“Davasını satmayan insan”

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm;

Saadet Partisi’nin son genel kongresinden sonra, Balgat’ta yapılan 2. Genel İdare Kurulu (GİK) Toplantısı’na gitmiştim. Birkaç arkadaşla 3. kata çıkmak için asansöre bindik. Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Sabri Tekir de vardı. Asansörde birbirimizle tanıştık. Sabri Bey yazılarımdan söz etti. İkinci kata vardığımızda, toplantının başlamasına kadar, bizi çalışma odasında çay içmeye davet etti. Kabul ettik.

     Sabri Başkanım, çay içerken sözü Kur’an’daki, “Şimdi kitabını oku! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter” (İsra, 14) ayetine getirdi. Buradaki, “Kitabını oku!” emrinin bir anlamının da, insanların faydalanacağı bilgi ve güzel örneklerin kayda alınması, yazılı hale getirilmesi olduğunu anlattı. Arşiv geleneğinin oluşması ile kültür ve bilgimizin çok zenginleşeceğini söyledi.

     Bugün, Sabri ağabeyin bu sözlerinden cesaret alarak, hakkımda yapılan bazı yorumlardan hareketle değerlendirmeler yapmaya çalışacağım.

     11 Ekim 2020 günü sosyal ağlarda, “Vefakârlık, sadakat,  dostluk” temalı bir “paylaşım” yapmıştım. Sağ olsunlar, tanıyan dostlarım, lâyık olmadığım kadar güzel değerlendirmelerde bulundular. Hepsinden Allah razı olsun! İnanıyorum ki, her biri benden daha kıymetli ve takdir edilmeye lâyık insanlar!

     Allah rahmet eylesin, rahmetli annemin Ayşe Hala’sı, “Evlâdım!” derdi: “İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez; insanın tatlı dili, güler yüzünden başka nesi var?” İnsanlara hep bu anlayışla yaklaşabilsek, ne kadar güzel olurdu, değil mi? Hayat çekilmez olmaktan çıkar; yaşanmaya değer hale gelirdi.

HAK YOLDA OLMAK!

     Kardeşlerimin yorumlarında neler yoktu ki! Bir kereliğine gelip misafir olduğumuz şu fâni dünyada, hayatı birbirimize “zehir” etmek için, neredeyse yapmadığımız kalmıyor. Zarif, naif, kibar, nezaketli, dost canlısı, sadakatli, vefakâr insanların varlığı hayatın yükünü hafifletiyor. Hep birlikte görevimizi yapalım da, Allah böylesi insanların sayısını artırsın!

      Fransa Lyon’dan yorum yapan Hasan Çakın kardeşim, fakir için, “Davasını ve dava arkadaşlarını satmayan insan” ifadesini kullanırken; Almanya Ulm’den yazan Hamza Ünlütürk ise, “Nefesini hak yolda tüketen güzel insan” diyordu. Millî Gençlik Vakfı Aydın eski Şube Başkan’ım Osman Gümüşhan, “Her zaman sizi tanımanın bahtiyarlığını yaşıyoruz” iltifatını yaparken; Denizli’den sanatçı dostum İdris Ayhan da, “Siz bu çağa sunulmuş zarif bir armağansınız!” deme inceliğini gösteriyordu.

    Böylesine zarif ve kibar kardeşlerimin gönül zenginliğini anlatacak söz bulamıyorum. Herkese yetecek kadar sevgileri var onların. Müslüman olmak ne güzel! Sadakat ve vefakârlık sahibi dostlarla olmak ne güzel! Kitap ve sünnetten beslenen Millî Görüş çalışma modeli ile insanlara hayırlı hizmetler sunmak ne güzel!

     Millî Görüşçülerin çok sevdiğim bir özelliği var. Hem birbirlerine dua ediyorlar; hem de içlerinden vefat edenleri hayır ve rahmetle anıyorlar. Erbakan Hoca en fazla sevilen ve rahmetle anılanların başında! Affedersiniz, eşek sesiyle bülbül sesinin birbirine karıştığı dünyada, insanlar dünyayı yaşanmaya değer hale getirecek güzellikleri duyamıyorlar.

SEVİYE ÇOK DÜŞMÜŞ

     Birçok seçkin kardeşim içinden, naklettiğim birkaçının yorumları, insanî değerlerden beslenme konusunda toplumun seviyesinin çok düşük olduğunun işareti. Hava ve su kadar tabiî özellikler, neredeyse “meziyet” olarak görülür olmuş.

     Bir kardeşimin iltifat ettiği, “Davasını ve dava arkadaşlarını satmayan insan!” tabiri, her insanın tabiî, insanî, normal özelliği olması gerekir. Yoksa, ihanet kontenjanının yüksekliği mi, bize bu değerlendirmeyi yaptırıyor? Hak, kadir kıymet bilir kardeşlerimin insaflı, vicdanlı, temiz duygularla söyledikleri sözlerine minnettarım.

     Millî Görüş hareketini 1969’dan beri takip ediyorum. Şahsımıza tevdi edilen görevleri yerine getirmeye çalışıyorum. Şurası bilinsin ki, öncülerinden her seviyedeki çalışanlarına kadar bütün kadrolar, kâinat çapındaki ulvî bir davanın heyecanı, gayreti içindeler. Erbakan Hocamızın yol arkadaşı olan binlerce insan, hâlâ aktif olarak Hocamızın ömrünü tamamladığı Saadet Partisi’nde hizmet veriyorlar.

     Bülbül sesinden hazzetmeyen çığırtkanların kopardığı vaveyla, onların sesinin duyulmasına engel oluyor. Millî Görüş’ü ve mensuplarını bu çığırtkanlar aracılığıyla tanıma yoluna girmeyin! Ortada orijinali var. Onlar sokakta, mahallede, şehirde, ilçede, köyde hep sizin aranızda! Belki de, komşunuz, akrabanız, kardeşiniz! Kendileri içimizde iken, Millî Görüş ile ilgili bilgileri niçin çığırtkanlardan alalım.

     Toplum, kendilerine imkân olarak sunulmuş bu ulvî sese daha fazla ilgisiz kalmamalı. Hasta, kendisine şifa olacak ilaçtan kaçar mı? Millî Görüş’ten uzaklaşmak, insanın kendisinden uzaklaşmasıdır.