Değiştir

Abone Ol

Rabbimiz tüm hak dinleri ve o dini tebliğ eden peygamberleri, yeryüzünde batıl sistemleri yıkıp yerine hakkı getirmek, tağutları asıl olanla değiştirmek için göndermiştir. Putçuluğu tek Allah inancıyla değiştirmek için eline baltasını alan İbrahim Aleyhisselam da, Firavunî düzeni hak ve adalete dayalı bir sistemle değiştirmek için Nil’i yaran Musa Aleyhisselam da, cahiliye karanlığını İslam aydınlığıyla değiştirmek için Hira’dan insanlığa seslenen Muhammed Aleyhisselam da hep aynı görev için çabalamış, ömrünü, malını ve canını bu yola adamıştır.

Tarih boyunca hangi peygambere veya hangi öndere bakarsak bakalım, yaşadıkları coğrafya, kullandıkları metot, mücadele ettikleri zümre ne olursa olsun sonuç değişmez. Hepsi köklü değişiklikler, sil baştan denilebilecek yenilikler için uğraşmış ve çağları sarsan sonuçlara mazhar olmuşlardır.

Yeryüzünde Allah’ın halifeleri olma görevini üstlenmekle aslında bizler de bu sorumluluğu kabul etmiş bulunmaktayız. Yaşadığımız çağda kötüyü iyiyle, yanlışı doğruyla, zulmü adaletle, zararlıyı faydalıyla, batılı hakla değiştirme sorumluluğu. Karanlığı aydınlıkla, geceyi gündüzle, bulanıklığı berraklıkla, aşırılığı sadelikle, yetersizliği liyakatle...

Yaşadığımız çağa, kendi hayatlarımıza ve çevremize baktığımız zaman biz de değiştirilecek çok fazla şey olduğunu görürüz. Bu, son nefesimize değin vereceğimiz bir imtihandır. Hepimizin ayrı ayrı hesabını vereceği ve kıyamet kopana kadar da mühletimiz olan bu imtihanda peygamberlerin varisleri olarak bizler, her türlü yanlışı, her türlü çirkinlik ve çirkefliği düzeltmekle mesulüz.

Mesulüz mesela, yıllar geçtikçe içi boşaltılan, ılımlaştırılan, 1400 yıl öncesinde kaldığı savunulan, kanunlar ve kamuda kabulü ile güncellenen İslam’ı aslına döndürmekle…

Mesulüz, “Bize Kur’ân yeter” diyerek laytlaştırdıkları hayatlarından vazgeçmek istemeyen ve ipin ucu kendilerine dokunduğundan dolayı Allah Resulü sallallahu aleyhi veselleme kin kusan sünnet tanımazlara rağmen sünneti yeniden kuşanmakla…

Mesulüz yaşadığımız çağın yadsınamaz bir gerçeği olduğu savunulan ve en dindarlarımızca bile ceplerinde taşıdıkları kredi kartlarıyla kabul gören faizi yeniden Allah Rasulü Aleyhisselatü vesselamın ayaklarının altına koymakla…

Mesulüz, sokak ortasında, neredeyse ilkokul çocuklarınca bile işlenir hale gelen ve hiçbir cezai yaptırımı olmayan, internet yayınları ve TV programlarıyla özendirilen zinayı, “Zinaya yaklaşmayın” (İsra Suresi: 32) ayeti kerimesi ışığında yeniden düzenlemekle…

Mesulüz, “İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir” (Maide Suresi: 90) dendiği ve kurtuluşa ermenin ancak bunlardan uzak durmakla mümkün olduğu söylendiği halde neredeyse hepimizin hayatına giren, devlet eliyle de teşvik edilen şans oyunlarını hayatımızdan çıkarmakla…

Mesulüz cepte para, evde huzur bırakmayan, mafya babalarının mazlumların malıyla zengin olduğu ve uğruna binlerce inanın kendi canına kıydığı kumarı yasaklamakla...

Mesulüz içki ayeti iner inmez ellerindeki kadehleri fırlatan ve sokaklardan oluk oluk şarap akan ashabın bu çağdaki temsilcileri olarak içkiyle ve içinde alkol olduğu belirlenen her türlü yiyecek ve içecek ile mücadele etmekle…

Ahlaksızlık ve maneviyatsızlığın bir meziyetmiş gibi sunulduğu, “Bekârım hamileyim” pankartlarının edepsizce elden ele dolaştığı, kadınıyla erkeğiyle bir neslin yerin dibine battığı bu çağda yeniden ahlak ve maneviyata sarılmakla mesulüz…

İslam’ın kadın için çizdiği sınırları beğenmeyen ve kendine edindiği sahte ilahlarla yeni bir kadın modeli oluşturup ona rağbet edenlere, Rabbimizin belirlediği çizgilerin kadınlar için en hayırlısı, en güzeli ve en sağlıklısı olduğunu anlatmakla mesulüz…

Kadının erkek ve erkeğin de kadın için fitne sebebi olduğunu bildiğimiz, gördüklerimiz, duyduklarımız veya izlediklerimizle, şeytanın bu iki cins arasında bir kıvılcım çakmak için pusu kurduğunu defalarca kez tecrübe ettiğimiz halde gün geçtikçe yaygınlaşan karma ortamları İslami sahalara çevirmekle mesulüz...

Olması gereken yerden uzaklaştırılan, evin reisi modelinin çok çok dışına çıkarılan, Feminizm dalgasıyla adeta şamar oğlanına döndürülen erkeğin, yeniden karısına ve çocuklarına koruyucu kalkan moduna getirilmesinden mesulüz…

Batı hayranlığının her yerimizi sardığı, küçük çocuklarımızın bile Batı geleneklerine göre yetiştirildiği, eğitimde, politikada,  mutfak kültüründe, evlerin dekoresinde, düğün ve cenazelerde, giyim kuşamımızda bile Batı’nın örnek alındığı ülkemizde, yüzümüzün yeniden İslam’a ve İslam’ın bize uygun gördüğü kültüre dönmesinden mesulüz…

Tamamen Batı’ya göre ayarlanan, dersliklerden tatil günlerine varana kadar Batı örnek alınan eğitim sistemimizin milli değerler üzerine yeniden oluşturulmasından mesulüz…

Anaokuluna gönderdiğimiz ve hayatları bu temel üzerine oturacak olan çocuklarımıza, “Mini etek giy, loto toto oyna, dans et” fişleri okutulan, gencecik yavrularımıza, bize ait olmayan, uydurma ve yalanlarla dolu tarihler anlatılan, ilahiyat gibi kurumlarda ayet ve hadislerle oynanan ve hükümler aslından saptırılan müfredatların, yeniden dinimize, tarihimize, milli kimliğimize ve inancımıza göre dizayn edilmesinden mesulüz…

İzledikleriyle, öğrendikleriyle, oynadıkları ve okuduklarıyla merhametsizleşen, kendi anne babasına ve hatta yeni doğmuş yavrusuna bile acımadan işkence eden şefkat yoksunu bir neslin, İslam’ın merhameti ve Rahman olan Rabbimizin yumuşaklığı ile kendini yeniden yapılandırmasından mesulüz…

Gün geçtikçe kısalttığımız, uzunluğundan kıstığımız ve bolluğundan daralttığımız, ortaya bambaşka, emredilenin epeyce uzağında bir modelini çıkarttığımız zamane tesettürünü, rıza makamına eriştirecek tesettür ile değiştirmekle mesulüz…

Bir giydiğimizi bir daha giymeyecek, bir gün yediğimizi ikinci gün yemeyecek derecede olan israf severliğimizi değiştirme, lüks ve şatafata dayalı yaşantımızı İslam’ın sadeliği ile yeniden düzenlemekle mesulüz…

Evet, “Nasılsanız öyle idare olunursunuz” (Deylemi Firdevs No: 4918, 3/305 ) hadis-i şerifi mucibince bizler önce kendimizi değiştirmekle, ülkemizi değiştirmekle, çağımızı değiştirmekle mesulüz. Elbette bunlardan bazıları bizim elimizle değil devlet eli ve gerekli yasal düzenlemeler ile değiştirilebilecek hususlardır. Öyle ise bizler tüm bunlardan mesul olduğumuz gibi bu sayılanları ve belki de saymaya sayfaların yetmeyeceği yanlışları değiştiremeye güç yetiremeyenleri; hataları düzeltecek, batılı silecek ve tüm yeryüzüne hakkı getirecek olanlarla değiştirmekle de mesulüz...