Değişen Sosyal İletişim

Abone Ol

Elektrik gider gitmez hayatın sonu gelmiş gibi

telaşlanan, elektriğin ne zaman geleceğine dair türlü sorular soran, elektrik

olmadığı zaman adeta sıkıntıdan patlayan bir nesille karşı karşıyayız. Aynı

şekilde elektrikle çalışan (şarj) bir aygıt olan telefon için de durum farklı

değil. Cep telefonu elinde olmazsa sanki yaşama hakkı elinden alınacakmış gibi

algılayan bir nesil var günümüzde. Telefonunu kazara bir yerde unuttuklarında

vakti kaçırmak üzere olan bir mümin gibi davranan insanların çağındayız.

İnternet internet dediğinizi duyar gibiyim evet internet zaten bu çağın en

büyük tapınağıdır; günümüz insanı hayatını internete ikame etmiş, adeta huşu

içinde ibadet eder gibi internet kullanıyor. Hayır kullanmıyor interneti huşu

içinde yaşıyor. İnternet günümüzün en büyük tapınağıdır.

Türkiye de, iletişim teknolojilerini kullanma anlamında,

günümüzde yaşı otuzla elli arasında olanlar tam anlamıyla geçiş neslidir. Yani

cep telefonu ve internetin olmadığı zamanlarla olduğu zamanları yaşamış bir

nesil. Yaşı otuzun altında olanlar ise elektriksizliği, telefonsuzluğu ve

internetsizliği hayal bile edemiyorlar. Onlara göre telefonsuzluk ve

internetsizlik asırlar öncesinde kalmış bir çağ gibidir. Oysa otuz yıl önce ne

telefon ne de internet vardı Türkiye de. Düşünün cep telefonu yoktu ve insanlar

birbirleriyle görüşecekleri zaman yüz yüze görüşüyorlardı. İnternet yoktu iki

saniyede karşı tarafa ulaşan e-mail yazmak yerine en erken bir ay sonra ulaşan

mektup yazılır gönderilirdi. Yaşı otuzun altında olanlar, bunları yaşamadığı

için küçük bir elektrik kesintisinde ya da telefonun şarjı bittiğinde hayatın

sonuna geldiğini zannediyorlar. Bu sebeple olacak şehir içi halk otobüslerine

bile priz konulmuş, otobüste telefonunu şarj etmekte olan birçok insana

rastlamak sanıyorum artık sıradan bir durum.

Ne ilginç değil mi geçiş neslinin yaşadıkları. İdare

lambası ya da gaz lambası denilen lambanın ışığı altında oturulur, sohbet

edilir, yemek yapılır, çay pişirilir, dikiş dikilir, kitap okunur, ders

çalışılırdı. Bu satırların yazarı ilkokul üçüncü sınıfa kadar gaz lambasının

ışığı altında ders çalıştı, ödev yaptı, kitap okudu. Ki bizim oralarda uzun kış

gecelerinde bir evde toplanılır Hazreti Ali Cenkleri, Battal Gazi, Ahmediye,

Muhammediye, Mevlid, Karacaoğlan şiirleri okunurdu sesli bir şekilde. Bir asır

önceden bahsediyormuşum gibi geliyor. Evet, günümüz nesli için bir asır önce

yaşanmış gibidir bu yaşananlar.

Düşünün cep telefonu yokken biriyle görüşüleceği zaman o

insanın yanına gidilirdi. Görüşmek istediğiniz insan sizin o mekânda olduğunu

bildiğiniz ya da tahmin ettiğiniz mekânda olmayabiliyordu. Mekân ne kadar

uzaksa görüşme olanağı da o kadar zorlaşıyordu. Ziyaretine gittiğiniz insan

yerinde yoksa yerinde olacağı zamanı bekliyordunuz. Önceden haber verme diye

bir şey yoktu. Şimdilerde nostaljik bir şekilde kullanılan çatkapı kelimesi o

zamanlarda gerçekten yaşanıyordu; çatkapı gidiliyordu gidilmek istenen insana.

Ki görüşüldüğü zaman da o görüşmenin bir tadı oluyordu, o yılları yaşamayanların

bilemeyeceği müstesna bir tat. Komşu komşuya telefon açıp gitmezdi; ya çatkapı

giderdi ya da çocuk gönderir bir maniniz yoksa annem/babam size gelecek

dedirtilirdi. Hesapsız yaşanırdı hayat.

Tadı damaktan gitmeyen, okuna okuna eskitilen mektuplar

vardı bir de. Askere gitmiş gençlere yazılırdı. Askerden mektup gelirdi. Bir de

uzak şehirdeki eşe dosta mektup yazılırdı. Evet, sevgiliye yazılan mektuplar

vardı bir de. Aşk mektupları. Arasına gül ya da menekşe konulan mektuplar Bu

güzelliklerin telefonla ya da internetle yaşanması imkânsızdır.

Telefonu bir gün evde unutunca elli kişinin yüz kere

arayıp daha sonra bana ulaştıklarında sanki hayat sona ermiş gibi davranmaları

Nereden nereye