Danişmend Gazi den, danışmana

Abone Ol

Danışmanlığa atanan son kişi etrafındaki tartışmalar, bir kalite meselesine dönüştü.

Muhtemelen, “senin için ölürüm” gibi arabesk tarzı bir serenaddan sonra muhatabını etkilemiş olmalı.

Tarihte biraz iz sürdüğümüzde, danışmanlığın savaşların kaderini değiştirdiği ortaya çıkmakta.

* * *

Halife Me’mun zamanında birisi, işlerin Hz. Ömer zamanında farklı yapıldığını söyleyerek, Halife Me’mun’u tenkit etmiş.

Me’mun’da buna harika bir cevap vermişti:

“Hz. Ömer’in adamları ben de olsaydı, ben de aynı şeyleri yapardım.”

* * *

Bir de Danişmend Gazi örneği var…

Gerçi Danişmend Gazi’den sonra çok şeyler değişti.

Bellekler, bilekler, bilgiler geçmez akçe oldu.

Danişmend, Alparslan için “ölürüm” romansları okumadı, cihada sevdalı idi.

Azerbaycan’da bir Türkmen ailesine mensup olan Danişmend, hem Türkmenlere muallimlik yapıyor hem de cihada iştirak ediyordu.

Sultan Alparslan’ın Kafkasya seferi sırasında (1064) Selçuklu ordusuna yol gösterdi.

Bilgeliği, bileği, cesareti ile sultanın hayranlığını aldı.

Malazgirt Savaşı’nın kazanılmasında, tavsiyeleriyle manevi mimarlığı üstlendi.

Bizans İmparatoru barış teklifini reddedince Alparslan emirlerini toplayıp onların görüşlerini sordu.

Artuk, Saltuk, Mengücük, Danişmend, Çavlı ve Çavuldur adlı emirleri görüşlerini söyledi.

Bütün beyler Danişmend’in fikrini beğendi.

Gazi, hazırlıkların yapılıp zemzemle yıkanmış kefenleri giydikten sonra Cuma günü hatipler minberlerde, İslam orduları için dua ettikleri zaman düşman üzerine hareket edilmesi tavsiyesinde bulunmuş, ayetleri okuyarak moral motivasyonu en üst noktaya çekmişti.

Hem âlim, hem de mücahid olan bir kumandandır Danişmend.

Büyük savaş sonrası Alparslan diğer beylerine olduğu gib Gazi’ye de Anadolu’ dan kendi bilekleri ile fethettikleri toprakları verdi.

Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Kayseri civarında Danişmendli Beyliği kuruldu.

Âlim, muallim, kumandan, danışman gazi; bilgeliği, zekâsı ve cesareti ile beyliğini kurdu, tarihe geçti.

Bir zamanlar “senin için ölürüm” diyenler, dikkate alınmaz; cihada sevdalılar ve bilgeler baş tacı idi.

Zaferlerin taçları sadece kumandanlara değil bilgelere de bırakılırdı.

Ne Akşemseddin mahrum kaldı bu payeden.

Ne Emir Sultan, Geyikli Baba.

Ne de İstanbul muhasarasında bulunduktan sonra tasavvuf ilmini her türlü makamdan üstün bulup Beykoz kırsalına çekilen Akbaba Hazretleri.

Yaptıkları hizmetlere karşılık yaşadıkları mütevazı beldelerde, yoksul şartlarda kapılarına gelip  “dile benden ne dilersen” diyen hünkârlardan dünyalık bir şey istemeyen erenler diyarının baş danışmanlarını, şimdiki zamanda bir mum yakıp aramak elbette beyhude.

Ama bu düş denli güzel tarihi anımsamak da, hepimize iyi gelmekte.