuki bahsettikleri konu Müslümanların sorunlarını çözebilecek bir konu değildir. İnsanları imani anlamda doğrultacak bir mesele değildir. Bu konuların televizyonlarda tartışılmasının bir faydası olmamaktadır. Ama maalesef İngiliz stratejisi sayesinde bu konular sürekli gündeme getirilmektedir. Çünkü İngiltere Müslümanları boş bırakmamakta, Müslümanları zihni anlamda parçalamayı kendi bekası için elzem görmektedir. Müslümanlar bu boş meselelerle boğuşarak enerjilerini tüketmekte ve asıl sömürgeci gücü görmemektedirler.

İNGİLTERE VE DEMOKRASİ

İngiliz stratejisi ekseninde tartışacağımız çok konu bulunmaktadır. Fakat ben demokrasi ve devlet yönetimi konusuna biraz değinmek istiyorum. Bilindiği gibi parlamenter sistemin bir anlamda merkezi İngiltere’dir. Özellikle batı, tüm dünyaya demokrasiyi kutsal bir dava olarak sunmaya çalışmakta, ülkeler demokrasiyi yerleştirme bahanesi ile işgal edilmekte, insanlar bu uğurda ölmektedir.

Peki, batı neden diğer ülkelere demokrasiyi dayatmaktadır? Başka ülkeler demokratik değil monarşi ile yönetilse ne olur? Bu konu neden onları ilgilendirmektedir?

Bu soruların cevabı, demokrasinin anlamında yüklüdür. Çünkü demokrasi sayesinde batı kendilerinden olmayan devletlere müdahale edebilmekte, hatta yönetebilme zeminini oluşturmaktadır.

Aslında demokrasi istikrarsız ve dış etkiye açık yönetimler oluşturmaktadır. Hele bizim gibi ülkelerde demokrasi sayesinde istikrar yakalanmamaktadır. Çünkü demokrasilerde seçim sistemi bulunmaktadır. Herkes bir parti kurup seçimlere girmekte, halkın teveccühünü kazandığında ise ülke kendisine teslim edilmektedir. Yani en iyi propagandayı yapan, en iyi konuşan yönetime gelmektedir. Proje ve ideal unsuru hiç dikkate alınmamaktadır. Daha önceki dönemlerde Cem Uzan isimli bir zenginin kurduğu parti sırf başkanın genç ve yakışıklı olması, meydanlarda halka döner ikram etmesi, mitinglerinde sanatçıların konser vermesi sayesinde ilk girdiği seçimlerde yüzde yedi gibi büyük bir rakama ulaşmışken, kadrosu ve projesi olan Erbakan ekibi yüzde beşlerde oy almıştır. Bu olay bile olayı anlamamızı sağlamalıdır.

İşte bu durum yani demokrasi, batının müdahalesine açık olduğu gibi gerçek anlamda onların yönetmesini de sağlamaktadır. Çünkü tüm maharet halkın oyunu almada geçmektedir. Batının yetiştirdiği/devşirdiği kişiler, batıdan aldıkları para, tanıtım ve lojistik destek sayesinde halkın sempatisini kazanabilmekte ve devletin başına geçmektedirler.