Daralan Zihinlerin Dünyası

Abone Ol

İnsanın kendisini unuttuğu, yitirdiği zamanları olur. Karmaşa, kaos ve kirliliklerin ruhları bürüdüğü zamanlarda daha çok belli olur. İnsanların düşünmelerine fırsat vermeyen zamanlardır bunlar. Bir bakıma insanlar durduk yerde kendilerini kendilerinin kurbanı ederler. Ruhlarındaki duyarlıklar tıkanır, gözler perdelenir, düşünüşler sınırlanır, sloganlara ve kimi hamasetlere yenik düşer. Ne olup bittiğinin farkına bile varılmaz.

İnsanın uyanıklığı bilinçle ilgilidir. Bilinç ise Hakikat’e ayarlı olduğunda anlamlı olur. Yani ne yaptığının farkındadır. Sıradanlıkların peşine takılmaz.

Şu sıralar özellikle kapitalizm güdümündeki Müslümanların durumu üzerinde duruyoruz. Bu, bizi fazlasıyla ilgilendiriyor. İnsan ilk ve tek muhatabımız. İnsanlık sorunu da bizim sorunumuz. Bir insan Müslüman olsun ya da olmasın, ilgi ve dikkatimiz alanındadır. Zulüm görmemesi için çaba gösterilir.

Muhatabımız ve öncelimiz insan. Şunu biliriz ki insanlığa yapılan hizmetler hiçbir zaman karşılıksız kalmaz. Hangi meşrepten, dinden olursa olsun fark etmez.

İnsanların gözlerini perdeleyen, kulaklarını uğultular, gürültüler, şamatalar, gereksizlikler insanı kendinden uzaklaştırır. Düşünmesine ve sağlıklı bir sonuca varmasına fırsat vermez.

Çıkarlar insanların hakikate ermesini engeller. Kapitalizm ruhu ve yapısı gereği materyalisttir, bütün dünyası çıkar ve sömürü üzerine kuruludur. Böylesi bir durumda çarkına engel olabilecek ne varsa onu ortadan kaldırır. İşini kolaylaştırmak için uyumlu olmaya bakar. Dinleri, inanışları, kendine göre de düzenlemeye bakar. Bunda da başarılı olur. Günümüz için muhafazakârların içinde bulunduğu durum budur. Görünümde kimi davranışlarda Müslüman’dırlar, kimi akidelerde de samimidirler. İş çıkar ve sömürüye gelince bunlar geri planda kalır. Lüks hayatını feda etmez, buna dayanamaz. O zaman haram ve helâl kavramları ve oluşları devreden çıkar. İşte o zaman sekülerleşir. Yeter ki kendisine halel gelmesin.

2002 yılında bir yazımızda ve kimi konuşmalarımızda üzerinde durduğumuz bir konu vardı, buna dönük de bir tanımlamamız olmuştu. “Gün gelecek başörtüsü serbest olacak, okullarda Kur’an-ı Kerim de okutulacak. Yeter ki Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin.” Bu düşüncemiz bugün için ayniyle geçerlidir. Geçen zaman içinde yaşananlar bundan ibarettir.

Mollalar, kimi sofiler, kimi din adına önder olanların tutumu ve içinde bulundukları durumu görüyoruz. Kapitalizmin olmaz ise olmazı faizdir. Faiz, sömürünün özünü oluşturur. Bunun üzerine inşa olan ekonomi de tamamen buna ayarlıdır. Emeğin, alın terinin hiçbir kıymeti yoktur. Aşırılıklar, sömürü çarkı içinde olanlar için geçerlidir. Onlar asla yaşanmakta olan hayatta mağdur olmazlar. Ne yapıp ederler kazanırlar.

Dini kurumlarda, camilerde, görevlilerde sömürü kavramı yer almaz. Materyalizm ruhu olan şeylerin üstüne gidilmez, hakkında bir yorum yapılmaz. Çünkü bu alan bu sistem içinde mayınlıdır. Her an kişilerin başına bir belâ gelebilir. Çünkü materyalizmin ruhunu oluşturan kapitalizm hayatın bütününe egemen.

İslâm medeniyetinin Hakikat oluşu asla merkeze oturmaz. Sıradanlıklar bahis konusu olur. Kıyıdan köşeden öylesine yorum yapılır, teğet geçilir.

Olmayanları tenzih ederiz, dini kurumlarda görev alanların çoğunda kredi kartları vardır, alışverişini onunla yaparlar, faizin gönüllüsüdürler.

Zihinler daralınca sömürülen, ezilen insana bu insanlar neyi nasıl anlatacaklardır? Üniversite yıllarında birlikte mücadele verdiğimiz, kavgalara karıştığımız, düşünce ortamlarında tartışmalarda taraf olduğumuz çok yakın bir arkadaşımla bir araya geldiğimizde hayretler içinde kaldım. Ne dersem diyeyim, ne anlatırsam anlatayım mevcut sistemin dolaylı savunucusu olmuştu. Tesettürlü, muhafazakâr, namazlı kapitalist ve sistemin savunucusu gibi bir durumdaydı. Bundan ötürü artık geçmişte birlikte olduğumuz en yakın arkadaşlarımla bile en önemli konuları konuşamadığımız bir gerçek. Vahim bir durum.