Batı düşüncesi dünyaya bir bütün olarak egemen olduğundan beri kendi ruhunu ve karakterini jakoben bir anlayışla insanlığa abandırıyor. Emperyalizm savaşlarını sevimlileştirmek adına kendine özgü üslupla kavramlarıyla sürdürüyor. Krallıkları demokratikleştirme savaşları.
İslâm coğrafyası kendi değerlerinden, ilke ve ülkülerinden uzaklaştığından batı kuşatması altına girdiğinden beri, onların kavramlarıyla ve anlayışlarıyla yaşamaya bakıyor. Bunu özveriyle yaparken bir inanç ve akide haline de dönüştürüyor. Müslümanlar bunu içselleştiriyor. İslâm devlet geleneklerinde krallıklar yoktur, sultanlar vardır. Genel bakışıyla bu böyledir.
Batı güdümüne girildiğinden beri sayısız parçalara bölünmüş coğrafyanın her bir parçasına birer krallar dikildi. Bu krallar kalben ve ruhen efendilerine bağlı konumunda. Kendi iradeleriyle hareket etmeleri mümkün değil. Etmeye kalkışanlar bir anda bertaraf ediliyorlar. Bu süreç aşıldıktan, Müslümanlar hem kendi değerlerinden uzaklaştırıldıktan, iyice dünyevileştirdikten sonra onlara yeni bir kapı açıldı. İyice emin olunduktan sonra krallarını devre dışı bırakırken onların yerine "demokrasi dini"ni yerleştiriyor. Son yirmi yıllık süreçte kendisine karşı direnen kendi kuklaları olan kralları ve yapıları kırarken onlara demokrasi getirme savaşlarını sürdürüyor.
Bu savaşlar büyük tahribatlarla sürüyor. Bir yandan insan ölümleri ki bu azımsanmayacak kadar fazla, milyonları buluyor, diğer yandan savaş sonrası insan yıkımları, genç Müslüman birikiminin ve enerjisinin tükenmesi, kültür ve uygarlık tarihinin talan ve tahribi. Batı ruhuna güdümlenmiş Müslümanlar bütün dikkatleri zulüm ve baskıdan kurtulmak adına demokrasi dinine dört elle sarılmış bulunuyorlar. Bunu tek kurtuluş çaresi olarak ve hatta bunun teviline giderek bir araç olduğunu düşünüyorlar. Zaman içinde bu düşünceye dört elle sarılarak bunu dini bir form içinde yaşadıklarının farkına bile varmıyorlar.
Son on yıl içinde olan savaşlara baktığımızda bunun acı sonuçlarını görebiliyoruz. Libyadan gelen bir dostun anlattıkları vahim. Libyadaki tarihi ve kültüre ait eserlerin tamamen ortadan kaldırıldığı. Bunu, salt orayla sınırlı görmemek gerek. Suudda Kâbe ve çevresindeki, Medinedeki kültür tarihine ait eserlerin nasıl ortadan kaldırıldıklarına tanığız. Hüsnü Mahalli Şamdan yazdığı bir yazısında Emeviye Camiinin nasıl tahrip olduğunu gözü yaşlı anlatıyor.
Bu savaşlarda mantık yoktur. İnsanlar iradeleriyle hareket etmiyorlar. Savaşların provakatif yönlerinin farkına bile varılamıyor. Bir Beşar Esad zalimi devrilecekken Şam-ı Şerif ve onu barındıran manevi güç ortadan kalkıyor.
Türkiye en azından bu algıyla bu savaşı sonlandırmalı, elini hemen çekmelidir. Suriyeyi demokrasi dini adına birinin elinden alıp bir diğerinin eline verirken bu süreçte geriye bizim Şamımızdan bir şey kalmıyor.
Gazetelere yansıyan çok çarpıcı bir haber bu demokrasi dini savaşlarından sonra arta kalan felaketlerin nasıl sürdüğü. "Abedenin Oregon eyaletinde bir mahkeme Irakta görev yaptıkları sırada kansere neden olan kimyasal maddelere maruz kaldıkları gerekçesiyle 12 asker için toplam 85 milyon dolar ödenmesine karar verdi. Bölgede görev yapan bir inşaat ve enerji devi Amerikan şirketi KBR, 12 askerin her birine 7 milyon dolar ödeme yapılacak."
Buna göre sadece bir eyalette birkaç kişiye ödenen tazminat... Ya diğerleri Iraka dönersek savaş sırasında ölen 1,5 milyonu aşkın insan, ırzına geçilen kadınlar, dul ve yetim kalan insanlar, savaş sonrası kimyasalların yaptığı ve yapacağı tahribatlar, talan edilen kültür tarihi, 1.500 yıllık birikimi barındıran müze ve diğerleri. Irakta savaş bitmiş değil iç savaşlar için için sürüyor ve her gün ölen insanların sayısı giderek artıyor. Demokrasi adına yapılan cihatta buna değer mi Suriye daha beter bir durumda olacak.
Müslümanlar kendi özlerine dönmedikçe ve kendi ruhları ve kavramlarıyla yönetilmedikçe felaketlerden kurtulamayacaklar, esenliğe kavuşamayacaklar.