Dar Gelirliye Yansımayan Büyüme!..

Abone Ol

Yılın ilk çeyreğinde ekonomide büyüme yüzde 7.3 olarak açıklandı. Zaten bu açıklamadan bir gün önce Türkiye Bankalar Birliği 65. Olağan Genel Kurulu’nda Maliye Bakanı Nebati yaptığı konuşmada bu rakamın 7 civarında olacağını belirtmişti. Hemen belirteyim ki, açıklanan yüzde 7.3’lük büyüme rakamı memnun olunacak bir rakam. Ancak şimdiye kadar olduğu gibi bu büyümeden de toplumun büyük bir kesimini oluşturan dar ve sabit gelirliler ciddi bir pay alabilmiş değiller. Hep olduğu gibi finans sektörü en büyük payı almaya devam ediyor. Bu hususta söylenebilecek pek çok şey olmakla birlikte kapitalist sistem para sahiplerinin kazanmasına yönelik mekanizmalara teslim edilmiş. Böyle olunca atılan hemen her adımda payın büyüğünü para sahipleri alıyor. Hemen belirteyim ki, zengin ya da para düşmanı değilim. Ancak, ekonominin yükselişinde de, düşüşünde de, hatta bir ekonomik bunalım yaşanırken bile kazananların hep iç ve dış sermaye sahiplerinin olması ister istemez bu sistem üzerinde düşünülmesi ve bazı tedbirlerin alınması gerektiğini akla getiriyor.

Çünkü toplumda zenginler ve fakirlerden oluşan iki grup oluştu. Orta sınıf silinip gitti. Hâlbuki uzun yıllar bizlere toplumu orta gelir sınıfının ayakta tuttuğu, orta sınıfın toplumun omurgasını oluşturduğu söylendi. Kısacası orta sınıfın gelir seviyesinin yükselmesi toplumda gelir dağılımında bir dengenin varlığını göstereceği ifade edildi. Ne var ki sonunda, iç ve dış sermayenin dünya ekonomisini güttüğü bir noktaya gelindi. Kısacası, bir avuç zengin ile yüzde 80’lere varan fakirlerden oluşan bir toplum ortaya çıktı. Böyle olunca da toplumda huzurun sağlanması, zenginin malında fakirin gözünün olmaması imkânsız olmasa bile çok zor. Bu bakımdan toplumda huzur bile gelir dağılımındaki uçurumun giderilmesine bağlı.

Çünkü öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, tüm ülkeler ile içli dışlıyız. Turistik bölgelere gidildiğinde dünyanın çeşitli köşelerinden gelen emeklilerin ülkemizde tatil yatıklarını görüyoruz. Bu güzel bir durum ama aynı imkâna kendi insanımız sahip değilse, bırakın bir haftalığına Japonya’ya tatile gitmeyi Ankara’dan İstanbul’a gidecek; tatil yapacak imkana sahip değilse o ülkede gelir dağılımında adaletten ve toplum kesimleri arasında dengenin sağlanmasından söz edilebilir mi? Çünkü ülkemizde başta emekliler olmak üzere dar ve sabit gelirli kitleler geçim mücadelesiyle boğuşurken Avrupa’dan emekliler Türkiye’ye tatil için gelebiliyorlar. Hatta sadece Avrupalı emekliler değil Japon emeklileri bile ülkemizin pek çok köşesinde görmek mümkün.

Elbette yabancıların tatil için ülkemizi tercih etmelerine seviniriz. Ancak, benim emeklim bugünün şartlarında 2 bin 500 liradan başlayan bir aylık ile hayatını sürdürmeye mahkûm ise o zaman benim ülkem bizim insanımız için yaşanmaz hale geliyor, ama yabancılar için tatil cennetine dönüşüyorsa o zaman bu ekonomi üzerine ne kadar methiyeler düzülürse düzülsün ülkemizin tam bir ekonomik çıkmaza sürüklendiğini saklamak mümkün olmaz. Çünkü önce benim vatandaşımın ülkenin imkânlarından yararlanması gerekiyor. Türkiye kendi vatandaşı için çok pahalı, yabancılar için çok ucuz bir haldeyse bu çarpıklığa laftan öte uygulamalarla çözüm bulunması gerekiyor. Aksi halde insanlarımızın başka ülkelere yönelik hedefleri artarak devam edecektir. Özellikle de yılın ilk çeyreği için açıklanan yüzde 7.3’lük büyümenin insanımız için anlamı kalmayacaktır. Çünkü bu büyüme sadece parası olanlara yarıyor demektir.