Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, dünya ve ahiret saadetimiz için İslam’ı bir nizam olarak gönderen, hesap gününün sahibi Allah (C.C.)’a hamd, muallimimiz, liderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)’ya salât ve selam olsun.
Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Bu hayatı oyun ve eğlence olarak tanımlayan Allah’tır. Rabbimiz buyuruyor: “İyi bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, aranızda öğünme, mal ve evlatta çoğalma yarışıdır. Bitkisi çiftçinin hoşuna gittiği yağmur gibidir. (O bitki) olgunlaşır, sen onu sapsarı görürsün. Sonra çerçöp olur. Ahirette şiddetli azap vardır, Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı aldanma geçimliliğinden başka bir şey değildir.” (Hadid: 20) “Bu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder ve (günahlardan) sakınırsanız, (Allah) size mükâfatını verir ve sizden mallarınızın (hepsini) istemez.” (Muhammed: 36) Buna göre dünya hayatının bu oyun ve eğlencesini hangi esaslar doğrultusunda yapacağız Akıllı olan insan elbette bunu cennet oyun ve eğlencesi olarak oynar, sefil insanlar ise cehennem oyun ve eğlencesi olarak oynar.
Dünya hayatı gaye değildir. Dünya hayatını önemseyip ahiret hayatını unutmak, dünyayı gaye ve dava edinmek emredilen bir şey de değildir. Dünya hayatı, Allah’ın rızasını veya gazabını kazanma yeridir. Allah’ın rızası İslam, gazabı ise batıldır.
Müslüman Allah’ın rızasını gözeten kimsedir. Bizler, verilen bütün nimetleri, Allah’ın rızasını kazanmak için kullanmak zorundayız. Bu nimetlerle Allah’ın gazabını kazanmaya çalışmak ancak bir aldanmadır. İnsanlar bu dünya hayatında imtihan olmaktadır. İmtihan ediliyoruz. Dünya mektebinin öğrencileriyiz. Bu mektebin sahibi Allah’tır. Hayatımız ve ölümümüz ancak bu imtihan içindir. Asıl hayat ahiret hayatıdır. Rabbimiz buyuruyor: “Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” (Âl-i İmran: 14) Dünya hayatımız, ancak ahiret saadetini elde etmemiz içindir.
Bu saadeti nasıl kazanacağız Bu saadeti; yaratan, yaşatan, yöneten, hüküm sahibi olan Allah’ın, Kur’an’da bize bildirdiği emir ve yasaklarına uyarak, muallim, rehber ve lider olarak gönderdiği Peygamberimizin sünnetine tabi olarak kazanabiliriz. Rabbimiz bu gerçeği şöyle bildiriyor: “(Resulüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi Takva sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah’ın rızası vardır. Allah kullarını çok iyi görür. (Bu nimetler) Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!’ diyen; sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken, hayra harcayan ve seher vaktinde Allah’tan bağış dileyenler (içindir).” (Âl-i İmran: 15–17)
MÜSLÜMAN’IM DEMENİNİN SORUMLULUĞU
Müslüman İslam’a doğru koşan adamdır. Müslüman Allah ve Resulü’nün emirlerine teslim olmuş kimsedir. Allah’ın emri İslam’dır. İslam bir hayat nizamıdır. İslam bir medeniyet dinidir. İslam’ı bir hayat nizamı olarak görüp kabullenen her insan, hâkimiyeti için cihat etmek ile mükelleftir. Cihat İslam ile insan arasına konulmuş bütün engelleri ortadan kaldırmak, insanı İslam ile buluşturmak ve hayatın tamamında yaşanan bir nizam olması için ümmet halinde yapılan çalışmaların tamamıdır. Bu çalışmalar nafile ve keyfi olan çalışmalar da değildir. Aksine ben Müslüman’ım, İslam’a bağlıyım, bütün emirlerinden sorumluyum, temel farzlardan birisi olan cihat ibadetini de sıhhatinin ve edasının şartlarını bilip yapmak durumundayım diyenler için bir zorunluluktur. İslam cihatsız yaşanmaz ve yaşatılamaz. Müslüman Allah’ın hiçbir emrine itiraz etmeyeceği gibi cihat emrine de itiraz etmemelidir. Rabbimiz buyuruyor: “Fitne (batıl) tamamen yok edilinceye ve (yaşanan) din Allah’ın (din-i İslam) oluncaya kadar onlarla harbedin…” (Bakara: 193) “Allah uğrunda, hakkını vererek cihat edin. O, sizi seçti…” (Hac: 78) Bu ve benzeri beş yüzden fazla ayet, hakkın hâkim batılın zail olması için cihat etmeyi Müslüman’ım diyenlerin sırtına bir görev ve vecibe olarak yüklemektedir. Kur’an’ı, emirlerini öğrenip yaşamak için okuyan herkes bu gerçeği görür ve cihat sorumluluğunun gereğini yerine getirmek için, takatinin sonuna kadar davasının delisi olarak cehdeder. Cihat Peygamberimizin lisanıyla da emredilmiştir. O şöyle buyuruyor: “Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihat ediniz.” (Ebu Davut, Cihad: 18)
Müslüman’ım demek “benim hayatım iman ve cihattır” demektir. Hayatı iman ve cihat olarak kabullenmek, iman etmiş olmanın gereğidir. Peygamberimiz bizleri uyarıyor: “Kim gaza (cihat) etmeden ve gönlünde gaza (cihat) etme arzusu taşımadan vefat ederse, bir tür nifak üzere ölür.” (Müslim, İmare: 158) Başka bir hadisinde Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ki insanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın kendi katından göndereceği bir azabı hepsine umumileştirmesi yakındır.” (Ebu Davut, Melahim: 17- Tirmizi, Fiten: 8)
Ebu Hüreyre (R.A.) anlatıyor: Resulûllah (S.A.V.)’ın ashabından bir kişi, içinde tatlı su gözesi bulunan bir dağ yolundan geçmişti. Burası çok hoşuna gitti ve: “Keşke insanlardan ayrılıp şu dağ kısığında yaşasam, ama Resulûllah (S.A.V.)’dan izin almadan bunu asla yapmam, dedi. Sonra arzusunu Resulûllah (S.A.V.)’a anlattı. Peygamberimiz: “Böyle bir şey yapma. Çünkü sizden birinizin Allah yolunda çalışıp gayret sarf etmesi, evinde oturup yetmiş sene namaz kılmasından daha faziletlidir. Allah’ın sizi bağışlamasını ve cennete koymasını istemez misiniz O halde Allah yolunda cihat ediniz. Kim devenin sağılacağı kadar bir süre Allah yolunda cihat ederse, mutlaka cennete girer” buyurdu. (Tirmizi, Cihadın Fazileti: 17)
Müslüman, cihat sorumluluğundan bahanelerle kurtulmaya çalışan kimselerden de değildir. Hiçbir farzın cihat farzını ortadan kaldırmayacağını bilir. Bütün farzları yaptığı gibi cihat farzını da yerine getirmenin gayreti içinde olur. Çünkü bir Müslüman’ın başarılı olup Allah’ın rahmetine nail olması ancak iman ve cihat iledir. Rabbimiz buyuruyor: “İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihat edenler var ya, işte bunlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah, gafur ve rahimdir.” (Bakara: 218)
CİHADA ENGEL HATALI DAVRANIŞLAR
Cihat ibadeti ümmet halinde yapılır. Tek başına yapılmaz. Ümmet olmak demek bir emir etrafında marufu emretmek, münkeri yasaklamak için toplanmak demektir. Ümmet olmak ve ümmete dâhil olmak farzdır. Bu farz ayrıca iki farzdan oluşur. Bu iki farz biat ve itaat farzlarıdır. Bu iki farz yerine getirilmeden ümmet olunmaz. Biat emir ile inanmış bir toplum arasında gerçekleşen bir cihat sözleşmesidir. Biat hakkı hâkim kılmak, batılı engellemek için yapılan bir ahitleşmedir. Peygamberimiz iman etmiş erkek kadın herkesten biat almıştır. Rabbimiz buyuruyor: “Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli (kudreti) onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih: 10) “Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Mümtehine: 12) İtaat ise, cihat konusunda emirin verdiği görevleri bahanesiz ve itirazsız olarak kabullenmek ve gereğini yerine getirmektir. Rabbimiz buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine (cihat emirlerine) de itaat edin…” (Nisa: 59) Peygamberimiz buyuruyor: “Müslüman bir kimse, hoşuna gitsin gitmesin, bütün işlerde günah olmadıkça, idarecinin emirlerini dinlemek ve itaat etmek mecburiyetindedir. Eğer idareci günah olan bir hususu emrederse, o zaman onu dinlemek ve itaat etmek gerekmez.” (Buhari-Ahkâm: 4, Müslim-İmare: 38)
Biatsiz ve itaatsiz cihat olmaz ve böyle bir anlayışa sahip olmak hatalı bir davranıştır. Bu davranış sahibine beladan başka bir şey sunmaz. Peygamberimiz buyuruyor: “Kim yeryüzünde Allah’ın dinini ve davasını temsil eden Müslüman bir idareciyi küçük düşürürse, Allah da o kimseyi küçük düşürür.” (Tirmizi-Fiten: 48)
Cihat için bir mümine bir görev teklif edildiğinde vaktim yok, meşgulüm, zaman ayıramam gibi bahaneler ileri sürerek görevi reddetmesi hatalı bir davranıştır. Benim fıtratım bunları yapmaya uygun değildir demek hatalı bir davranıştır. Dünya işleri diye bilinen hususları cihadın önüne koymak hatalı bir davranıştır. Dünyayı gaye edinenler zafer kazanamazlar. Zaferi dünyasını ahreti için satanlar kazanırlar. Rabbimiz buyuruyor: “O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa: 74)
Bu bir şuur meselesidir. Bu şuurun ülkemizdeki tek adresi de “MİLLİ GÖRÜŞ”tür. Milli Görüş ise, kuruluşları tarafından temsil edilmektedir. Eninde sonunda zafer Milli Görüş’ün olacaktır. Ve bu zafer, ancak samimi Milli Görüşçülerin cihadıyla gerçekleşecektir. Rabbimiz buyuruyor: “Ama bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah cihat görevini hakkıyla yapan muhsinlerle beraberdir” (Ankebut: 69). Vesselam.