Davamız İslam’dır

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Millî Görüşçüler olarak bilmeliyiz ki bizim davamız İslam’dır. Her bir Millî Görüşçü kadın ve erkek, bunun şuurunda olmalıdır. İslam’ın dışında, hiçbir hak ve hakikat kaynağı yoktur. Fen ve hikmet, sanat ve sanayi dahi, İslam’ın içindedir ve onun bir şubesidir. İlhamını Kur’an’dan almayan hiçbir ilim ve teknik, asla hayra vesile olamaz, şerden ve zarardan arınmış sayılamaz. İslam, ne liberalizmdir, ne kapitalizmdir ne de radikalizmdir. İslamsız bütün nimetler ve saadetler eksiktir ve yetersizdir. Bu nedenle; “Bugün dininizi ikmal ettim ve nimetlerimi tamamladım” ayeti en son indirilmiştir. İslam’a ırkçılık, sentezcilik veya çeşitli sıfatlar ekle­mek, abesle iştigaldir ve haktan batıla kapı aralamaktır. İslam inancı, bir milimlik dahi olsa itikadı sap­mayı kabul etmez. Bugün, Müslüman toplumların zillet içinde olmalarının temelinde, itikat, ahlak, düzen ve kavram olarak İslam’dan uzaklaşmaları vardır. Modern Müslüman, ılımlı İslam, çağdaşlık gibi kavramlar, büyük bir fikir kirliliği, manevi yıkım için kullanılmaktadır. Ne demek, ılımlı İslam? İslam’ın ılımlısı, ılımsızı olmaz. İslam, İslam’dır. Çünkü İslam, Allah yapısıdır ve dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır. Bunun için, İslam’ca düşünmek ve yaşamak gerekir. Bizler şehadet kelimesini getirerek, Müslüman oluruz. Ancak Kelime-i Şehadet getirip iman etmekle işimiz bitmez, tam aksine bu sözün sınavı başlamış olur. Bu kulluğun en önemli noktası ise bütün insanların kurtuluşu için tebliğ vazifesidir. Birileri çıkıp, biz siyasi partiyiz, tebliğ cemaati değiliz diyebilir. Bu temelsiz kanaatler, Allah’ın kulları üzerine farz kıldığı, hakkı tebliğ görevini sırtımızdan kaldırmış olmaz. İslam, bütün insanlığın kurtuluşu için gönderilmiştir. Bu nedenle İslam’ı tebliğ­de muhatabımız istisnasız bütün insanlardır. Görüşü ve görüntüsü ne olursa olsun, davamızı herkese anlatmak zorundayız. Bizler; ilimle, güzel bir dille tebliğ ve davet ederiz. Hidayet ise Allah’a aittir. Tebliğ ve davette en güzel örneğimiz ise Peygamber Efendimiz’dir. Biz, İslam esaslarına uymayan yeni usuller üreterek, kendimiz için yeni görev tanımları yapamayız. Peygamberimiz ve ashabı; hakkı tebliğ görevini, batıla karşı mücadeleyi, hangi disiplin ve ahlak kurallarına uyarak yapmışsa, biz de onlar gibi yaparsak kazananlardan oluruz.

CİHAD

Erbakan Hocamız bize ne öğretti, bilmek gerekir: “İnancımıza göre; namaz dinin direği, cihat ise zirvesidir. Müslüman hakkin hâkimiyeti için motor, şerrin yok olması için fren olma görevlisidir. Bu dünyada, adil bir düzenin himayesinde, huzur ve emniyet içinde yaşamak için, sadece insan olmak yeterlidir. Biz seçimler için değil, gelecek nesiller için çalışıyoruz. Biz mantar zihniyetli değiliz, biz çınar ağacıyız. Bizim davamızda kimse kendi için yaşamaz, herkes kardeşi için yaşar, menfaati öldürmenin en kolay yolu budur. Bir milletin asıl gücü; topu, tüfeği yahut tankı değil, imanlı ve inançlı gençliğidir. Allah’ın en sevdiği insan, sorumluluğunu bilen ve kendi görevini en iyi şekilde yerine getiren insandır. Görevini ciddiyet ve titizlikle yapmak ihsan makamıdır. Dünyayı ezen sömürü canavarının beyni Siyonizm, kalbi haçlı Avrupa, sağ kolu Amerika, sol kolu Rusya’dır. Ben kesinlikle inanıyorum ki; önümüzdeki yıllarda bütün dünyada en gür seda hakkın ve hakka inananların olacaktır.” Her Millî Görüşçü bilir ki, bu kendiliğinden olmaz. Bir savaş, mahir, tecrübeli ve dinamik askerlerle kazanılır. Bu kural, hiçbir şart altında değişmez. Bakınız Rabbimiz Tevbe Suresi 41. şöyle buyuruyor: “Sizin için kolay da olsa, zor da olsa gerek hafif, gerek ağır olarak, yani genç-ihtiyar, atlı-yaya, küçük birlikler ve ordularla, bekâr-evli, cesur-korkak hangi halde bulunursanız bulunun, mutlaka evlerinizden fırlayarak cihada çıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda yürekten çaba gösterin. Çünkü eğer bilirseniz, bu sizin kendi iyiliğiniz içindir.” Bir komutan, bilge subayları, tecrübeli ve deneyimli kurmayları yanında bulundurmaz, sadece heyecanı yüksek, kanı deli er ve çavuşlarla yola çıkarsa yarı yolda kalır. Çünkü savaş sadece bilek gücüyle kazanılmaz. Savaşı kazanmak için bilek gücünün yanında, bilgeliğe ve tecrübeye yüksek seviyede ihtiyaç vardır.

KÖKSÜZ AĞAÇ

Köksüz ağaç büyümez, kökü çürüyen ağaç yıkılır. Kökünden yeteri kadar gıda alamayan ağaç, kurur ve yok olur. Köklerinden koparılmış bir İslam davası da, kendisini geleceğe taşıyamaz, varlığını sürdürüp yoluna devam edemez. Bu anlamda Tevbe Suresinin 100. ayetini dikkatlice okumak, her Millî Görüşçü için faydalı olacaktır.” Zulüm ve kötülüğün egemen olduğu memleketten göç eden muhacirlerle, dine ve göç edenlere sahip çıkan ve koruyan ensarın önde gelenlerine ve bir de iyilik, doğruluk yolunda onları izleyenlere gelince, Allah onlardan hoşnuttur ve onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Ve O, onlar için içlerinde yerleşip, sonsuza kadar yaşayacakları dere ve ırmakların çağıldadığı cennetler hazırlamıştır. İşte en büyük bahtiyarlık budur.” Peygamberimiz, bu ayette belirtilen esasa ömrü boyunca riayet etmiştir. Tarihin her döneminde İslam davasına ömrünü vakfetmiş öncü insanlar, sonradan gelenler tarafından kılavuz edinilmiş, onların emeklerine en ufak bir hürmetsizlik yapılmamıştır. Bu durum, İslam’ın emrettiği bir edeptir. Biz Millî Görüşçüler olarak bu edebi kaybedersek, hiçbir saadete ulaşamayacağımızın idrak edilmesi gerekir. Millî Görüş davasının önemli köklerinden birisi de hiç şüphesiz, merkezde yetişmiş Enderun kurmay kadrodur. Bu tecrübeli kadro, bu davanın mayasıdır. Bunlar olmadan mayalanma olmaz. Mayasız ekmek ise tat vermez. Öncekilerin itibarsız hale getirildiği yerde, sonrakiler, saadete giden yolla, bataklığa giden yolu ayırmakta zorluk çekerler. Selam hidayete tabi olanlara…