Davetçilerimiz var mı?

Abone Ol

Türkiye ve İslam aleminde çok tanınan dirayet tefsirlerinden Elmalılı M.Hamdi Yazır ın "Hak Dini Kur an Dili" adlı eserini inceliyorum. Âl-i İmran Suresi 104. ayeti okurken ilginç ve müslümanların başta gelen vazifelerinden birini hatırlatan

ifadelere şahit oluyorum. Önce söz konusu ayetin mealini nakletmek istiyorum:

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan önde giden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir."

Elmalılı, bu ayeti şöyle tefsir etmiş: "Ümmet, öne düşen, çeşitli insan gruplarını toplayan, kendilerine uyulan bir topluluk demektir ki, hepsinin önünde de "imam" (önder) bulunur. Cemaatle namazlar, bu muntazam ve hayırlı tertibin gözle görülür şeklidir. Bu şekilde, hayra davet ve iyiliği emir ve kötülüğü de men edecek önde giden bir topluluk teşkili müslümanların imandan sonra ilk dini farizalarıdır.

Bu farizayı yerine getirebilen müslümanlar, ayetin hükmü gereğince tam kurtuluşa ererler. Yoksa "Ancak, müslümanlar olarak can verin." ayetinin manasına ulaşmak çok zor, belki de imkansız olur. Allah ın vaadi bütünüyle temin edilmez. Hayra çağırmak, iyiliği emir, kötülüğe engel olmak farzı kifayedir. Bu yapılmayınca hiçbir müslüman kendini kurtaramaz..."(Azim Dağ., C.2, Sh. 407)

Peygamberlerin en başta gelen sıfatı "Tebliğ ve davetçilik" tir. İslam, ancak bu sayede açılım yapıp yayılıyor. İslam ın öğrenilmesi, öğretilmesi, müslümanlar arasında yaşanır duruma gelmesi ve gelecek nesillere aktarılması ancak tebliğ ve davet görevini yerine getiren bir öncü topluluğun gayretleri sayesinde mümkün olur.

Tebliğ ve davet görevi o kadar önemlidir ki, Allah Rasülü (s.a.v) bu görevi yapanlara şu müjdeyi vermiştir: "Sizin vesilenizle bir kişinin hidayete ermesi, dünya ve içindekilerin tamamından hayırlıdır."

Yine o yüce Rasul (s.a.v), müslümanların şer, kötülük ve isyanlar karsısındaki tavrı konusunda şöyle buyurmuşlardır: "Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle değiştirin. Buna gücünüz yetmezse dilinizle değiştirin. Buna da gücünüz yetmezse, kalbinizle buğzedin. Ancak bu sonuncusu imanın en zayıf şubesidir."

Bu Hadis-i Şerif i açıklayan ulema şöyle demiştir: "Kötülüklerin el ile değiştirilemesi yöneticilere aittir. Çünkü el, kudreti ve karar vermeyi sembolize eder.

Kötülükleri dil ile değiştirmek alimlerin görevidir. Dil, nasihat ve irşat görevini yapar. Kötülüklere karşı kalben buğz etmek ise halkın işidir. Halkın ancak buna gücü yeter."

Kötülüklerin ortadan kalkması için, bu üç sınıf insanın aktif görev yapması en ideal olanıdır.

Yüce Rabbimiz, müslüman ünmetin en başta gelen özelliğinin de, insanlar arasında bu görevi yapmaları olduğu konusunda şöyle buyurur: "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah a inanırsınız. "(Âl-i İmran, 110)

Allah Rasülü (s.a.v), Hudeybiye Barışı nı yaptıktan sonra, ilk önemli icraat olarak, o günün devlet başkanlarına ve kabile reislerine İslam a davet etti. Çünkü İslam, asıl, barış ve sükün ortamında yayılır. İnsan, böyle atmosferde daha sağlıklı düşünür ve isabetli karar verir. Halbuki savaş ve karışıklık dönemleri rekabet ve gerginlik olusturur. Göz gözü görmez, düşünmenin ve sağlıklı karar vermenin önünde engeller oluşur. O yüzden; her müslüman yeryüzünde bir barış elçisi gibi hareket etmelidir.

Yüce Rasül (s.a.v), sahabelerine davetçi özellikte yetiştirir; "Ayıplayıcının ayıplamasından çekinmeden" İslam ı temsil eden bir duruş ortaya koymalarını isterdi. Daha Mekke döneminde Musab bin Umeyr (r,a) gibi genç bir sahabeyi Medine ye davetçi olarak göndermişti. O da, görevini layıkıyla yapmış, Medinelilerin İslam a girmelerine vesile olmuş, Medine yi Allah Rasülü (s.a.v) ve sahabesinin hicret edebileceği güvenli bir şehir haline getirmişti. Allah Rasülü nün (s.a.v) hayatı baştan sona İslam a davet örnekleriyle doludur. Her davetçi o yüce Rasül ün (s.a.v) davet üslubunu örnek almalı ve şu prensipleri unutmamalıdır:

*Hangi şart altında olursa olsun, ümidini kesmemelidir. Ümitsizliğin getirisi yoktur.

*Davetini, usulüne uygun yapmalı, kolaylaştırıcı, sevdirici ve müjdeleyici bir üslup kullanmalıdır. Şefkat, merhamet ve yumuşaklığı elden bırakmamalıdır.

*Hidayet verici Allah tır. Daveti kabul edilmese bile, üzerine düşeni yaptığının şuurunda olmalı ve görevini sürdürmelidir.

Davetçinin bazı özelliklerini de şu iki ayetten anlamaya çalışalım :

"(Ey Habibim) O vakit Allah tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba ve katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah a dayanıp güven. Çünkü Allah tevekkül edenleri sever. "(Âl-i İmran, 159)

Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve o hidayete erenleri de çok iyi bilir." (Nahl, 125).

Şimdi, kendi kendimize soralım: Bu özelikleri taşıyan davetçilerimiz var mı