Demirel ne tutmuştu ve sünnetsiz deyince, neden onlar?..

Abone Ol

Köln mahkemesi sünnet "suçtur" demiş.

"İnsan yaralamaktır"da demiş.

Desinler, vardır bir hesapları... Hem onlar ne zaman hesapsız oldular ki...

İki günde iyileşecek küçük bir parça almaya bu itiraz neden Sünnet çocuğunun itirazı da var ama, onun ki kendince haklı.

Küçük bir parça alacağız, diyen doktoruna karşı çıkıyor, beş yaşındaki çocuk. "Bu yaşıma kadar kimse benden küçük bir parça almamıştı." Gülme krizindeki doktor elinden düşürecek neşterini... Tutun!

Sünnet konuşulur da bizler ve bizden önceki yıllarda doğan bu ülkenin insanları, Menderes Devrinde Halkçıların bayağı ve belden aşağı o ünlü esprileriyle Demokratların morallerini bozduklarını hatırlamazlar mı

Hatırlarlar, hatırlarlar...

Ama önce bir sonraki neslin politikacılarından Demirelle ilgili bir anektodla girelim konuya... 12 Eylülün neden olduğunu bilmeyenler... Yok yok. Tam yerine oturmadı "neden". Cümlemiz şöyle daha türkçe olsun. 12 Eylülün gerçek sebebini bilmeyenler, şimdilerde yaptıkları yorumlarda diyorlar ki: Demirelle Ecevit bir araya gelselerdi, 12 Eylül olmazdı.

Menderes seçim kararı alsaydı, 27 Mayıs olmazdı, demek gibi bir şey. Şartlar tamam olunca ihtilal olur, vadesini koyan İnönüyü kim durduracaktı Seçime giderek, kaçacaklardı ama, gibi bir gerekçeyi üretemez miydi CHPliler

Demirelle Ecevit bir araya gelselerdi.

Sanki gelmediler.. Kim iddia ediyor gelmediklerini. Hergün aynı Mecliste değiller mi idiler Çok yakın olup birbirlerine, karşılıklı konuştukları zamanlar kasdediliyorsa, o da olmuştu. Demirelle Ecevit birlikte çıktılar, yalnız kalıp görüştükleri odadan, kapı önüne. Patlayan flaşlar, kameralar, gazeteciler, mekanize bölük...

Demirel ve Ecevit.. Birinin iktidarın başı, diğerinin ana muhalefet lideri olduğu o dönüşümlü yıllar... Hangisi hangisi ise artık...

Merakla beklenen ve olması istenen o iki kişilik toplantıdan sonra, gazetecilerce sorulacak soru nedir Mademki ülkenin geleceği ve sokaklarda gençlerin ölüp, ölmemesi bu iki kişinin ağızlarından çıkacak kelimelere bağlı... Ki o iki kişi dahi, gazeteciler ve kameralar vasıtasıyla bu ülke insanlarının kendilerinin ağızlarına baktığını, onların ağızlarından çıkacakları duymak istediklerini bilmezler mi Bilirler, bilirler...

İlk soru soruluyor. Hangi ünlü gazeteci sormuşsa artık... Ki o soru direkt Demirele soruluyor.

- Ecevitin elini sıktınız mı

Normal şartlar altında bu sorunun sorulduğu o mekanda ve o anda ortalığın buz kesmesi icap etmez mi Hatta soruyu soran o gazetecinin diğerleri tarafından ezilip yok edilmesi gerekmez mi

Öyle olmamış. Cevap Demirelde hazır.

- Başka neresini sıkacaktım

Kahkaların arasında kayboluyor ülkemin yılları ve ülkem hızla kayıyor 12 Eylüle doğru.

Hiç mi ülkesini seven gazeteci yoktu içlerinde Yahut ertesi günlerde neden sorulmadı İnsanlar Demirel başka neresini sıkacaktı, deyip gülerlerken...

İstese o soruyu daha edepli bir üslupla cevaplayarak, konuyu siyasi barışa çekemez mi idi Demirel Yoksa o "ajan" gazeteci ile provasını mı yapmışlardı önceden Olamaz mı

Bu ülkede Demirelin ne zaman ve nerede ve kimin ve neresini sıktığının tarihi yazılır mı, bilmem Sorgulanabilir icabında hayatta olduğuna göre...

Tekrar dönelim Menderes Devrine. Konuyu yazmak zorundayım; çünkü bu ülkede yaşandı o yıllar. Hem sonra o yılları yaşayan başka gazeteciler de mutlaka yazacak. Lakin siz benden duyun, okuyun.

Üretilen fıkra şu: O devirde muhalifler güya demişlerki: Gülek sünnetsiz!

Gülek dediğin, Kasım Gülek. Bir ağa siyasetçi. İnönünün sekreteri olmasına ragmen ne kadar kaale aldığı tartışılan biri...

Hani şu T.Özala, sen Cumhurbaşkanı olma, beni yap, ne istersen yaparım, diye ahir ömründe yalvaran kişi...

Muhalifler, yani iktidardaki DPliler, işleri güçleri yokta İnönünün Güleki ile mi uğraşacaklar Elbette hayır!

Ki o muhaliflerin neyine, hayatında bir kere, o da ziyaret ettiği köyünde bir Cuma namazı kılmış Gülekin sünnetli olması veya olmaması... (CHP medyasının bu namazdan sonra Güleke uyguladığı linç girişimlerinin belgelerini bu sayfalarda göstermiştik. Hatırlayın, ya da bulun tekrar okuyun.)

Lakin iş öyle değil.. CHPlilerin gündem oluşturulacak güçleri, özellikleri var mı, ki onlar konuşulsun... Devir, CHPlilerin DP karşısında sıfırlandığı devirdir.

Suçlama üretilmiş, meydana salınmıştır CHPlilerce, DPlilerin ağzından.

- Gülek sünnetsizmiş!

Verilen cevap yıllarca CHPlilere moral olurken, DPlilerin böyle bir fıkraya malzeme olmaktan dolayı yüzlerinin kızarmasına ve susmalarına sebep olmuştur.

Fıkradaki o karşı suçlamayı ben buraya yazmıyorum. Fakat geç kalmış/kalınmış saymazsanız, şimdi cevap vermek isterim.

Senin kastettiklerin ey Gülek, DPliler olamaz. Sen de bilirsin ki biz namusumuza düşkün oludğumuz için buradayız. Ve sen de bilirsinki, bizler namusumuz için Kurtuluş Savaşı yapmış bir milletiz. Senin namus kavramına bakış açın, sünnetsiz olup olmaman, ancak ve ancak içinde bulunduğun partini ve sana oy verenleri ilgilendirir; çünkü sen onların sorunusun. Senin yapmakla övündüğün o iş, bir halt yeme olarak vasıflandırılır sana oy verenlerce dahi. Bir övünecek o işiniz mi var

Evet, CHPnin böyle bir sorunu hep vardır, derken elbette kaset çağrışımı yaptırmak istemem. (Baykala saygı duyar ve komplo kurbanı olduğuna inanırım. CHPnin akil adamıdır.) Kamer Genç ve bir artist üzerinden, benzer şeyleri yazdığını CHP medyasının, biliyorsunuz Diyeceksiniz ki Gülek kendi üretmemiştir. Demirelin dediği gibi ispatlı mı Haklısınız. Lakin engel olabilirdi. Daha ilk cümleyi duyduğunda, sünnetsiz dediklerinde itiraz edebilirdi.

- Beni konuşmak başka bir şekilde aklınıza gelmiyor mu

Üzülmeliydi Gülek. Neden benim sünnetsiz olabileceğim geliyor akıllara Benim herşeyim sünnetsizliğe mi uygun

Dahası, baktı olmuyor. Engelleyemiyor, istifa etmeli idi siyasetten.

- Bu şekilde anılmak istemem ne bugün, ne gelecekte... Böyle bir oyunda/fıkrada ben yokum. Diyemez mi idi Mademki ve zaten muhalefet yapamıyorlar DPne. Ve çok güçsüzler DPnin hizmetleri karşısında.

Neler, neler olurdu İdamların urganında parmak izi olmazdı en azından... Dedikten sonra, 12 Eylülün gerçek yapılma sebebini bir cümle ile kayda alarak, bir fıkra da bizden anlatmak istiyorum. Bizden, Değmesin Yağlı Boyadan, T.Özalı indirdiğimiz günlerden..

MSPnin bu ülkede iktidar olmasını engellemek için yapılan 12 Eylülden sonra yaşanan T.Özal günlerinde bu gazetede yayınlamıştık ANAPı bitiren o fıkrayı.

"Sünnet düğünleriyle gündemi dolduran Semra Özallı ANAP il başkanlığına kızıyor bazı ANAPlılar.

- Seçimlere az kalmışken, ilgilendiğimiz işlere bakın...

İşte biz bu noktada devreye girdik ve dedik ki:

- Aslında doğrusunu yapıyor ANAPlılar. Seçimden sonra ellerine ne geçeceğini bildiklerinden, ufak ufak alıştırıyorlar kendilerini...

Bir geceme malolmuş bu fıkrayı önce yazdığım bir dergiye (Yörünge) götürdüm, sayfamın başına koydum.

Biliyordum ki patron (sonraları AKP milletvekili) itiraz edecek. Nitekim öyle de oldu. Fakat hala gururlandığım bir olay daha oldu hemen. Patronun akrabası da olan delikanlı muhasebe müdürümüz resti çekiverdi. "Eğer bu fıkra bugün burada yayınlanmazsa ben gidiyorum!"

O günlerde sayfamızda da yayınladık. Yani ANAPı göndermek bu ülkeden, öyle kolay olmadı. Yapmamız gerekeni yapmıştık. Sırada başka ANAP yavruları var. Onlar transfer ve ANAPlılık peşinde, biz görevimizin başındayız.

Atayanı Demirel olanın

Eski YÖK başkanı Kemal Gürüzün tutuklandıktan sonra sürekli ağladığını yazıyor haber bültenleri.

Üzüntü ya da rahatlamak duygularından öte bir yerlere gittim.

Neden dedim o insanlardan hiç biri itiraz etmedi Demirele; atamaları yapıldığında veya atamalarını duyduklarında

O makam, bu devletin değerli/güzel makamlarındandır. Benden daha iyilerine/ehillerine layıktırlar. Ben ise böyle bir görevi siz orada iken kabul edemem.

Kötü bir gölge olduğu Demirelin, hatırlatılamaz mı idi, bir reddiyeci vasıtasıyla

Bu ihtimali düşünmek, DemirelI tanımamaktır, dedi beynimin diğer yarısı. O, kendini reddedeceklere teklif eder mi hiçbir makamı

O ünlü savcıyı hatırlıyorum; partiler kapatan... Demişti ki; Demirel üstünden överken kendini: Öyle bir savcı atıyorum, ateş ateş diye haykırıyormuş, sesinin ulaştığı her yöne.

Ateş olarak atanan o savcının, ülke yangın yerine döndürüldükten sonra atanmadığını da yazdı tarihler. Üstelik adını birinci sıraya koydurmasına ragmen...

Bir gönül ehline gelip demişler biri için...

- O varya o, şimdi bala (vezir) oldu.

Gönül ehlinin feryadında bir memnuniyet var.

- Beter olsun!

Ehline verilmediğinde makamlar, o gönül ehlinin anlatmak istediği olumluluk gelir hatırıma.

"Partiye, ağabeyimi ziyarete gitmiştim. T.Özal beni gördü, milletvekili listesine yazıverdi" diyen de hatırlanmaz şimdi, o listeye yazılmayı hak ettiği halde kurnazlık gereği adı yazılmayan da...

Fark şudur: Kazanan ve kaybeden hep vardır.

YAVRUM MESUT VE THE ŞAPGALI BABA

"Terazilerde bulunmaz kefe"

- Alo! Duydun mu the Şapgalı Baba Sağlık Bakanlığının ilgi alanına girmişsin yahu. Müjdemi isterim...

- Ne müjdesi yavrum Mesut Binaenaleyh sen benimle hangi bakanlığın ilgileneceğini sanıyordun

- Silivriye bakan bakanlığın... Biz birbirimizi biliyoruz the Şapgalı baba. Müjdemi isterim yahu.

- Niçin istiyorsun, neden istiyorsun, nasıl istiyorsun Binaenaleyh yanıma gel, anlat. Seni fevkalade özledim, sağlığını da merak ediyorum yavrum Mesut.

- Bundan sonra sen bana geleceksin the Şapgalı baba. Sağlık Bakanlığı boşuna mı adım ölçer veriyor yahu.

- Kim adam ölçüyor, neyle ölçüyor, nasıl ölçüyor Binaenaleyh boydan mı ölçüyor, kilodan mı ölçüyor

- Adım ölçer artık bir ihtiyaç olmuş the Şapgalı baba.

- Adamlığımızı ölçmek şimdi mi akıllarına gelmiş yavrum Mesut Binaenaleyh bundan sonra ölçümüz yüksek çıksa ne olur çıkmasa ne olur

- Sen yine yanlış anladın the Şapgalı baba. Ben adımölçerden bahsediyorum yahu.

- Ne adımı yavrum Mesut Binaenaleyh çukura kadar kaç adım var, onu mu öğrenmek istiyorlar Fevkalade ayıptır, yazıktır, günahtır...

- Senin çukurundan kime ne the Şapgalı baba. Senin adımlarını ölçecekler yahu.

- Ben nereye adım atacağım yavrum Mesut. Binaenaleyh bütün yollar bir çukura çıkıyor. Beşyüz günde doldurmazsam namerdim.

- O zamana kadar ne yapacaksın the Şapgalı baba Sağlık bakanlığı diyorki: Adımölçer kullansın. Beşyüzgün çabuk geçer yahu.

- Sağlık bakanlığı adımlarımı ölçecek de ne yapacak Binaenaleyh Adli Tıp Kurumuna mı verecek Fevkalade korkuyorum yavrum Mesut.

- Korkma the Şapgalı baba. Sağlık Bakanlığının adımölçerini al, yürü yahu.

- Nereye yürüyeceğim yavrum Mesut. Binaenaleyh Silivri ne yana düşer Önüme çukurları çıkarmak fevkalade hatadır, yazıktır, günahtır.

- Çukurlara kimse birşey yapamaz the Şapgalı baba. Sağlık Bakanlığı da yapamaz yahu. Onlar ancak senin için ihaleyle adımölçer alırlar. Bir ayağı çukurda olmak senin özelliğindir yahu.

- Sen ne diyorsun yavrum Mesut Binaenaleyh telefonu bir kaldırdım mı karşıma yirmi Devlet Başkanı çıkar.

- Çukurlarda telefon hattı yok the Şapgalı baba. Sen Sağlık Bakanlığını dinle, adımlarını ölçmeye başla. İhaleyle aldılar yahu.

- Seni elime bir geçirirsem yavrum Mesut, binaenaleyh Sağlık bakanlığını sadece senin sağlığınla ilgilenmeye tahsis etmek fevkalade borcum olsun. Kendim için istersem namerdim. Binaenaleyh senin için istiyorum yavrum Mesut.

TARİHTE MİZAH

Hacı İzzet Paşa

Geçen asır vezirlerinden zarif, nüktedan, rind bir adam. Abdülaziz ve İkinci Abdülhamid devirlerinde uzun zaman Edirne Valiliğinde bulunmuş ve kendisini halka pek sevdirmişti. Bilgili, olgun adamdı, yalnız biraz fazla derbederdi. Fesinin kenarı, redingotunun yakaları yağlı, pantolonu da ekseriya hırpani, düşük gezerdi.

Edirneye Vali olarak ilk geldiğinde, devrin adetince ayan ve eşrafı vilayet konağında topladı, ahvali alem üzerine konuşuluyordu. Edirne büyükleri vali paşanın derbeder kıyafetini yadırgadılar, onu küçümseyen bir tavır takınır gibi oldular. Paşa sohbetin bir münasib yerinde:

- Efendim, dedi, benim Edirne gibi ordu merkezi mühim bir vilayete vali oluşuma belki şaşarsınız... Devlet yeni bir usul koydu, Rumca bileni Giride, Yanyaya, Arnavudça bileni İşkodraya gönderiyor, bana da sordular, hangi lisanı bilirsin dediler, Çingenece bilirim dedim, buraya gönderdiler!...

NEDEN ŞİMDİ

TBMM Darbeleri ve ihtilalleri araştırma komisyonuna bilgi vermeye çağırılan eski GKBlarından Karadayı, 28 Şubatta Balans ayarı yaptık ve Postmodern darbe yaptık diyen arkadaşlarını dangalak olmakla tanımlayarak yok böyle birşey demiş.

Şu soruyu mutlaka sormuş olmalı o komisyonun üyeleri.

O günlerde de söylemiş mi idiniz bu kanaatinizi

VİYANA DA MI KALMIŞTI

TBMM darbeleri ve ihtilalleri araştırma komisyonu karşısına çıkmayı reddetmiş T.Özal varisi ANAPlı Mesut Yılmaz.

Yazılı cevap vereyim, demiş.

Sebebini sormak lüzumsuz.

Yüzü yok yüzü!

YATAK ODASI

Villası var bahçeli, lüks, şahane manzara,

Yatak odası yetmişiki metrekare yer...

Cesedini gömmüşler, bir şahane mezara,

Yatması için yetmiş, iki metre kara yer....

ÇİMENDE SEVİŞMEK

Sevişmişler gezerek,

Çimenlik hep fil izi...

Mahvetmişler ezerek,

Onca çimi, filizi!..

Ekrem Şama