Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)›a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Kur’an-ı Kerim’i kitap, Hz. Muhammed (s.a.v)’i peygamber olarak kabullenip iman ettiğimiz için Müslümanız. Bu imanın gereği “Kur’an ve Sünneti, Sadık Haber” olarak zorunlu bilgi kaynağı saymaktayız. Bizi, materyalizme iman etmiş batıdan ayıran en temel özelliğimiz budur. Bu yüzden biz, batılıların ürettiği kavramlar ile kendimizi ifade edemeyiz ve bu kavramlar ile bize dayatılan “batıl ve zalim” rejimlerin yandaşı ve bekçisi olamayız. Batı, Siyonizm’in hâkimiyeti altına girdikten sonra, İslam’a ve Müslümanlara karşı başlattığı kültür savaşı kapsamında birtakım mefhumlar üretmiştir. Haçlı batı, ürettiği bu mefhumlar ile İslam’ın yoğunluğunu ve Müslümanların emperyalist eğilimler karşısındaki dirençlerini kırmayı hedeflemiştir. Haçlı emperyalist batının bu kapsamda ürettiği kavramlardan birisi de demokrasi mefhumudur. Demokrasi, tıpkı laiklik gibi bizzat batılıların bile üzerinde ittifak ettikleri net ve anlaşılır bir tanımı olmayan bir kavramdır. Demokrasi hakkında piyasada dolaşan bütün bilgiler “Eski Yunan” kaynaklıdır. Bu bilgiye göre demokrasi, Eski Yunan’da şehir devletlerinde başladığı söylenmektedir. Ancak Eski Yunan şehir devletlerinin ortadan kalkmasından sonra 2.000 yıllık dönemde “demokrasi” tarih olmuş, bu zaman diliminde Avrupa, farklı yönetim şekilleriyle idare edilmiştir. 18. Yüzyıla gelindiğinde “Rönesans Aydınlanmacılığının” bir sonucu olarak “Siyonist” ideolojiye teslim olmuş Avrupa’da, paralel ve işbirlikçi yapılar tarafından “demokrasi” yeniden servis edilmeye başlanmıştır. Amerikan İhtilali kapsamında Siyonist Yahudiler tarafından kurulan 13 koloninin birleşerek 4 Temmuz 1776 yılında ilan ettiği İstiklal Beyannamesi, demokrasi tarihinin klasik belgelerinden sayılmıştır. Bunun arkasından 1789 yılında gerçekleşen ihtilal ile Fransa demokrasiye adım atmıştır. Demokrasi tarihi doğru okunduğunda karşımıza çıkan gerçek; “Siyonizm” inanışının bir yansıması olarak, bunlar tarafından kurulan “hile rejimi ve köle düzeni” yoluyla, toplumların “üstün insana” hizmet eden köleler haline getirilmesidir. Bizzat kimi batılı aydınlar tarafından “ehliyetsizliğe tapış” diye tanımlanan demokrasi, gelişmekte olan Türkiye ve benzeri ülkelerde tıpkı “Laiklik” gibi tartışılmaz ve dokunulmaz bir kutsala dönüştürülmüştür. Gerçekte ise demokrasi “Siyonist” iradeye teslim olmuş rejim ve yönetimlere halkın alet edilmesidir. Bu özelliği ile demokrasi bir aldanma ve aldatma rejimidir. Bu rejiminin hamiliğini ise ABD ve haçlı batı yapmaktadır. ABD ve haçlı batı bir ülkeye: “biz size demokrasi getireceğiz” derken sizi Siyonizm’in kölesi yapacağız diyorlar. ABD’nin ve haçlı batının pazarlamasını yaptığı demokrasi böyle bir şeydir. Anlatmak istediğim şey bir zan değil, ilimdir. Bir kez daha ifade edecek olursak, “demokrasi” düzen ve yönetimde “İlahi İrade” yerine “Siyonist İradeye” teslim olmaktır. Onun için millet olarak demokrasi kelimesiyle bize dayatılmak istenen “şer” şeylere karşı uyanık olmak zorundayız.
MEFHUM SAVAŞI
15 Temmuz 2016 tarihinde demokrasi havarisi ABD ve Haçlı Batının “Müslüman Türkiye’ye” karşı, emrindeki paralel yapıları kullanarak giriştiği darbe kalkışması sonrasında en fazla kullanılan mefhumlar hiç şüphesiz demokrasi ve milli irade kavramıdır. Müslüman bir toplum olarak biz, bu kavramları niçin kullanıyoruz? Siyonizm’in ve haçlı batının ürettiği bir kavram olarak demokrasi; düzen ve yönetimde “Siyonist İradeye” teslim olma rejimi anlamında kullanılıyor ise, biz bu kelimeyi niçin ve hangi anlamda kullanıyoruz? Onların kullandığı anlamda bu kavramı kullanmak, biz Müslümanları manen sıkıntıya sokar. “Milli İrade” mefhumu, bize ait bir kavram olarak, biz bu kavramı neyi izah etmek için kullanıyoruz? Gerçekte “Milli İrade” düzen ve yönetimde “ilahi iradeye” teslim olmak olarak kullanılmaktadır. “Milli İrade” kavramının beşeri iradeye teslim olmak olarak kullanılması yanlıştır ve hatalı bir kullanımdır. Bizim milli irademiz İslam’dır. Biz bütün tercihlerimizi İslam’ın ulvi esaslarına göre yapmak zorundayız. Rabbimiz buyuruyor: BAKARA 135: “(Yahudiler ve Hristiyanlar Müslümanlara:) Yahudi ya da Hristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanif olan İbrahim›in dinine (İslam’a) uyarız. O, müşriklerden değildi.” Bu ayette bize, Yahudi ve Hıristiyanların teklif ettiği Siyonist iradeye değil, ilahi iradeye teslim olun ve bağlanın deniliyor. Bunun için demokrasi ve milli irade kavramlarını kastedilen orijinal anlamlarını bilerek kullanmamız gerekir. “Millet demokrasiye sahip çıktı, demokrasi bayramı, demokrasi nöbeti, demokrasi şehidi” gibi beyanlar, 15 Temmuz kalkışmasını önleyen “İman ve Şuuru” hafife almak olur. Milletimizi “Müslüman Türkiye’yi” hedef alan “15 Temmuz Siyonist Darbe” kalkışmasına karşı direnişe sevk eden şey, “Demokrasi İnanışı” değil, din ve düzen olarak iman ettikleri “İslam’ın” ulvi prensiplerine bağlılıklarıdır. Bu Siyonist darbe girişim, “Müslümanlık İnanışına” karşı yapılmış bir kalkışma olduğu için milletimiz, bir bütün olarak kıyam etmiş ve Allah’ta bu niyete yardım ederek bizi büyük bir beladan kurtarmıştır. Bunu böyle kavramak bir hidayet meselesidir.
MİLLİ GÖRÜŞ
Müslüman milletimizi Irkçı Siyonizm ve emperyalist batı karşısında kıyama kaldıran hidayet, feraset ve dirayet hiç şüphesiz “Milli Görüş” şuurudur. Biz 1984 yılında Kıbrıs zaferini Milli Görüş ile kazandık. Ve biz, son 15 Temmuz “Siyonist” darbe kalkışmasını da Milli Görüş ile püskürttük. Bizi “Müslüman Türkiye’yi” hedef alan bu Siyonist kalkışma karşısında birleştiren, tekbir ümmet olduğumuzu fark ettiren, dilimizi terbiye eden, kardeşliğimizi pekiştiren mana Milli Görüştür. Milletimiz Milli Görüşe bağlı bir millettir. Silahlı Kuvvetlerimiz özünde Milli Görüşe bağlıdır. Emniyet mensuplarımızın, valilerimizin, kaymakamlarımızın sahip olduğu ezan ve vatan sevgisinin özünde Milli Görüş vardır. Elbette ki millet olarak her zaman hakkı üstün tutmaya, inadına Milli Görüşçü olmaya devam edeceğiz. Selam hidayete tabi olanlara…