Darbeler Ve İşkenceler

Abone Ol

Eski Başbakanlardan Adnan Menderes in hayatının

anlatıldığı yeni bir dizi film ekranlarda (atv).

Dönem dizisi olmasına rağmen, Ben Onu Çok Sevdim ismini

taşıyan yapım, hemen anlaşılacağı gibi bir aşk hikâyesi üzerine kurgulanmış.

Dizi, şimdiden tartışmaları beraberinde getirdi.

Beğenmeyenlerin ekser kısmı, Menderes in hayatının tam

yansıtılmadığı hatta çarpıtıldığı yönünde...

Menderes te bir insandı, hataları ve kusurları olabilen

bir faniydi.

Ancak o dönemi iyi yansıtabilmek ve tarafsız verebilmek

yapımcılar için önemli.

Özellikle siyasi hayatı.

Bir politikacının darbe sonrası yaşadığı trajedi, bir

siyasetçinin yaşamak istemediği bir karabasandır.

Dizinin zamanlaması bir tevafuk mu acaba

Çünkü 17 Eylül, Menderes in idam edildiği tarihin

yıldönümü.

Bu tarih; Türk demokrasisinde kara bir lekedir.

Biliyorsunuz, CHP den ayrılıp, Demokrat Parti dönemine

adını veren kişilerin başında gelen Adnan Menderes, bu partinin kurucuları

arasında yer alıyordu.

Tarih yaprakları 14 Mayıs 1950 yi gösterirken DP nin

iktidara gelmesiyle Başbakan olmuş ne yazık 27 Mayıs 1960 darbesine kadar da bu

görevde kalmıştı.

Yassıada Mahkemelerinde yargılanan Adnan Menderes,

hakkında verilen cezanın Milli Birlik Komitesi nin onayıyla İmralı Adası nda

asılmak suretiyle idam edilmişti.

İmralı Adası nda bulunan naaşı, 17 Eylül 1990 da,

İstanbul Topkapı da yaptırılan Anıt Mezara, devlet töreni ile nakledilmiş,

itibarı iade edilmişti.

İşte bu tutukluluk halinde yaşananlar yani İmralı

Adası nda görülen eza ve cefa o dönemin gazetelerine hiç yansımadı. İnsanlık

dışı hatta vahşete kadar uzanan işkenceler hiç gazete sütunlarında yer almadı.

Köprünün altından çok sular aktı. Türkiye demokrasi

yolunda emekleyerek yürümeye devam etti. Kısmen tökezledi. Asker, yakın tarihe

kadar siyasetin dizginlerini elinden bırakmadı. Basın en azından sansürlü de

olsa yoluna devam etti.

Menderes le ilgili acı dolu hatıraları hatırlatan

gazeteci-yazar Taha Akyol, Samet Ağaoğlu dan nakille bir olay aktarır:

1953 te sıcak rüzgârlı bir günde Menderes hüzünlüydü

Adnan Bey gözleri dalgın, yüzü sapsarı, elimi tuttu, titrek bir sesle, İçim

yanıyor Samet, içim yanıyor. Bu rüzgâr şimdi Anadolu yu kavuruyor. Bilirim bu

yel estikçe toprak kurumakta, ekinler sararmaktadır. Duadan başka yapacak bir

şey de yoktur dedi. Baktım Menderes in yanaklarından sessiz yaşlar süzülüyor.

Menderes, esen sam yelinin Anadolu daki toprağı kuruttuğu

için gözyaşı dökmüş bunu da Samet Ağaoğlu yla paylaşmıştır.(Adnan Menderes i

Anma Programı, Turgut Özal Üniversitesi)

Başka bir olay;

Yassıada yargılamaları sırasında, Adnan Menderes in

mahkeme hâkimine;

Reis Bey Efendi! Sadece usulse ait bir maruzatta

bulunacağım. Bir insanın haklarını müdafaa edebilmesi için muayyen şartların

mevcudiyeti lazımdır. Bendeniz 5 aydır tecrit edilmiş vaziyette, bir tek oda

içinde ve günün 24 saatinde her saat başı değişen bir nöbetçi subayın nezareti

altında, bir tek kelime bile konuşmadan yaşadım. Bu şartlarda konuşma ve akli

melekelerim sekteye uğradı diyerek mahkeme heyetinden tecrit halinin

kaldırılmasını ister.

Yani tutuklu başbakan tek odada ve odanın perdelerini

açmak yasak Her saat başında demir bir kapı büyük bir gürültüyle vuruluyor ve

içeriye bir manga asker giriyor, manga komutanı içerideki komutandan nöbeti

devralıyor Çok defa pencereler kapalı olduğu için Menderes, gece ile gündüzü

karıştırmıştır. (Taha Akyol)

Hepsi bu kadarla sınırlı değildi elbet.

Celal Bayar ın Kayseri Günlükleri ndeki notlarında;

cezaevinde 15 gün dolmasına rağmen, Menderes in avukatlarıyla görüşme

yapamadığı yazılmaktadır.

Celal Bayar ın avukatı Gültekin Başak ın cezaevine

geldiğinde şahit olduğu bir olay çok elimdir.

Bayar ın avukatı, cezaevine geldiğinde o sırada

Menderes in kendi avukatını beklediğini anlatır;

Menderes, hücre kapısının parmaklıklı penceresinden

Gültekin Başak ın geçtiğini görüp soruyor, `Merak ediyorum Gültekin Bey, benim

avukatlarım da geldi mi

Cevaplamaya vakit kalmadı, şiddetli bir tokat darbesi

Adnan Bey in yüzünde patladı. Yakasından tutulup oda içinde sürüklenirken,

`Başkasıyla nasıl konuşursun diye vurmaya devam ediliyordu. Odasından vurma,

sövme faslının devam ettiği anlaşılıyordu. Bunu yapan sarı saçlı, altın dişli,

iri yarı bir teğmendi. İsmini de söyledi, fakat ben o namert adamın adını

hatırımda tutamadım. (a.g.g.)

Gazeteci Taha Akyol;

Ben sizlere Hasan Polatkan ın elinde söndürülen

sigaralardan bahsetmiyorum. Fatin Rüştü Zorlu nun nasıl dövüldüğünü ve bunu

annesine hissettirmemek için siyah gözlük taktığını, ama annesinin Zorlu nun

gözlüklerini çıkarttığında morarmış gözlerini nasıl gördüğünü sizlere

anlatmıyorum diyordu konuşmasında. (a.g.k.)

Darbeler ve sonraki dönemler hep aynı trajediyle son

bulmuştur.

Seçilmiş siyasetçiler tutuklanır, ardından suç isnat

edilir ve hapishanelerde işkence edilir.

Önce, onurlarını, ruhunu öldürürler. Sonra bedenini

Tıpkı darbecilerin İhvan-ı Müslim inin kurucularından

Hasan El Benna ya yaptıkları gibi, Seyyid Kutup a yaptıkları gibi Ve şu an

Mursi ye yaptıkları gibi.

Ancak şunu da unutmamak gerekiyor; karanlığın en koyu

olduğu zaman, aydınlığın en yakın olduğu zamandır.