Hiçbir zaman zalimlerin elini sıkmadık, sıkmayacağız,
hiçbir zalimle aynı fotoğrafın içinde yer almadık, almayacağız.
Bu sözler birkaç gün önce AKP Grubu na hitap eden
Başbakan Ahmet Davutoğlu nun sözleri. Aman ya Rabbi ilk bakışta kulağa ne kadar
da hoş geliyor. Bu hamasi nutukları atabilen bir Başbakan a sahip olduğu için
insan nasıl da gururlanıyor. Lakin hayal sahnesi pek kısa sürüyor, sahne
bitince hakikatler bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçmeye başlıyor.
Tehditlerle mecliste onaylatılmak istenen tezkereler. Tüm
çabalara rağmen meclisten geçmeyince yürürlüğe konan kanun hükmünde
kararnameler. İnsanlık tarihinin gördüğü en yamyam işgalcilere kullandırılan
askeri üsler, sağlanan lojistik destekler. Bağdat a, Basra ya, ya da Felluce ye
ölüm yağdıran füzeler. Beyaz Saray ın gül bahçelerinde anlatılan stratejik
hikâyeler. Dualarla açılan meclisimizde Şimon Perez gibi katilleri alkışlayan
eller. Libya nın parçalanmasını amaçlayan NATO operasyonlarına bekçilik eden ay
yıldızlı gemiler. En sevgilimize, Efendimiz Aleyhisselama hakaretler
savuranlarla kol kola yapılan yürüyüşler. Ve daha bir yığın yaşanmış gerçekler.
Geri kalan hepsini boş verin siz. Sahi şu Fransa daki sapkın yürüyüşe
tarihimizde gelip geçen beğenmediğimiz herhangi bir lideri gönderebilir miydik
acaba
Süleyman Demirel i mesela; Eşref-i mahlûkatın önderi olan
Peygamber Efendimizi, isteyen istediği gibi resmedebilsin diye düzenlenen
yürüyüşlere gönderebilir miydik Demirel i kafasına silah dayansa dahi o sapkın
topluluğun arasına katabilir miydik
Ya da Bülent Ecevit e Hillary Clinton la çak çak
yaptırtabilir miydik
Hayır hayır, bana sorarsanız Süleyman Demirel i o sapkın
topluluğun arasına katamazdık. Bülent Ecevit e Hillary Clinton la çak çak
yaptırtamazdık. Çok hassas olduklarından, ya da kutsal değerlerimize çok bağlı
olduklarından değil, o görüntüleri verdikten sonra başlarına nelerin geleceğini
iyi bildikleri için geçmişteki hiçbir siyasetçiye bunları yaptırtamazdık. İlk
seçimde Müslüman Türk halkından tokadı yiyeceğini bilen hiçbir lidere bu
pozları verdirtemezdik.
Ama işte bu muhafazakâr efendilerin çekindikleri hiç
kimse kalmadı artık. Hiçbir kamuoyu baskısından korkmuyorlar. Hiçbir sivil
toplum örgütünden ürkmüyorlar. Her ne istiyorlarsa gözümüzün içine baka baka
yapıyorlar. O an akıllarına ne esiyorsa öyle davranıyorlar. Diyarbakır da
Kürtçü, Balıkesir de milliyetçi, İzmir de liberal, Konya da İslamcı, Kürecik te NATO cu, Beyaz
Saray da Amerikancı, Fransa da ise en kutsalımıza dahi saldırmayı
meşrulaştıracak kadar özgürlükçü kesiliyorlar.
Nasıl olsa oylar çantada keklik diye hesaplıyorlar. Nasıl
olsa gömleği çıkarmamıza rağmen, iki nutuk atınca Milli Görüş çü gibi görünürüz
sanıyorlar. Nasıl olsa hangi kılığa girersek girelim tevil edebiliriz diye
düşünüyorlar.
Sonra da çıkıp hiç utanmadan, hiç sıkılmadan, hiç yüzleri
kızarmadan, Asla zalimlerin yanında olmadık, asla zalimlerin elini sıkmadık
diyebiliyorlar.
Oysa Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam asırlar öncesinden
hepimize sesleniyor; Utanmadıktan sonra dilediğinizi yapın. Bu hayal
sahneleri elbet nihayet bulacak. Hakikatler elbet bir gün meydana çıkacak.
Bakalım umduklarına kimler nail olacak, bakalım en büyük hayal kırıklıklarını
kimler tadacak, hep birlikte göreceğiz.
Paralel PKK, Yeterli Terörist
İmralı daki baş teröristin verdiği sözlere bel bağlanarak
yürütülen çözüm(!) sürecinde silahların bırakılma aşamasına gelindiği iddia
ediliyor. Sözüm ona 30 yıllık terör örgütü silah bırakacak ve baş teröristin
himmetiyle kardeşlik iklimi sağlanacakmış. Hükümet yetkilileri hepimizin böyle
inanması gerektiğini söylüyor.
Fakat Kandil deki PKK yöneticileri şart üstüne şart öne
sürünce, hükümet adına süreci yürüttüğü ilan edilen Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan,
bu yönetici teröristleri yetersizlikle suçluyor. O hal de Yalçın Akdoğan a
soralım; 30 yıllık eli kanlı terör örgütü yöneticilerinin yeterli sayılabilmesi
için hangi özelliklere sahip olmaları gerekiyor Kaç baskın emrini vermeleri,
ya da kaç ölümün çetelesini tutmuş olmaları icap ediyor Ayrıca tam da silahların bırakılacağının
iddia edildiği günlerde, Genelkurmay ın açıklamasına göre PKK lı bir grup
Hakkari de askeri birliğe ateş açabiliyor.
Aslında siz PKK lı grup dendiğine de bakmayın.
Artık İmralı daki baş terörist çözüm ortağımız, PKK ise
bin yıldır koyun koyuna yaşadığımız Kürt halkının yegâne temsilcisi sayılan
muhatabımız.
Böyle saldırıları ise çözüm ortağımıza isyan eden
başıbozuk bir grup yapıyor sanırım.
İyisi mi bundan böyle Paralel PKK nın eylemlerine hazır
olalım.
Önümüzdeki günlerde İmralı daki çözüm ortağı da, Ne
istedilerse verdim, onlar için ömrümü sürgünlerde hapislerde geçirdim. Meğer
koynumda yılan beslemişim, yıllarca aldatılmışım diye feryâd-ı figana başlarsa
şaşırmayalım.
Çanakkale İçinde Sıra Sıra Avm
Yüce Şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Çanakkale geçilmez diyoruz yüz yıldır. Çanakkale
destanı hakkında ağıtlar, türküler yakıyoruz.
Biliyor musunuz Çanakkale türküsünü iyi okurum ben.
Farklı makamlarda seslendirdiğimi, bazen
hüzünlendirdiğimi, bazen de coşturduğumu söyleyen dostlarımın yalancısıyım.
Sonra fırsat buldukça Çanakkale ye gider, bir köşeye
çekilir ağlarım.
Lakin Çanakkale cebren ve hile ile geçildi gibi geliyor
bana.
Aziz vatanımızın en güzel tepeleri Amerikan üssü yapıldı,
milyonlarca şühedanın kanıyla sulanan Anadolu muz, hepten NATO toprağı sayıldı
gibi geliyor.
Sermayenin her cinsi baş göz edildi, Siyonist in bile
parası öpülüp baş üstüne kondu gibi geliyor.
En stratejik kuruluşlarımız babalar gibi satıldı,
dişimizden tırnağımızdan arttırıp devletimize emanet ettiğimiz fabrikalar elden
çıkarıldı gibi geliyor.
Çanakkale içinde aynalı çarşılar değil, ışıltılı AVM ler
yapıldı gibi geliyor.
Üstelik birçok konuda artık onlar gibi düşünüyoruz. Onlar
gibi eğleniyor, onların izlediğini izliyor, onların üzüldüğüne üzülüyor,
onların sevindiğine seviniyoruz. Artık onlar gibi GDO lu gıdalar yiyor, onlar
gibi besleniyoruz.
Artık onların yürüyüşlerine katılıyor, onların
kınadıklarını kınıyor, onların sahiplendiklerini sahipleniyoruz. Onların
birliklerine girebilmek için kapılarında nöbet tutuyor, onlarla stratejik ortak
olabilmek için can atıyoruz.
Artık başımız her sıkıştığında Birleşmiş Milletler in
kapısını çalıyor, denizin ortasında gemimize saldırdıklarında bile Birleşmiş
Milletler e şikâyet etmeyi marifet sayıyoruz.
Artık onların sınırlarını zihinlerimize çiziyor,
haritalara bile onlar gibi bakıyoruz. Hatta onlar bin yıllık şehirlerini
gözleri gibi korurken, biz uzaktan bakıldığında İslam coğrafyası olduğu anlaşılmasın
diye kadim şehirlerimizin siluetlerini bile rahatlıkla bozabiliyoruz.
Artık çok azımızın alnı secdeye gidiyor, çok azımızın
dilleri Allah söylüyor, çok azımız irfanlı ve hikmetli oluyor. Artık gözlerimiz
ezan saatine değil, daha çok borsa ya da döviz rakamlarına bakıyor. Cephede bile teyemmümle namaz kılan dedelerin
torunları, artık dow jones endeksine göre hop oturup hop kalkıyor.
Artık faizsiz bir dünyanın kurulabileceğine çok azımız
inanıyor, sürdürülebilir düşük faizli borç döngüsünü ise pek çoğumuz başarı
sayıyor. Sizin anlayacağınız galiba artık onlara benziyoruz, onlar gibi
yaşıyor, Allah muhafaza etsin galiba artık onlar gibi de ölüyoruz.