Dedim ki

Abone Ol

Dedim ki, hayatımın en verimli yılları muhtemelen Almanya'da geçirdiğim dönemdir. Almanya'da üniversite okumaya gittim, aynı zamanda birçok işte çalıştım. Tuvalet temizledim, büro, ev temizliği yaptım, bulaşık yıkadım, inşaatta çalıştım, matbaada çalıştım, pizza ustalığı yaptım. Sabah çok erken işe giderdik. Evden çıkmadan o gün yiyeceğimizi ve içeceğimizi hazırlardık. Dışardan çok fazla yemez içmezdik. İmkân olmadığından değil. Bu, Almanya'da oturmuş bir kültürdü. Aynısını memleketime geri döndüğümde de yaptım. Çalıştığım yerlerde yemek yoksa ben yine evden götürdüm. Şimdi de aynısını yapmaya devam ediyorum. Cimrilikle tutumlu olmanın arasındaki bir fark bu. Ülke olarak sahip olmamız gereken önemli bir kültür. Gençlerimize öğretmemiz gereken çok önemli bir değer.

Dedim ki, Erbakan Hocamız her zaman hatırlatırdı. "Onların dağları yerinden oynatacak güçleri de olsa biliniz ki, kuvvet ve kudret sahibi ancak Cenab-ı Allah'tır." Olacaksa bir gün mutlaka olur. Olmadıysa zamanı gelmemiştir. Olduysa öyle olması gerekiyordur. Sonunda Allah'ın dediği olur.

Dedim ki, ahlâksızlarla yarışamazsınız, mücadele edemezsiniz. Ahlâksızlardan uzaklaşmaktan başka kurtuluş yolu da yoktur.

Dedim ki, şu dünyada hoca efendi olmak varmış. Sakalı uzat, takkeyi tak, koltuğa yayıl, sonra kasıla kasıla keyifle önüne gelene salla. Ben kimim demene gerek yok, haddini bilmesen de olur, çok bir şey bilmene hiç gerek yok. Bol ezber, yüklü ilim, sıfır hikmet, sabah akşam salla da salla.

Dedim ki, hepimizin her kesimde anlaşamadığı insanlar olabilir. Asıl olan, aklıselim, vicdan, ahlâk, adalet, saygı, merhamet, seviye, kısacası birazcık da olsa insanlık. Çok fazlasına gerek yok.

Dedim ki, geçenlerde Almanya'dan halamın oğlu Yusuf geldi. İlk oturduğumuzda, "Yaa abi burda herkes oy kullandın mı, kime verdin diye sorup duruyor, bu normal mi? Oy konusu özel olması gerekmiyor mu?" diye sordu. Ben de birkaç cümle ile konuyu izah etmeye çalıştım. Tabii Almanya'da doğup büyüyen bir kişi için bu şaşırmışlık hali çok doğal ve normal. Almanya'da yaşadığım dönemde ben de bir seçim geçirdim. İlk duyduğumda seçim olacağını söylediler. İkincisinde seçimin yapıldığını öğrendim. Toplum olarak maalesef aşırı politizeyiz. Seçim dönemlerinde akraba, eş, dost, arkadaş tanımıyoruz. Seçim sonuçları ne olur bilmem ama bu kin ve nefret dilinden, kutuplaştırıcı söylemlerden, ayrıştıran yaklaşımlardan artık kurtulmamız lazım. Hukuk ve emniyet çalışanlarının işlerini hamasi söylemlere harç yaparak hava cıva yapmaya gerek yok. Büyük devletlerde az söz, çok icraat olur. Bi yerde çok laf varsa icraat mutlaka azdır.

Dedim ki, sabah kahvaltı hazırladım. Sonra bulaşıkları yıkadım. Ardından evi süpürdüm. Akşamdan yıkayıp serdiğim çamaşırları topladım. Bir makine daha çamaşır attık. Daha sonra iş yerine gidip bir de orada inşaat temizliği yaptım. Bütün bunlar her zaman zevkle yaptığım işler. Çünkü biz babadan böyle gördük. Her zaman bizlere sorumluluk vererek büyüttüler. Bunları neden mi anlatıyorum? Çünkü örnek olsun diye. Evlatlarınızı süs bitkisi gibi yetiştirmeyin diye. Onlara sorumluluk vererek bilinçli birer birey olarak yetiştirin diye. Aksi halde çok dizinizi döversiniz.

Dedim ki, yeni işimizin inşaat işleri devam ediyor. Bugün boya işlerinde son gün. Boya ustamızla çay içerken biraz muhabbet ettik. Yanında çalışan gencin oğlu olduğunu öğrendim. Diğer küçük oğlu da boyacıymış. Küçükten beri benim oğlanlarla beraber çalışırız diyor. Ailecek meslek sahibiler. Bugün maalesef herkes evladım üniversite okusun diye işsizler ordusuna nefer yetiştirmekten başka bir şey yapmıyor. Emin olun, gelecek lisans mezuniyetinde değil meslek sahibi olmada. Bir meslek sahibi olanlar üniversite mezunlarından daha mutlu, huzurlu ve konforlu olacaktır.

Deyip duruyoruz, inşallah faydalı oluyordur.