Müslüman milletinin en sıradanında bile bir dikkat var. İnsanın kendi kendisiyle sınanmasında veya doğal yaşama biçiminde var. Müslümanların en temel sorunu kendinden ve değerlerinden uzaklaşması. Yani Müslüman olma ruhundan, özünden giderek yabancılaşması.
Batılılaşma ile birlikte kendimize ait olan değerlerden uzaklaşma, zamanla bizi bize yabancılaştırdı. İnsanın hayatla sınanması çok yönlüdür. Geçmişte bunlar çok basit ifadeler ile tanımlanırdı. Bunlar da hayatın özü olurdu. Bugün için bunların neredeyse bir karşılığı yok. Müslüman bilinci şahsî olmaktan çok geneli içerir. İnsan teki elbette ki kendinden yakınlarından ve çevresinden sorumludur. Ama bu yeterli midir diye sorsak, hayır deriz. Dava denilince şahsî çıkarlar mıdır, bireysel tutumlar mıdır veya nedir? İnsan olarak yaratılmışız. En zor olanı yükümlenmiş bulunuyoruz. Takdirde insan olma bize verilmiş ise her birimizin gücüne göre sorumluluklarımızı bilmemiz de bir yükümlülük.
İslâm düşüncesinin en önemli ibadetlerinden ve kavramlarından olan cihat şahsi bir ibadet ve eylem değildir. Ama ibadetlerin en önemlilerinden biridir. Çünkü bireysel değildir.
İslâm olunca kişi kendi özel durumlarını bir kenarda tutar. Peygamberin kişiliğinden kendisini Allah’a adar. İnsanın kurtuluşu içindir bu. Namaz için çağrı olan ezan sadece namaza değil, Allah’ın birlenmesine, birliğine, peygambere (sav) bağlanmaya, imana bir çağırıdır. Burada başkaları yoktur. Hangi dönemde olunursa olunsun, hangi yüzyılda yaşanırsa yaşansın Allah’a ve onun peygamberine bağlılık çağrısıdır. Hiçbir kul, hiçbir lider, hiçbir kurum onların üzerinde değildir. Müslüman sultanlar, padişahlar, krallar, başbakanlar, cumhurbaşkanları, paşalar en yetkin ve söz sahibi kimseler de bu bağlılığa ve çağırıya uymak durumundadır. Onlar yaşama biçimlerini, eylemlerini ve varoluşlarını bu öze uyarlamak zorundadırlar. Müslümanlar olarak. Eğer kişiler dava bilinci içinde iseler zaten bir sorun yoktur. Ancak kişiler birçok şeyin önüne geçiyorsa ve artık ister korkudan ister hayranlıktan veya başka bir nedenden ötürü tapınmaya ve aşırılığa götürüyorsa ortada bir sorun var demektir. Ezanda namaza ve kurtuluşa çağırılır. Kurtuluş insanın bağımsızlığıdır, özgürlüğüdür, adalet anlayışıdır, Tanrı, Peygamber ve insan sevgisidir. Dava, gözünü kırpmadan Allah Elçisi’nin davetine uymadır. Bunun dünü yoktur, bugünü de yarını da buna dâhildir. Nasıl ki Bedir’de bir avuç insan kendilerinden dört misli fazla ve güçlü olanlara karşı koyması gerekiyor bilincinde idi iseler bu bugün için de geçerlidir. Dünyanın azmanları, zalimleri, emperyalleri korku ve bağlanma nedeni olmamalı. Dün bir Müslüman ne idiyse bugün de o olmalı.
Güçlü ve bilinçli bir çıkış ile “Bana ne Amerika’dan, Rusya’dan, AB ve diğerlerinden” diyebilmeli bilincine sahip olmalı. Kendi kozasını kendisi örmeli. Dava, ne korkuyu, ne çıkarı, ne makamı, ne bir başka dünyevî edimi önceler.
İnsanız ve kuluz. Ömrümüzün belli bir sınırı var. Bu sınırlar içinde gücümüz yettiğince yaşama bilincimizi diri tutmadıkça bir insan olma özelliğini kazanamayız. Gündelik hayatın hemen her anı bilinç ile donatılmalı. Hızlı akan zamanda günün çarkı çok acımasız. İnsanlık bir umut ışığı arıyor. Herkes birbirine muhtaç. Herkes bilinçli olanlar el ele tutuyorsa bir eylemi başlatabilir. Müslüman’ız, sadece kendimizden ve insandan sorumlu değiliz. Her varlık bizi ilgilendirir. Yaratılan hiçbir şey nedensiz değil.
Allah rızası gözetilirse her şey yoluna girer. Kendimizi buna uyarlamaz isek yapacaklarımızın hiçbir karşılığı ve anlamı olmaz. Acı çekmeyen insandan hayır gelmez. Sorumluluk duymayandan hayır gelmez. Çıkarlarını önceleyenden hayır gelmez. Biz Müslüman olma bilinciyleyiz. Hayata adımımızı böyle attık. İslâm milletinin bir parçasıyız ama bütünü de parçalar oluşturur. Sıcacık sevgimizle ve bağlılığımızla, birbirimize tutunarak bilinç ve kararlılık ile yolumuzu sürdürür isek hiçbir engel aşılmaz değil. Önce kendimizi ve benimizi aşmalıyız. Bunun başka bir yolu yoktur.