Daralan ve boğucu bir zamanda mıyız, bir kapana mı kısılmışız, ufkumuz mu karardı? Bu kavramlar bu bakış, bu yorum elbette ki can sıkıcı. Ne yazık ki gerçeğimiz. Sağlıklı bir dönemde olmadığımız gerçeğini yadsıyamayız.
Dünyaya ayık bakarken, yaşananlar, görünenler hiç de iyimser bir hava oluşmadığı yönünde. Bu, insanı hem bunaltıyor hem de bir karamsarlık oluşturuyor. İyimser olabilmek önemli. Ancak iyimser olmak bir alışkanlığa dönüşürse; bu, insan için iyi bir süreç olmuyor.
İnsanlığı bunaltan ve ruhunu karartan kendisi. Olumlayacak olan da. İnsanı olumlu olana götürecek edimler yaşama biçimi, kültürü, düşünce dünyası eğer olumsuzluk içeriyorsa bundan umut beklenemez. İnsanın ruh dünyası, zihni algısı daha bir önem kazanıyor.
Karanlığı giderme, ruh dünyası ile medeniyet ruhuyla buluşmak için çaba ve özveri gerektirir.
İnsanlık bir koşu içinde. İnsanı huzura erdirecek bir koşu değildir bu. Tutkuların, arzuların, sınırsızlığın baskın olduğu gerçeği ileyiz.
Etrafımıza bakıyor güven duyulabilecek insan sayısı çok az. Dostluklar az. Çıkar baskın.
Etrafımıza bakıyoruz birlikte yol yürüyebileceğimiz, bir koşu yapabileceğimiz kim var. Zorlu bir yolculuk bizim. Çileli ve zahmetli. Yürüyüşün ya da koşunun nasıl sonuçlanacağı da kestirilemez.
Yol ve yolculuk için hayırlı bir niyet gerekli. Hayırlı ve umutlu. Zaten hayır ve dua ile yola çıkılınca iş kolaylaşır.
Şu sıralar sözcüklerin anlamları da kaydı ne yazık ki. Hangi dille, hangi sözcükler ile söyleyeceksiniz. Hayrı, iyiliği, güzelliği söylemek çıkarlara dokunabilir. Bu tarz yol ve yolculuk koşu zahmetli olabileceği gibi umulan ve beklenen olmayabilir. Hayat yolculuğu riskli her şeyden önce.
Hep deriz ki ayağımız kaymasın, yolumuz şaşmasın.
Dünya tamahını gözetenler yol zahmeti ve çilesi çekmeden, kısa yoldan sonuca tez elden varmayı hedeflerler. Tez elden olan yol ve yolculuk hayırlı olmasa gerek. Ya sular bulanır, ya cepler ve eller kirlenir.
Hayrı dilemek, şeytani olandan uzak durmadır. Şeytan insanı yoldan çıkarmakla görevli kılmış kendisini. Ona ayak uydurmak insanı yoldan çıkarır. Yol ve yolculuk insanın kutlu olana varışı, huzura erişi.
Bir koşudayız, yolumuzu kesen duvarlar var, aşılması güç olan. İnsan kendisinin duvarı her şeyden önce. Kendisini aşması o kadar zor ki. Kalıpları, alışkanlıkları, putları, çıkar yığınları.
Zaman daralıyor, insan ömrü hızla tükeniyor. Konuşma dili kekrek, üsluplar çekilmiyor. Muhatap bulmak ortak dil sahibi olmak çok güç. Gözlerin bakışındaki hareketlilik, karşısındakinden ne devşirir, ne elde eder tarzında.
Hayatın koşusundayız, yer ayaklarımızın altından hızla kayıyor. Sağlam basma sorunumuz var. Hiçbir şey güven vermiyor. Gençlik hak hukuk bilmiyor, kul hakkı nedir haberdar değil. Günah nedir, helal nedir, haram nedir ölçüsüz. Sınırlar karışık.
Ne yana koşsak bir şey ayaklarımıza dolanıyor yürüyüşümüzü ve koşumuzu engelliyor. Kendimiz ve çevremizle baş edemiyoruz.
Yol uzun diyoruz, hep dönüp ardımıza baktığımızda varabildiğimiz mesafe çok az. Oysa önümüz sıra uzun bir süreç var. Ömür hızla tükeniyor. Yılların akışı koşumuzdan daha süratli. Hep geriye itilmiş gibi oluyoruz. Bu yolculuktan bizden hangi iz ve ne geriye kalacak? Yediklerimiz, içtiklerimiz ve yaşadıklarımız. Onlar da bizimle birlikte çürüyüp toprak olacak. Bir kemiklerimiz bir de ruhlarımız ve hesaplarımız geriye kalacak. Kemikler de çürür. Ruhlarımız kalır ve onunla hesap gününe varacağız. Evet, bir türkü dizesi vardı, aklımda kalan, işimiz, “Zor dostum zor”. Allah sonumuz ve geleceğimizi hayretsin.