Sivas davası, dosyanın zamanaşımı nedeniyle düşmesi düşmesiyle tekrar gündeme geldi. Zamanaşımı kararının vicdan ve adaletle bağdaşmadığı yorumları yapanların davanın hukuki sürecinden haberdar olmadıkları ortaya çıktı. Söz konusu davadan yargılananlar "adam öldürme / katliam" suçlamasıyla değil "Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma" suçlamasıyla yargılanıyordu.
Haber /Analiz-Cihat Arpacık
2 Temmuz 1993‘te Pir Sultan Abdal Derneği‘nin düzenlediği Pir Sultan Şenlikleri‘ne katılmak üzere Sivas‘a gelen şair, sanatçı, yazarlar meydana gelen taşkınlık nedeniyle Madımak Oteli‘ne sığınmış otelin yakılması sonucunda da 33 konuk ve 2 otel çalışanı feci şekilde hayatını kaybetmişti. Türkiye‘nin önemli gündem maddeleri arasında bulunan ve yakın tarihin en elim olaylarından biri olan Sivas olaylarıyla ilgili görülen dava geçtiğimiz günlerde zamanaşımı nedeniyle düştü. Bazı mahfillerde yazar ve sanatçıların katillerinin korunduğu iddia edilirken hükümetin de konuyla ilgili gerekli adımları atmadığı savunuldu. Ancak 19 yıldır gözden kaçırılan önemli bir ayrıntı davanın neden sürüncemede bırakıldığını ortaya koyuyor.
İRTİCA KARTINI OYNAMAK İÇİN
Olayların ardından gözaltına alınan 190‘a yakın kişiden 124‘ü hakkında "taammüden adam öldürme, cinayet, katliam" suçlamalarıyla dava açılmadı. Devlet Güvenlik Mahkemesi‘nde açılan davanın, dönemin şartlarıyla bir iç huzursuzluğun devam etmesini sağlayıp, toplumun bir bölümü rejim aleyhtarı ilan edilerek oluşturulan iç düşmanın daha da görünür kılınmasını sağlamaya yönelik olduğu anlaşılıyordu. Sanıklara atfedilen suç çok netti: "Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışmak!"
İddia edilen suç böyle olunca katliam da ikinci planda kalmış oluyordu. 33 insan feci şekilde öldürülse de asıl önemli olan laik cumhuriyetin bekasıydı. Kömürleşmiş aydın ve sanatçıların, ölmeleri veya öldürülmeleri çok da kayda değmeyecek bir "olay"dı davayı açanlar için. Aslolan laik cumhuriyetti.
İNSANLIĞA KARŞI SUÇ
Dava siyasi argümanların altına sıkıştırılmayıp cinayet olarak değerlendirilse, karanlıkta kalan yönleri aydınlatılsa ve bu suretle Türkiye‘deki dindarların üstüne baskı kurulmaya çalışılmasa belki çok daha çabuk bir şekilde nihayete erdirilebilecekti. Ancak böyle yapılmadı. Dava olabildiğine siyasallaştırıldı. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi tarihin tozlu raflarına terk edildi. Madımak Katliamı da tıpkı Başbağlar, Çorum, Maraş ve Gazi olayları gibi Türkiye‘nin kara lekeleri olarak bırakıldı.