Dar tünel

Abone Ol

Oturdu. Nefesinin kesildiğini düşünüyordu, derin bir nefes almaya çalışınca iyice beter oluyor sanki boğulacakmış hissine kapılıyordu. Geceydi, ıssız sokaklarda hırlaşan köpeklerin sesini duyuyordu. Arada birkaç serseri adım yaprakları eziyor anlamsız çıtırtılar ile sessizlikte kayboluyordu.

“Ya Allah… İçimin sesini duyansın. Merhametinle kuşatırsın. Bir nefes ya Rabbi…” Duasına melekler âmin diyordu belki de, buna inanmıştı. İnanmakla başlardı her şey, bunu biliyordu. İnandıkça kalbi rahatlıyor perdeler yavaşça sıyrılıyordu. İçeriye gelen aydınlık…

Ferahlık verici bir rüzgâr esti, uzandığı yerden hafif doğruldu. Elinde dedesinden yadigâr tespih… Dili döndüğünce okuyor: Ya Fettah…

Karanlığı dağıtmayı istemişti bir zamanlar bir zamanlar bütün savaşları bitirmeyi ve yok etmeyi kötülüğü. Alay edenlerin alaylarını kurutmayı. Zamanla anladı karanlığı ancak içinden silebilirdi. Bedeli ağır da olsa, sıkıntıyı gideren Allah’a sığınmalı ve duaya devam etmeli. Karanlık açıldıkça nefes alması kolaylaşacak. Her işittiği kötü söz için bir istiğfar.

Akşam insanın içinde başlar. Daraldıkça kuyu akşamın çökmesi kaçınılmazdır. Mühim olan akşamın varlığı değil, onun aydınlığa kavuşacağına dair inancın olmasıdır. Umut insanın kalbinde kendisine yer bulursa başını çıkarabilir karların altından. İnsan kendisini karamsarlığa kapattıkça gömülür karanlığa. Gecenin bitmesi için önce sabahı hayal etmeli. Hayal ile uykuya dalmalı. Ertesi gün kucağında umutlarla gelecek. Ertesi gün buket buket çiçek, lunaparkta salıncak, dağlarda nefes, denizden bir kucak.

Yerinden doğruldu, yüzünde sevinç ışıltısı. Akşam çekilip gitmişti, yerine pırıl pırıl bir sabah bırakarak. Serçe silkindi karşı dalda. Cıvıldamaya başladı “hayat ne güzel”. Kargaların kahkahası duyuldu sonra, nasıl da alaylı gülüyor bu kargalar böyle Yoksa insanlar kargalardan mı öğrendi alaylı gülmeyi. Pek tabi suç kargaların. Ebabiller uçuşuyor şimdi de. Sesleri çınlayarak dönüyor binalardan.

Ben mutluluğu zor sandım, ben insan. Kendi hayatımı zindana çevirmek için ne kadar olumsuzluk varsa yerleştirdim zihnime. Zihnim hamal oldu ben duymadım. Akşama gönüllü gittim, dar tünele giren de ben. Yani anlayacağınız ne kadar bela varsa sebebi benim. Kendi seçimimle yaktım kendi başımı. Oysa şu kuşlar ne akıllı baksanıza. Gül gibi yaşıyorlar hayatı, hayatı neşeyle taşıyorlar içlerinde. İçleri sürekli aydınlık içleri pırıl pırıl sofa. Bahçelerde olsalar da harabelerde olsalar da neşe aynı neşe umut aynı umut. Ama ben insanım. Hem en donanımlısıyım yaratılmışların hem de en nankörü. Neşeli olmayı bilemiyorum bu yüzden. Bu yüzden bir serçe benden daha mutlu.

Durdu ve gülümsedi. Pencerenin önünde elinde dedesinin tespihi ile nihayet ulaşmıştı sabaha. Şükürlerce şükür nefes alabiliyordu. Astım krizi miydi başka bir şey mi bilinmez ama atlatmıştı ya ne âlâ… Yaşamak için nefes alabilmek… Artık mutluluğun ne olduğunu biliyordu işte. Mutluluk nefes alabilmekti ve sonra verebilmek. Gökyüzünü içinde hissetmek. Kalbini kuş yapmak sonra, dilerseniz rengi mavi olsun. Kuşların mavisi her zaman sevilir.

Merhaba yeni gün, güzel insan mutlu hayat merhaba…