Değer miydi?

Abone Ol

bir seçimi daha geride bıraktık. 550 vekil Meclise gidecek. Bizler de “asil” olarak vekillere ve müstakbel iktidara tavsiyelerimizi söyleyeceğiz. Ancak ondan önce seçim arifesinde Millî Görüş camiası üzerine oynanan oyunlara ve beni çok üzen bir iki hâdiseye temas etmek istiyorum. 13 Ekim tarihli “Bu mayaya ihtiyacımız var” başlıklı yazımda, bu nezih ve değerli camiâ ile ilgili görüşlerimi hülasa olarak dile getirmiştim. Yaklaşık 45 yıldır bu ocakta bu vatana güzel hizmetlerde bulunan nice mümtaz sîmalar yetişti. İçeriden ve dışarıdan müthiş darbeler yemesine rağmen temel yerinde kaldı. Şu andaki kadrosuyla da bu ülkeyi mükemmel şekilde yönetecek bir kapasiteye sahip. 26 Ekim’de Saadet Partisi Gaziantep İl Teşkilatı şehirdeki bu camiânın belli başlı simalarını kahvaltıya dâvet etmişti. Misafir, muhterem Temel Karamollaoğlu idi. Kendilerini dinledik. Nezih bir üslupla siyâsî tabloyu ve Saadet farkını anlattı. Kanaatime göre bu görüş bu ülke insanlarına aktarılsa, o vakit yüzde 50 nispetinde rey almaması işten değil. Ancak medya kanalları kapalı, malum algı operasyonu oldu ve olmakta.

Mevcut sistem bütünüyle Avrupa’dan ithal. Bu Batı menşeli siyasette “hak kuvvettedir” fikri hâkim. Hedefe varmak için neredeyse her yol mubah görülmekte. Millî Görüş camiâsı da o metotlara yabancı. Hile, hurda, yalan, dolan, ayak oyunları bilmezler. 28 Şubat post-modern darbe sürecinde görüldü. Darbecilere ve onların uşaklarına gerekli cevap verilse, ülke ve millet zarar görebilir endişesiyle büyük fedakârlıklarda bulunuldu.

Bu son seçimde, iktidar adayı partiye yaranarak biz de bir yere gelebilir miyiz, menfaat sağlayabilir miyiz hesabı içinde olan basit fikirli insanlar (buna ailemi âlet etmek isteyen akrabamdan üç-beş kişi de dâhil. Sılâ-i rahim hürmetine bu defalık isimlerini vermeyeceğim) durumdan vazife çıkartarak bu camiayı üzecek davranışlarda bulundular. 31 Ekim Cumartesi günü S. Yazı İşleri Müdürümüz Mustafa Yıldırım Bey aradı, “Senin ismin de sosyal medyada dolaşıyor” dedi. O anda internete bakamazdım. Neler olup bittiğini tam olarak bilmiyordum. Ancak âcilen açıklamamızı koymasını istedim ve bu işi yapanın ismini ve telefonunu vermesi üzerine kendisini aradım. Daha önce Millî Gazete muhabirliği de yapmış olan bu şahıs bir devlet dairesinde müdür olmuş. Kendisini aradım. “Benimle konuştun mu Böyle bir yalanı nasıl yazarsın ” dedim. Akrabam olan kişinin sosyal medyada yer alan açıklamasını gördüğünü, benim ve dayımın da aynı aileden olduğunu bildiği için böyle yazdığını söyledi. Derhal düzeltmesini söyledim. Akşam sosyal medya hesabına baktım, şaşırdım. Bir devlet memuru bu şekilde alenî particilik yapabilir miydi

Haydi diyelim bu isim, “Yüz sene Millî Gazete’de kalsam böyle bir makama gelemeyeceğim. En iyisi gömlek değiştireyim, makas değiştireyim!” demiş olabilir. Peki ya bu gazetede benden de kıdemli olan hoca efendiye ne oluyor O ne düşündü de yıllardır içerisinde bulunduğu camiâyı derinden yaralayacak davranışta bulundu Bizde, “tuz-ekmek hakkı” diye bir tâbir var. Hiç mi tuz ekmek hakkı yoktu İnanın çok üzüldüm.

Meşhur kıssadır: Bir muhaddis, çok uzun yollar kat ederek kendisine salık verilen bir isimden hadis derlemeye gitmiş. Bakmış o kimse avucunda bir şey olmadığı halde, sanki avucunda yiyecek varmış gibi atı çağırıyor. Yani hayvancağızı kandırıyor. “Bu adamdan hadis rivayet edilmez” diye gerisin geriye dönmüş. Şahsen ben de o muhaddisle aynı görüşteyim. Sözde hoca, âlim, kanaat önderi, lider, vs. geçinen kimselerden bir yamukluk, bid’ata tâviz vermeler, mertliğe, İslâmî terbiyeye yakışmayan tavırlar gördüm mü, onu defterimden silerim.

Üç günlük dünya için, mevki-makam, para-pul hatırı için dostları, akrabaları rencide etmeye değer mi Ya gittiğin yeni kapı sana açılır mı “Bu adam 40 yıllık dostlarına kazık attı, bize ne yapmaz!” diye düşünmezler mi Oldu mu hocam! Bu nezih camiayı üzmeye değer miydi ..