Demokrasi ve halk

Abone Ol

Sağından soluna, yazarından okuyucusuna, yöneticisinden yönetilenine kadar, karşılaşılan her türden sorunun çözümü için başvurulan kavram "demokrasi" olmaktadır. Bu yaklaşım biçimi salt bir müesses siyasi rejimin varlığını tesbit etme olarak ele alındığında onaylanabilirse de, mahiyetleri farklılık içeren sorunlara çözüm olsun diye sunulduğunda, kaçınılmaz olarak bir takım güçlükleri beraberinde getirme istidadındadır. Çünkü "demokrasi" salt kavram olarak öneriliyor ve bu kavramı oluşturan unsurlar arasında istenilen uyum sağlanamıyorsa, o taktirde demokrasi, Ortaçağ skolastiğinin tümel gerçekliği (küllîler, universeaux ) düzleminde temellendiriliyor demektir. Yani toplumsal siyasal vb. somut gerçekliklerden yalıtılıyor hükmünü güçlendirir. Bu durumda o, demokrasi, toplumsal, siyasal somut gerçeklikleri değil, mantıksal soyutlamaların karşılığı olmaktan öteye gidemez. Dahası demokrasinin olmazsa olmaz hedefleri arasında bulunan insan hak ve özgürlükleriyle hukukun üstünlüğü olgularının daraltıldığı, giderek baskılandığı, hatta göstermelik hale getirildiği otokratik, açıkçası totaliter bir rejimin paravanına dönüşmesi kaçınılmaz olabilir.

Bir siyasi rejim olarak demokrasinin kurucu unsurları arasında seçim ve seçmen önemli işlevlere sahibtir. Bunların önşartı halk olgusunda ifadesini bulur. Seçim, halkın nasıl yönetim ve yönetici arayışını ortaya çıkartırken, seçmen bu sürece iradesiyle katılarak belirleyicilik rolünü üstlenir.

İşte bu nokta, seçim ve seçmen olguları dolayısıyla, demokrasinin maliyet dönüşümü sorunuyla karşı karşıya kaldığı tesbitinin yapılması sözkonusu olmaktadır. Seçim, yani halkın iradesinin ortaya çıkartılması ameliyesi birtakım ilke, kural ve belli bir sistemi şart koştuğu, hatta buna gerek duyduğu için, demokrasinin mahiyetinin oluşumunda doğrudan etkindir. Sözgelimi, Rousseau nun "Genel irade" öğretisi bağlamında seçimi sayısal üstünlüğü olarak görürseniz demokrasiye yüklenen anlam farklı, seçimi d Honte sisteminde ya da halihazırda bizde olduğu gibi yüzde on baraj ile sınırlandırırsanız uygulanacak demokrasi tamamen farklı bir şekilde tezahür edecektir. Anayasa hukukçusu olduğu kadar iyi bir siyaset bilimci ve sosyoloğu da olan Duverger, seçim sistemleri ve seçmen unsurunu dikkate alarak demokrasinin "seçimle gelen krallar" yönetimine yol açabileceği gibi "halksız demokrasi"nin kurulmasına da yol verebileceği tehlikesine işaret etmişti yıllar öncesinde.

Öyle görünüyor ki, son birkaç onlu yıllar içinde seçim sistemleri yanında seçmen unsuru Türkiye deki demokrasinin mahiyetinin oluşumunu ciddi bir tarzda engellemekte, hatta sakatlamaktadır. Seçim sistemi nihayet yasal ve teknik düzenlemeler ile giderilebilir bir engel konumundadır. Asıl sakatlayıcı etken olarak "seçmen" unsurunun ortaya çıkmış olmasıdır. Bu sanıldığının ötesinde salt bir tanım masumluğu olarak görülmemelidir. Gerçekten "seçmen" unsuru bir kimlik öznesi niteliği kazanımıyla "halk" olgusunu törpüleyerek aşındıran, giderek battal haline getirebilecek güç donanımına kavuşan bir olgu konumuna gelmiş gibidir. Şu soru burada mukadder olarak sorulmak durumundadır:

Demokrasinin vazgeçilmez unsuru sayılan siyasi partilerin seçmenleri kimlerdir

"Halk" diye verilecek bir cevap doğru olmasına doğrudur ama geçer not alabilir mi

Sonraki yazının konusu bu olsun.