Değişim rüzgarları: Dış etkenler ve içerde oluşan kasırgalar

Abone Ol

Değişim belki hayatın kaçınılmaz bir parçası ama herşey gibi o da belli bir ölçü ve hızda gerçekleşmelidir. Aksi takdirde değişim, değişim olmaktan çıkar ve bir çalkantı ve kasırga havasına girer. Özellikle bu değişim, sosyal, kültürel ve siyasal olayları igilendiriyorsa.

Küreselleşmenin tüm hızla devam ettiği bir süreçte onun etkisinden uzak kalmak adeta imkansızdır ama mühim olan değişiklikleri doğru ve güzel taşımaktır. Yoksa ortaya çıkan görüntü bozuk ve gülünecek bir manzara olmaktan öteye geçemez.

Son zamanlarda izlediğim bazı olaylar, Türk toplumunda ve Türkiye içinde  büyük değişikliklerin gerçekleştiği ve toplumun, düşünceleri ile karakterinin  tümüyle değişmeye başladığı, büyük bir sarsıntının  içinde olduğu görülmektedir. Birkaç örnekle anlatmakta yarar var:

Sosyal Olaylardaki Erozyon:

Güzel olaylar vardır, mesela özellikle Pazar günleri ailece keyifli bir kahvaltı yapmak ve güne neşe ve birliktelikle başlamak gibi. Ama bu olay bir taklit haline gelirse, tüm havası bozulur, bozuk kopya olur.  "Yabancıların yaptığı tarzda" ve aynen onlarınkine benziyen mekanlarda espresso yudumlamak ve hatta onlar gibi, domuz jambonlu "brunch" yapmak herhalde geleneklerimizde yoktur. Brunch bile kendi usulümüzce olursa güzeldir. Diğeri ise anlamını yitirmiş boş bir olaydır.

Veya başka bir olayı ele alalım: Mesela müzik,  evrensel ve güzel bir olaydır. Lakin biz son yıllarda, Eurovision a giderken bile kendi lisanımızı bırakıp, İngilizce  şarkı ile yarışmaya katılıyoruz. Eurovision müzik yarışması bir kültür yarışmasıdır. Müzik ruhun ve duyguların aynası olup, toplumların iç dünyasını yansıtmaya yarar. Halbuki, ne dediği halk tarafınan anlaşılmayan ve kendi toplumuyla  iletişim bile kuramayan bir yarışma artık, yarışma değil sadece bir taklitçiliktir( bizim yaptığımız gibi). Kopyacılık, hiç bir zaman esas sanatın yerini alamaz ve hep sonlara kalmaya mahkum olur.  Yıllardır Türkiye nin sıkıntısı da budur. Bu "kişiliksiz"  tutum, milli özgüveni de yok etmektedir.

 Milli kültürü korumak hükümetlerin görevidir. Oysa şu anda başta bulunan AKP hükümetinin böyle milli değerleri ve milli kültürü korumak diye bir derdi yok. Ortaya çıkan kişiliksizlik ve yüksek taklit kabiliyeti olan bir toplumun, AB kültürüne  daha kolay uyum sağlanacağını düşünerek avunmaktadırlar. 

Sosyal yansımaları olan başka bir örnek vermek gerekirse, televizyonda   "Yabancı Damat" gibi Türkleri iyice küçük düşüren, basit, kavgacı, yaygaracı ve medeniyetsiz olarak takdim eden tv dizilerinden bahsetmeliyiz. Bu tip gelişmeler kültürel yozlaşmanın en iyi temsilcisidir. Bu dizi,  Yunan Kültür Bakanı tarafından ödüle layık görülmüş ve geçtiğimiz aylarda prodüktörüne ödül verilmiştir. Neden olmasın Yunanlılar milyonlarca dolar harcasalardı, bundan daha çok Yunanlıları yücelten, Türkleri aşağılayan bir film hazırlayamazlardı da ondan.

Peki, görevi, bu tür olayları denetlemek olan RTÜK acaba ne yapmıştır Türkiye nin Kültür Bakanlığı nerededir Yabancılar kızmasın diye çok sevilen tarihi filmleri yarıda kesip, başka filmlere sansür koymakla meşguldür herhande. Ama  cidden ahlak ve adaba aykırı filmlere hiç karışmamaktadır. Son derece garip bir durum. Dışardan gelen etkiler, artık içteki değerler sistemini paramparça etmişe benzer.

Bizim toplumun hislerinin ifadesi bile yozlaşmaktadır. Mesela,  son gazeteci suikastı olduğunda, herkes terörü kınadı ve kim olursa olsun hiçbir kimsenin öldürülmesine müsamaha gösterilmemesi gerektiği herkes tarafından kesin bir dille, ifade edildi.  Buna rağmen, bazı kimseler bu kadarla yetinmeyip, "Hepimiz Ermeniyiz" pankart ve nidaları ile caddeleri doldurmakta gecikmedi. Şimdi adil bir değerlendirme yapabilmek için sormak gerekiyor: Acaba 10 yıl önce, gazeteci Uğur Mumcu katledildiğinde de "Hepimiz Mumcuyuz" diye pankartlarla kitleler yürümüş müydü Veya birçok değerli Türk diplomat hunharca katledildiğinde, onlar için de "Hepimiz Türküz" diye feryad edip,  gösteri yapanlar çıkmış mıydı Bu cevapları bulduktan sonra, sormak lazım, bu sırada acaba bizlere NELER OLUYOR Türkiye de TÜM ÖLÇÜLER NEDEN KAÇIYOR Parametreler neden değişiyor Toplumu ayartan nedir

Hükümetler, olayları kontrol etmek ve yönlendirmekle görevlidirler. Ama AKP hükümeti bunu yapmaktan aciz durumdadır. Daha baştan, iktidara gelmeden ilan ettikleri gibi (Milli Görüş gömleğini) çıkartıp, yeni bir kisveye bürünmüşlerdir. Mühim olan bu " yeniliğin" onlara ve topluma ne getireceğidir. AKP şu anda önünü göremeyecek kadar şaşkın bir durumdadır.  Kendi yalnış tutum ve uygulamaları ile de toplumun bu hale gelmesine sebep olmaktadırlar. Kısacası acaba tam ne yapmak istemektedirler

Ekonomik Olaylarda Sarsıcı Değişmeler: Küreselleşme kısaca kapitalizmin bir dünya gücü ve sistemi olarak her katmana erişmesi diye tarif edilebilir. Bu olay ekonomi ile başlar ve onun başında da kişinin kazancı gelir yoksa toplum düzeni onların derdi değildir. Bu sistemdeki teşvik metotlarının başında özelleştirme gelir. Nitekim bizim Türkiye olarak son 4 yıldır yaptığımız özelleştirme herhalde rekor boyutlardadır. Özelleştirmede kimin alacağı değil kimin daha çok para vereceği önemlidir. Böylece imkan rahatlıkla yabancıların olabilmektedir.

Kısaca bakıldığında, Türkiye deki en verimli tesisler özelleştirilerek satılmıştır. Hem de orada çalışanlara veya yerli halka değil, dıştan gelenlere.

En önemli iletişim tesisleri de satılmıştır, hem de yabancılara. (Telekom gibi)

En önemli ulaşım tesisleri mesela, liman ve portlar, mesela başka ve etken ulaşım noktaları da satılmaktadır. Kime Yabancıya. ( Mesela İsrailli işadamı Offer e satıldığı gibi) Neden Onlar, daha çok para veriyorlar da ondan.

Televizyon gibi çok önemli ve etkili iletişim yolları ve tesisleri de satılmaktadır. Kime Çoğunlukla yabancılara ve parası olanlara.  (Mesela TGRT nin artık ABD de en çok İslam karşıtlığı ile tanınan FOX TV ye ait olması gibi).

Bankalar da satılmıştır. Mesela Finans Bank ın Yunanlılara satılmış olması gibi.

Tarımda bile dejenerasyon başlamıştır. IMF ve Dünya Bankası nın kotaları ile pancar ve fındık mahvolmuş ve yabancı sentetik tatlandırıcı üreten şirketlerin baskısı ile yerli kaynaklar kısıtlanmış ve piyasa dışına itilmiştir. (Amerikan Cargill şirketinin üstünlük sağlaması gibi).

Hayvancılıkta Anadolu nun geleneksel hayvancılık sektörü ölürken ve hiç bir teşvik ile desteklenmezken, Bolu yöresinde "Domuz üretme ve besleme çiftliklerinin kurulması ve teşviki" Türk ve Müslüman halkı çileden çıkarmaktadır.

Bütün bunlar AKP hükümetinin bilgisi ve planladığı ekonomik gelişim içerisinde yer almaktadır. Kısacası,  AKP nin dışardan getirdiği rüzgar, içeride kasırgaya dönüşmektedir. Bunun mutlaka durdurulması gerekmektedir. Hem de en kısa zamanda ve en etkin bir biçimde.