Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefatı bir taraftan kalbinde hastalık bulunan insanların dinden dönmelerine cesaret verirken diğer taraftan sahabeleri şaşkınlığa ve kararsızlığa sevk etmiştir. Allah Resulünün ahirete göç etmesi ile birlikte birden hava değişti. Daha bir yıl önce her taraftan Arap kabileleri Medine-i Münevvere’ye gelip Allah Resulüne iman edip biat ederken bir yıl sonra hava tamamen tersine döndü. Çok hızlı ve tehlikeli bir değişim yaşandı. “İş o kadar ileri gitti ki Arap kabilelerinin İslam’ın başşehri Medine’ye baskın düzenlemesinden korkulmaya başlandı.” (Kıssatü Ba’si Ebî Bekr Ceyşe Üsame 18) Esasen bunda şaşılası bir şey yoktu. Zira Allah Teâlâ günleri insanlar arasında tek bir hal üzere sabit kılmamıştır. Günlerin durumu hemen her zaman değişir. “O günleri insanlar arasında döndürür dururuz.” (Âl-i İmrân 140) FaruddinRâzî bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: “Dünya günleri insanlar arasında döner durur. Ne mutlu günler, ne de mutsuz günler devam edip durmaz. Bir gün biri sevinir, düşmanı üzülür. Diğer bir gün zıddı olur. Hiçbir şey tek bir hal üzere kalmaz.” (Tefsir-i Râzî 9/15; Tefsir-i Kurtubî 4/218)
Şeyhülislam Ebu’sSuûd Efendi şöyle demektedir: “Nüdâvilü (döndürür dururuz)” kelimesi muzari olarak gelmiştir, bu değişimin bütün insanlar hakkında sünnet olduğunu bildirmektedir.” (Tefsir-i Ebu’sSuûd 2/89) Kafaların karıştığı, korku ve paniğin yaşandığı, can güvenliğinin dahi tehlikede olduğu o çok kaygılı anda gündelik hiçbir olayın kendisini etkilemediği, yüzünü şu an yaşananlara değil ufka çevirmiş bulunan Hz. Ebubekir (r.a.) ortaya çıkıyor ve Allah Resulü daha hayattayken hazırladığı Usame ordusunu sefere çıkarıyor. Hem de bütün sahabelerin karşı çıkmasına rağmen. Hz. Ebubeki (r.a.) bu hareketiyle dava yürüyüşünün durmadığını ve durmayacağını ilan etmiş oluyor. Mahlûkatın Efendisi, Peygamberlerin önderi de ölse dava yürüyüşü sekteye uğramıyor. Rasulullah (sav) Efendimizin vefatının üçüncü gününde Üsame ordusunun Cüruf’taki karargâhta toplanması için nida ediliyor. (Ebu’sSuûd Tefsiri, 2/27)
Hz. Ebubekir (r.a.)’ın Usame ordusunun gönderilmesi hadisesinden alınan derslerden biri de iyi günde olsun, kötü günde olsun Rasulullah (s.a.v.)’in emrine ittiba etmesinin gerekliliği ve onun doğurduğu hayırlı sonucu görmesidir. Hz. Ebubekir o en tehlikeli ve en korkulu anda dahi Rasulullah (sav)’in emrine sıkı sıkıya yapışarak bunu göstermiştir. Zira Resulullahın sefere çıkması için hazırladığı bu ordunun onun vefatından sonra Medine’den ayrılmasına, şartların değiştiğini ve Müslümanların tehlike altında olduğu gerekçesiyle sahabeler karşı çıkmıştı. Ancak Hz. Ebubekir Allah Resulü’nün bu kararını uygulamamaktan Allah’a sığındığını belirterek şöyle demiştir: “Ebubekir’in nefsi yed-i kudretinde olan Zâtaand olsun ki, yırtıcıların beni (Medine’de) kapacağını bilsem bile Rasulullah (sav)’in yola çıkardığı bu orduyu geri çekmem. Tek kalsam da onu yerine getiririm.” (Tarih-i Taberî 4/45) Allah Resulünün atadığı ordu komutanı Usame (r.a.) dahi Medine halkı için endişe ettiğinden orduyu Cühruf’tan Medine’ye getirmeyi istemiş ancak Hz. Ebubekir (r.a.) ona izin vermemiş ve şöyle sert bir karşılık vermiştir: “Köpekler ve kurtlar beni kapsa yine de Rasulullah (s.a.v.)’in verdiği emri yerine getirmekten kaçınmam.” (Tarih-i Taberî 4/46)
Hz. Ebubekir (r.a.) Allah Resulünün uygulamalarına o denli bağlı idi ki Hz. Ömer (r.a.)’ın insanların baskısına dayanamayarak kendisine ordu komutanı olarak genç Üsame (r.a.) yerine ondan daha yaşlı (ve daha tecrübeli) birini tayin etmesini teklif ettiğinde çok hiddetlenmiş ve o kızgınlıkla şöyle demiştir: “Anan seni kaybetsin ey Hattaboğlu! Rasulullah (s.a.v.)’in göreve getirdiği birini azletmemi mi benden istiyorsun?” demiştir. (Tarih-i Taberî 4/46) Hz. Ebubekir, orduyu gönderirken de Rasulullah (sav) Efendimizin sünneti üzere hareket etmiş ve Üsame (r.a.) binitli olduğu halde o, yaya olarak yanında yürümüştür. Hz. Ebubekir bu hareketiyle Rasulullah (sav)’in Muaz b. Cebel (r.a.)’ı Yemen’e gönderirken yaptığını yapmıştır. (Kıssatü Ba’si Ebî Bekr Ceyşe Üsame, 31) Rasulullah (sav) onu Yemene gönderirken onunla birlikte çıkmıştı. Ona bazı tavsiyelerde bulunuyordu. Muaz (r.a.) binek üzerinde idi, Rasulullah (s.a.v.) de onun yanında yaya olarak yürüyordu. (El-Fethu’r Rabbânî Litertîbi Müsnedi’l İmam Ahmed, 21/215) Yüce Allah, Sahabe-i Kiram’ın göğsüne bir genişlik verdi de onlar Hz. Ebubekir’in görüşünü kabul ettiler ve bu hususta ellerinden geleni yaptılar. Allah Teâlâ da onlara yardım etti. Onları ganimetlerle rızıklandırdı, insanların kalbine onların heybetini yerleştirdi ve düşmanın şerrini onlardan uzaklaştırdı (Kıssatü Ba’si Ebî Bekr Ceyşe Üsame, 36) Hz. Ebubekir (r.a.)’ın gönderdiği bu ordunun büyük zafer ve ganimetlerle dönmesi daha sonra İslam ordularının Suriye’de, İran’da ve Kuzey Afrika’da gerçekleştirdikleri parlak hamlelerin ilkiydi. Bundan sonra köklü Fars devletini yıktılar ve Bizans’ın en güzel şehirlerini ele geçirdiler. (EdDavetüİle’l İslam, 63)
Görüyoruz ki Allah-u Teâlâ bu ümmete yardım ve izzeti Rasulü Ekrem (sav)’e ittiba sebebiyle vermektedir. Ona itaat eden zafere kavuşuyor isyan eden de zelil ve hakir oluyor. (Kıssatü Ba’si Ebî Bekr Ceyşe Üsame, 39) Gümünüzde İslam’a hizmet etmek ve hatta bu dini bütün yeryüzüne hakim kılmak iddiasında olan insanların kendi kurumlarında dahi İslam’ın emirlerini alenen çiğnemeleri ne korkunç bir tezattır. Bu anlayışta olanlar ümmeti kurtarma söylemlerini bir tarafa bıraksınlar da önce kendilerini kurtarsınlar. Boş yere bu ümmetin bağrı yanık Müslümanlarının duygularını istismar etmesinler. Allah’tan korksunlar da ümmeti boş yere yormasınlar. İşte haramla beslenen ve adeta devleşen bir fırkanın hazin hali ortadadır. Daha cenazesi dahi ortadan kalkmamıştır. O halde ey akıl sahipleri ibret alın!