Dedikodu ve fitne bataklığında

Abone Ol

Kimi hastalıkların kangrenleşmesi kişiyi zorda bırakır, sonu alınamaz bir sürece sürüklenilir. Maddî yani bilinen hastalıklar ameliyat ve tedavilerle atlatılabilir. Fakat manevi hastalıklar insanı derinden etkiler ve sarsar, toparlanılamaz bir daha.

İşi olmayanların eylemi dedikodudur. Lafazanlıktır, gevezeliktir.

İşi olmayanlar kendilerini boş işlere adarlar, bu gibi eylemlere gönüllüdürler.

İşi olmayanlar ortalığı bulandırırlar. İnsanları birbirine düşürürler. Bunu da bir hüner bilirler.

Bilgisi olmayanların işidir çok konuşmak. Cahilin cehaletinin fazla olduğu bilinir. Bilinir de onlar ileri geri konuşmaktan asla kendilerini almazlar. Her ortamda ortaya atılırlar. Bilgi sahiplerine bile fırsat vermezler.

Laf taşıma, dedikoduda bulunma, başkalarını çekiştirme kültürümüzde iyi karşılanmıyor. Kardeşinin etini yeme olarak tanımlanıyor.

Mavera dergisinde yazmaya başladığımda merhum Cahit Zarifoğlu bana mektuplar yazdı. Cağaloğlu’nun dedikodularının çok olduğunu, onlardan uzak durmamı tavsiye ediyordu. Üstat, ağabey ve büyüklerin sohbetlerini dinlememi öneriyordu. Bunlar bizim hayatımızda yer alan özellikler oldu. Sakındık. Mümkün olduğunca Cağaloğlu çevresinden uzak durduk. Yedi İklim dergisini çıkardığımızda o günden beri dedikodu merkezinin dışında olduk. Kadıköy, Maltepe ve Üsküdar çevresindeyiz. Kimin ne yapıp ettiğine bakmayız. İşimize odaklanmış durumdayız. Büyük düşünce geleneğimizin izleğinde bulunan üstatlarımız ve ustalarımızın açtığı yol üzerineyiz ve sürdürüyoruz. Kimseyle alıp veremediğimiz yoktur. Biliyoruz ki her davranışımızın, sözümüzün ve eylemimizin de hesabını vereceğiz.

Yukarıda anlattığımız bir örnek. Bu, bütün toplum için geçerli. Müslümanlar genel anlamda asıl işlerine odaklanır kendilerini tam verirlerse bu gibi olumsuz davranışları içinde kendilerini bulamazlar. Zamanları olmaz.

Fitne odakları küçüktür ama büyük iş yaparlar, insanları ve hatta kardeşleri bile birbirine düşürürler. Bir araya geldiklerinde allame kesilirler, kendilerinin dışındakileri küçük görürler, onlar hakkında ileri geri konuşurlar. Cemaatleri, toplulukları, oluşları, grupları çekiştirirler. Kendilerini en hayırlı, iyi ve güzel olduklarını bilirler, söylerler. Kendilerini asla görmezler. Çünkü aynaları yoktur. Dış ve iç aynaları kararmıştır onların.

Zaman geçer gider onların tortuları insanların arasında yer eder. Geriye hiçbir şey bırakmadan kul hakkını, insanların veballerini omuzlarına alır giderler.

Temel doğrularımız var. Efendimizin bize gösterdiği, yaşadığı, yaşattığı bir hayat anlayışı var. Bunları kendimize ilke edinmedikçe, yol olarak seçmedikçe bataklıklardan kurtulamayız. Müslüman’ız üzerimizde sorumluluklar var. Her birimizin durumuna göre bir yükümlülüğü var. Kimse kimsenin vebalini ve günahını üstlenmez. Günah ve veballerimizi kendimiz oluşturur, kamburlarımızı büyütürüz.

İş yapanlara destek olmak, omuz vermek yerine onlara yük de oluruz. Kamburunu arttırır, üstelik üstüne binmeye çalışırız.

Herkes kendine düşeni yerine getirse büyük bir yol alınmış olur. Bu hemen her topluluk için geçerlidir. Her okur, kendi düşüncesini temsil eden gazetesine, dergisine, yazarının kitabına sahip çıkar okur ve kendini geliştirirse başkasının laf söylemesine fırsat vermez kendisi de bu tuzağa ve bataklığa düşmez. Kişi kendi partisine, davasını güden oluşa destek vermez sadece laf ebeliği yapar dedi kodu yaparsa hem kendine hem de onlara ayak bağı olur.

En iyisi biz işimize bakalım, atalar sözüdür: “İt ürür kervan yürür” demişler.