Ülkemiz başta olmak üzere darbelere sahne olan pek çok
halkı Müslüman ülkede darbeciler önce ABD ile anlaşır, onayını alır darbelerini
öyle yaparlar. Böylece hem darbelerini hem de kendilerini sağlama aldıklarını
sanırlar. Bu tür darbelerin değişmez bir başka gerekçesi ise darbe ile
demokrasiyi korumak ve kökleştirmektir. Bir ülkede eğer darbeciler ilk
açıklamalarında demokrasiyi korumak ve kollamak adına darbe yaptıklarını
söylüyorlarsa bilinmelidir ki bu darbe ABD destekli ve ABD çıkışlı bir darbedir
ve demokrasi tecavüze uğramıştır. Çünkü ABD bazı ülkeleri hizaya getirmek,
çıkarlarını kayıtsız şartsız koruyacak yapılar oluşturmak istiyorsa ya içeriden
emrindeki bir takım kişiler eliyle darbe yaptırır ya da askeri güç kullanarak
ülkeleri işgal eder. Bölgemizde darbeler veya doğrudan işgal edilerek hizaya
getirilmek istenen ülkelere birden çok örnek vardır.
Özellikle İslam ülkelerindeki darbeler karşısında ABD
karşı bir tavır sergilemiyor, darbeyi darbe olarak tarif edemiyorsa
bilinmelidir ki, o darbenin planlayıcısı ve uygulamaya koydurucusu ABD dir.
Bunan en son örneği Mısır da gerçekleştirilen darbedir. Mısır daki darbenin
ardından başta Türkiye olmak üzere pek çok ülkede ABD ve diğer Batılı ülkelerin
seçimle işbaşına gelmiş bir iktidarın devrilmesine darbe diyemeyişlerini dünya
hayretle ve şaşkınlıkla izledi. Şahsen hayret etmiş değilim. ABD ve Batı,
Mısır daki darbe konusunda belki de ilk defa samimi davrandılar, olduklarından
başka türlü görünmeye ihtiyaç duymayan bir duruş sergiledi. Darbeye darbe
demedi/diyemediler. Darbe demeleri yandaşlarını mahkûm etmek anlamına
gelecekti. Bununla da kalınmadı Mısır daki askeri müdahale ABD Dışişleri Bakanı
tarafından demokrasinin yerleştirilmesi için atılmış zaruri bir adım olarak
nitelendirildi. Diktatörlerden kurtarmak, insanları özgürlüğüne kavuşturmak
adına ülkeleri işgal eden ABD den aslında Mısır daki durum konusunda başka bir
yaklaşım beklenemezdi.
Bu köşede sıkça vurguladığım gibi eğer demokrasiyi
korumak, kollamak ve yerleştirmek için darbeler, insanları diktatörlerden
kurtarmak ve özgürleştirmek için ülkelerin işgaline cevaz verilecek olursa hem
işgal hem de darbeler meşrulaştırılmış olur. Bu ise, adaletin değil gücün hâkim
olduğu bir dünyada yaşadığımızın ifadesidir. Böyle bir dünyada adaletin tecelli
etmesini beklemek sadece ahmakların ya da çıkarlarının esiri olmuşların işi
olabilir. Kendini ahmak kabul etmeyenlere ise önemli bir görev düşüyor.
Yeryüzünde adaleti hâkim kılmak için bütün güçleri ile çalışmak. Hakkın hâkim
olmasını istemek tek başına yeterli değildir. Bunun için çalışmak, gerekirse
bedel ödemeyi göze almak gerekir. Çaba göstermeden emperyalistlerin ülkelerinde
adaleti tesis etmelerini beklemek kadar aptallık olabilir mi
Her ne ise. Sözü dünkü bir gazetede yer alan Tezi
demokrasi icraatı darbe başlıklı habere getirmek istiyorum.
Haberde Mısır daki darbenin başı General Sisi nin 2006 da
ABD de staj yaparken Harp Akademisi için yazdığı tezde Ortadoğu da demokrasinin
ancak inanca dayalı inşa edilebileceğini savunduğu, Müslüman kardeşlere arka
çıktığı belirtiliyor. Sisi nin dün böyle düşünürken bugün halkın oyu ile iş
başına gelmiş Müslüman kardeşleri darbe yoluyla iktidardan uzaklaştırmasındaki
çelişkiye dikkat çekiliyor. Aslında ABD tipi özgürlük ve demokrasi konusunda
yukarıda yaptığımız izahlardan sonra Sisi nin çelişkili davranmadığını söylemek
mümkün. Çünkü tezini ABD de yazmış, darbe eğitimini orada almış. ABD tipi darbenin
nasıl olduğunu iyi öğretmişler. Yani, ABD yanlısı darbecilerin darbe ile
demokrasiyi birlikte gündeme getirmelerini çelişki olarak görmemek gerekiyor.
Bu arda, ABD nin anladığı inanç ile İhvan ın inancının bağdaşmadığını görmek
gerekiyor. ABD için Müslüman ülkelerde inanç özürlüğü ABD çıkarlarının
korunması ile birlikte düşünülebilir. İşin özü bundan ibaret.