Gecenin geç vaktinde mahalleyi gürültüyle uyandıran ve tehditler savuran mafya bozuntusu, uykusu kaçanların en başında gelir.
Huzursuzlar huzuru bozarlar.
Dünyanın başına bela olanların vatandaşları korkudan ülke dışına çıkamaz oldular.
Hatta yetkililer, dünya devletlerinin yarısından fazlasının adlarını vererek, “Bu ülkelere gitmeyin” diye vatandaşlarını uyardılar. Korkuturken korkmak diye buna denir.
Yalnız dış devletlere düşman değil, kendi halkına da düşmanlık yapıyor.
Her gün ellinin üzerinde insan öldürülüyormuş. Anadolu Ajansı’nın 2008’de yayınladığı habere göre, “2008’de 16 bin 272 kişinin öldürüldüğünü, bu rakamın ise günde 45 kişiye denk geldiğini kaydetti.
FBI istatistiklerine göre 2008’de 834 binden fazla kişi yaralandı ya da dövüldü, 441 bin 885 kişi soyuldu ve 89 bin kadın tecavüze uğradı.”
Hatta terör devleti olan İsrail’in 70 yılda ulaştığı rakamı Amerika her sene geride bırakıyor. Meksika ve Güney Amerika’da neredeyse her evde ya öldürdüğü veya sakat bıraktığı bir insan var.
İlave olarak terör devleti İsrail’in başarılı bir terör devleti olması için silah, para ve siyaset desteği veriyor. Bu zulümler, zamanla kendini dövene âşık ediyor ki hâlâ, “Keşke Amerika gibi olabilseydik” diyenlerimiz var.
Firavun’un zalim saltanatı, Haman’ın inkârcı eğitimi, Karun’un sömürgen maliyesi, İsrailoğullarından bazılarının gözünü önce korkutmuş sonra onlara özenme başlatmış, mazlum ve mağdurlar da, “Keşke bizde öyle olsaydık” dediklerini şöyle haber verir Rabbimiz:
“(Karun, bir gün) kavminin karşısına ziyneti içinde çıktı. Dünya hayatını isteyenler, ‘Keşke Karun’a verilenlerin benzeri bizim de (olsaydı). Şüphesiz o büyük pay sahibidir’ dediler. Kendilerine ilim verilenler, ‘Yazıklar olsun size, iman edip salih amel işleyene Allah’ın sevabı daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur’ dediler.
Karun’u ve yurdunu yerin dibine batırıverdik. Allah’tan başka ona yardım edecek hiçbir topluluk olmadı. Kendini kurtarabileceklerden de değildi.
Dün onun yerinde olmayı isteyenler; ‘Vay be! Demek Allah dilediğine rızkı bol veriyor, dilediğine dar veriyor. Eğer Allah, bize lûtfetmemiş olsaydı bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay be! Demek ki kâfirler felah bulmazlar’ dediler. İşte bu âhiret yurdunu biz, yeryüzünde kibirlenmeyi ve bozgunculuğu isteme-yenlere veririz. Sonuç mûttakilerindir” (Kasas süresi ayet 28/79-83).
Ama mahşer yerinde azaplarını gördüklerinde o özendikleriyle beraber cehenneme gittiklerinde: “Yazık bana keşke filanı dost edinmeseydim” (Furkan süresi ayet 25/28) diyeceklerini haber verir.
Biz, mahşere varmadan uyandık. Yetmiş yıldır ona benzemek için yüzümüze tükürdüğünde yağmur kabul ettik.
Emir verdiğinde, “Beni seçti” diyerek hava attık. Başımıza çuval geçirdiğinde gözümüz açıldı. Gemimize kurşun sıktığında kendimize geldik. Yakaladığımız teröristlerin elindeki silah, cebindeki paranın ona ait olduğunu gördük. Kudüs’e ayak bastığı ve elçiliğini açtığı gün yetmişin üzerinde Müslüman’ı kurban kestirdiğini ve üç bine yakın yaralının da bu açılışı dünya unutmasınlar diye damgalandığını gördük ve sağ-sol bütün halkımız ilk defa birlikte hareket ediverdi. Şehir eşkıyası, hâkime rüşvet vererek her türlü suçunun üstünü kapatırmış.
Hatırlı ve zengin birini de suçlayarak hâkime başvurmuş ve bir danayı rüşvet olarak vermiş. Zengin adam, durumu öğrenince eşkıyanın danasından daha güçlü bir danayı hâkime teslim etmiş. Hâkim iki danayı yan yana görünce, “Ben rüşvet almam, bu iki dananın kuyruklarını birbirine bağlayalım, ters yönde kaçmalarını sağlayalım ve kimin danasının kuyruğu koparsa o kaybeder” demiş ve zengin davayı kazanmış.
Bu son Filistin olayıyla İsrail danasının kuyruğu koptu, Amerika’nın foyasını dünya gördü.
Daha iflah olmaz.