Değer bunalımı

Abone Ol

Olayların esas alınarak düşünülmesi, bilim açısından bir zorunluluktur. Özellikle deney ve gözleme dayalı bilimlerde doğruya ulaşmak için şarttır. Ayrıca, sadece bilimlerin yöntemini belirlemek bakımından değil, tasnifinin yapılabilmesinde de ayırt edici niteliktedir. Doğa bilimleri sınıfına dahil olan bilim dalları, genel olarak, olaya ve olgulara dayanırlar. Beşeri veya sosyal ya da kültür bilimleri olarak adlandırılan birtakım bilimler de olay ve olguları inceleme konusu yaptıkları için, deney ve gözlem yöntemine başvururlar. Mesela sosyoloji bunun tipik bir örneğidir. Ancak incelediği olay ve olgu doğal değil, beşeridir. Yani insana ilişkin olay ve olguların konu edilmesi söz konusudur. İnsana ilişkin olan olay ve olgular, doğal olandan, işin içine insan iradesinin karışmasıyla kesin bir şekilde ayrılır. Tabi iradenin işe karışmasıyla, olay ve olgunun mahiyet ve niteliği kaçınılmaz olarak çeşitlilik gösterir, birçok değişikliğin öngörülmesini şart koşar. Mesela bir kimse bilerek isteyerek bir fiilde bulunabilir ve bu fiilin hukuk açısından suç, ahlaki bakımdan kötü, dini yönden günah olduğunu bilebilir. Sonucunu da iradi olarak kestirdiğini farz edersek, bunların öngördüğü yaptırıma da katlanmak durumundadır. İrade dışı olsa bile, böyle bir fiilin mahiyet ve niteliği değişmese de, sonucu yani yaptırımı farklı bir değerlendirmeyi gerektirecektir.

Fakat beşeri bilimlerin bütünü, sadece olay ve olguları dikkate almakla birlikte, inceleme ve değerlendirmelerde, olay ve olguları esas almazlar. Birtakım ilkelere, kurallara, yasalara ve ölçülere göre çalışırlar. Dolayısıyla, olay ve olguları bunlara göre değerlendirirler. Çünkü bu değer ve ölçülerin, belli ve somut olay ve olgular ile sınırlı tutulamaması, insan ve toplum hayatının birlik, düzen ve uyum içinde gerçekleşip sürmesi için zorunludur. Yani değer ve ölçünün, açıkçası dinin, ahlakın, hukukun, geleneğin muhtevasının kavranılmasının değişiklik göstermesi, onların mahiyetini ve anlamını ortadan kaldırmaz. Aksine değer ve ölçünün gerekliliğini ve zorunluluğunu, bir anlamda pekiştirir. Fiilin, mesela, hırsızlık suçu ya da günahını oluşturduğunu ya da oluşturmadığını iddia eden kimse de, sonuçta değer ve ölçüye göre değerlendirmede bulunup karar vermektedir.

Her türden değer ve ölçüyü bir tarafa bırakıp sadece olay ve olguya göre davranışını düzenlemeye yönelen bir kimse, aslında hiçbir değer ve ölçüyü kabul etmemektedir, denebilir. Çünkü özellikle insan ve topluma ait her bir olay ve olgu, şeklen benzerlik gösterseler de, tekrarlanmaları mümkün olmayan şeylerdir. Yani sürekli değişkenlik gösterirler, ama ilgili oldukları değer ve ölçüler değişmezler, genel, soyut ve süreklidirler. Değer ve ölçüden yoksun olan insan ve toplum, bizzat varlık hikmetlerinden yoksun olurlar. İnsan ve toplum olma niteliklerini oluşturamazlar, mevcut olanları koruyamazlar, kısaca varlıklarını ve hayatlarını sürdüremezler. En önemlisi var olsalar ve yaşasalar bile, kalıcı değerler, eserler bırakamazlar. Batıl ya da yanlış olarak tanımlansalar bile dini, ahlaki, hukuki ve örfi birtakım değer ve ölçülere sahip insan ve toplumlar, olmadık badirelere uğrasalar da, hayatları, ilişkileri, kural ve kurumları değer üretebilir, mutlu olmalarını sağlayabilir.