Demokrasi getirmek için ABD destekli darbe!..

Abone Ol

Ülkemiz başta olmak üzere darbelere sahne olan pek çok

halkı Müslüman ülkede darbeciler önce ABD ile anlaşır, onayını alır darbelerini

öyle yaparlar. Böylece hem darbelerini hem de kendilerini sağlama aldıklarını

sanırlar. Bu tür darbelerin değişmez bir başka gerekçesi ise darbe ile

demokrasiyi korumak ve kökleştirmektir. Bir ülkede eğer darbeciler ilk

açıklamalarında demokrasiyi korumak ve kollamak adına darbe yaptıklarını

söylüyorlarsa bilinmelidir ki bu darbe ABD destekli ve ABD çıkışlı bir darbedir

ve demokrasi tecavüze uğramıştır. Çünkü ABD bazı ülkeleri hizaya getirmek,

çıkarlarını kayıtsız şartsız koruyacak yapılar oluşturmak istiyorsa ya içeriden

emrindeki bir takım kişiler eliyle darbe yaptırır ya da askeri güç kullanarak

ülkeleri işgal eder. Bölgemizde darbeler veya doğrudan işgal edilerek hizaya

getirilmek istenen ülkelere birden çok örnek vardır.

Özellikle İslam ülkelerindeki darbeler karşısında ABD

karşı bir tavır sergilemiyor, darbeyi darbe olarak tarif edemiyorsa

bilinmelidir ki, o darbenin planlayıcısı ve uygulamaya koydurucusu ABD dir.

Bunan en son örneği Mısır da gerçekleştirilen darbedir. Mısır daki darbenin

ardından başta Türkiye olmak üzere pek çok ülkede ABD ve diğer Batılı ülkelerin

seçimle işbaşına gelmiş bir iktidarın devrilmesine darbe diyemeyişlerini dünya

hayretle ve şaşkınlıkla izledi. Şahsen hayret etmiş değilim. ABD ve Batı,

Mısır daki darbe konusunda belki de ilk defa samimi davrandılar, olduklarından

başka türlü görünmeye ihtiyaç duymayan bir duruş sergiledi. Darbeye darbe

demedi/diyemediler. Darbe demeleri yandaşlarını mahkûm etmek anlamına

gelecekti. Bununla da kalınmadı Mısır daki askeri müdahale ABD Dışişleri Bakanı

tarafından demokrasinin yerleştirilmesi için atılmış zaruri bir adım olarak

nitelendirildi. Diktatörlerden kurtarmak, insanları özgürlüğüne kavuşturmak

adına ülkeleri işgal eden ABD den aslında Mısır daki durum konusunda başka bir

yaklaşım beklenemezdi.

Bu köşede sıkça vurguladığım gibi eğer demokrasiyi

korumak, kollamak ve yerleştirmek için darbeler, insanları diktatörlerden

kurtarmak ve özgürleştirmek için ülkelerin işgaline cevaz verilecek olursa hem

işgal hem de darbeler meşrulaştırılmış olur. Bu ise, adaletin değil gücün hâkim

olduğu bir dünyada yaşadığımızın ifadesidir. Böyle bir dünyada adaletin tecelli

etmesini beklemek sadece ahmakların ya da çıkarlarının esiri olmuşların işi

olabilir. Kendini ahmak kabul etmeyenlere ise önemli bir görev düşüyor.

Yeryüzünde adaleti hâkim kılmak için bütün güçleri ile çalışmak. Hakkın hâkim

olmasını istemek tek başına yeterli değildir. Bunun için çalışmak, gerekirse

bedel ödemeyi göze almak gerekir. Çaba göstermeden emperyalistlerin ülkelerinde

adaleti tesis etmelerini beklemek kadar aptallık olabilir mi

Her ne ise. Sözü dünkü bir gazetede yer alan Tezi

demokrasi icraatı darbe başlıklı habere getirmek istiyorum.

Haberde Mısır daki darbenin başı General Sisi nin 2006 da

ABD de staj yaparken Harp Akademisi için yazdığı tezde Ortadoğu da demokrasinin

ancak inanca dayalı inşa edilebileceğini savunduğu, Müslüman kardeşlere arka

çıktığı belirtiliyor. Sisi nin dün böyle düşünürken bugün halkın oyu ile iş

başına gelmiş Müslüman kardeşleri darbe yoluyla iktidardan uzaklaştırmasındaki

çelişkiye dikkat çekiliyor. Aslında ABD tipi özgürlük ve demokrasi konusunda

yukarıda yaptığımız izahlardan sonra Sisi nin çelişkili davranmadığını söylemek

mümkün. Çünkü tezini ABD de yazmış, darbe eğitimini orada almış. ABD tipi darbenin

nasıl olduğunu iyi öğretmişler. Yani, ABD yanlısı darbecilerin darbe ile

demokrasiyi birlikte gündeme getirmelerini çelişki olarak görmemek gerekiyor.

Bu arda, ABD nin anladığı inanç ile İhvan ın inancının bağdaşmadığını görmek

gerekiyor. ABD için Müslüman ülkelerde inanç özürlüğü ABD çıkarlarının

korunması ile birlikte düşünülebilir. İşin özü bundan ibaret.