Demokrasi sınavı

Abone Ol

Fikirlerine zerre miktarınca katılmıyorum, ama bu fikirleri sonuna dek savunabilmeni destekliyorum… Demokrasinin tek cümlelik tarifi işte budur. Fikirlerine katılmadığınız insanlara bile tahammül duyabilmek… Her fikrin ayrı bir yeri, ayrı bir savunma mekanizması olduğunu kabullenebilmek. Demokrasi kavramı, öncelikle kişilerin, kurumların, ilgili tüm birimlerin, özümsemesi, kanıksaması, içselleştirmesi ve sınırlarını kabullenmesi gereken bir kavramdır. Türkiye, bu bağlamda Cumhuriyet tarihi boyunca çok kötü sınavlardan geçmiş, hâlâ bu sınavlarda kaldığı bütünlemelerle uğraşan, çabalayan ve bir türlü başa çıkamayan bir görüntü arz ediyor. Kısacası, demokrasi karnemiz kırıklarla dolu olduğu gibi, ortalıklar da sahte demokratlardan, garnizon demokratlarından, ikiyüzlü demokratlardan, cunta artığı demokratlardan geçilmiyor.

Türk televizyonculuk tarihinde ayrı bir yere ve öneme sahip olan Mehmet Ali Birand’ın ölümüyle, aslında çok şeyi sorgulama zemini ortaya çıktı. Birand’ın öldüğü günün akşamı, Cüneyt Özdemir’le CNN Türk’te yaptığı bir sohbet ekranlara getirildi. Özellikle 28 Şubat süreciyle ilgili olarak Birand’ın anlattıkları gerçekten demokrasi düzlemimizin nasıl eğri büğrü ve çapraşık dehlizlerle dolu olduğunu ortaya koyuyordu. Ne denilir basın için Özgür basın, hür basın, hür yorum… 32. Gün’ü çekmek üzere gittikleri üniversitede, canlı yayın öncesi askerler 32. Gün ekibini arıyorlar ve diyorlar ki, “Bu canlı yayında askerle ilgili bir konu gündeme getirilirse, bu sizin sonunuz olur”… Birand ve ekibi de üniversite öğrencilerine program öncesinde bir konuşma ve hatırlatma yapıyorlar… “Eğer bizi seviyorsanız, bizim sonumuzu düşünüyorsanız, sakın askerle ilgili mevzulara girmeyin…”

Neticede, öğrenciler ortalığı bulandıracak mevzulara girmiyorlar ve canlı yayın yapılıyor…

Askerlerin özgür basına direktif vermeleri ve bu direktifi tehditle süslemeleri başlı başına bir skandal…

32. Gün ekibinin de bunu kabul etmesi, öğrencilerle paylaşması da başlı başına ayrı bir skandal…

Birand’ın bu dönemin ağır şartlarıyla ilgili olarak bunu itiraf edebilmesi, aslında yaşanan skandalların ağırlığını ortaya koyması bağlamında çok anlamlı.

Geçtiğimiz 28 Şubat tarihinde, dönemin çetrefilli konularıyla ilgili röportaj yaptığım rahmetli Mehmet Ali Birand, “Çoğumuzun yatacak yeri yok” açıklamasında bulunmuştu.

Bunu itiraf edebilmek de elbette büyük bir erdem!

Zira, Birand, 28 Şubat sürecinde andıçlanan, sesi soluğu kesilmeye çalışılan gazetecilerden biriydi. Demokrasiyi özümsemek, demokrasiyi kavramak, demokrasiyi içselleştirmek derken aslında bu çetrefilli dönemde “Dik durabilmenin de” önemini hatırlatmak istiyoruz.

Demokrasi adına, bu dönemde herkes dik durabilseydi, asker böyle bir kalkışmaya cüret edebilir miydi Gazeteciler, hukukçular, siyasetçiler, toplumun her kesimi…

Demokrasi, ucuz bir kavram değil… Bedelleri bazen çok ağır olabiliyor… Ama öncelikle bu bedeli ödemeyi göze alabilecek kadar mangal yürekli ve yiğit olabilmek lazım.

Yaptıklarınızla, haberlerinizle, duruşunuzla nasıl bir noktada olup olmadığınıza bakılacak.

Türkiye, hâlâ bu demokrasi sınavında, başı gözü yarılmış bir halde, tüm hürriyetlerin ulufe olarak verilmediği bir özgürlük okyanusunu bekliyor.