Dağılsın dağlara

Abone Ol

Neredeyse külünü bile hazır edecekti komşunun. Dağılsın dağlara deyip. Alıştığından vaz geçecek gibi değildi. Herşey her an olabilir,

Her bir şey lazım gelebilirdi. Çiçekler, kendi bahçesinden toplanmış meyvelerden yaptığı reçeller, ağaçlar, sebzeler, turşular, tatlılar o bitmez yaşam enerjisi ile ilgi alanında idi.

Sanki hayatın başlangıcındaymış gibi bir telaş.

Oysa yanıbaşında bir koca tas ilaçlar; iğneler, şeker, kolesterol, tansiyon, kanser ilaçları.

Fakat hastalıklar kafasını uzatıp sokulamazdı sohbete.

“Eskiden annelerimiz giydikleri çarıklardan tanınırlardı; bekarlar yeşil, nişanlılar kırmızı, evliler turuncu ya da lacivert, boşanmışlar siyah çarık giyerlerdi Osmanlı da”.

Arkadaşları sütçü, yoğurtçu, pekmezci, balcı, kabakçı.

Kestane kabağı.

Bir sanat eseri gibi bu kez kestane kabağını anlatmakta idi.

Kurutmalık patlıcanlar, pekmezlik dutlar, pestillik üzümler, turşuluk biberler onun muhabbet konusu idi.

Ağır hastalıkları ile hiçbirini yiyemezken, sevdiği yiyecekleri sevdiklerine hazırlatmaktan mutlu olan bir çocuk kalbi taşımakta idi kırışmış bedeninde.

Elime alıp kalemi, zengin çiçek adlarını kullandığı anda yazıyordum; kurt kapanı, çile bülbülü, akşam sefası, cam güzeli, zenci küpesi, çingene gülü, Arnavut papatyası, Cezayir menekşesi.

Dünyaya bu kerte bağlılığı, yaşamla kan kardeş oluşu, ölümü kendisine yakıştıramadığından değil yine insanları düşündüğündendi. Emr-i Hak vaki olduğunda akşam bebelere tarhana kaynatılacak, sıcacık yeni kesilmiş erişte tereyağında kavrulacak,kahvaltılar reçelsiz, öğlenler turşusuz olmayacaktı.

Rahmetine kavuştuğunda Rahmanın, evin düzeni aksamamalı idi ardındakiler her ellerini attığında dolu gelmelidir.

Eleştirilmeye yerilmeye gelemezdi Akik Hanım, en ağır hatalığında dahi gözünü açtığında etrafın temiz tutulmasını ihtar ederdi. Emr-i Hak vaki olduğunda, dağınıklık; gelen gidenin ruhunu sıkabilir evin puanını düşürebilirdi.

Sanki balcıydı Akik Hanım herşeyi uzatarak ballandıra ballandıra anlatırdı, vakti bol olan komşuları için iyi bir ahbaptı ama bıkmıştım her seferinde reçellerin, turşuların öyküsünü dinlemekten. Elbet masalsı ögeler kattı yaşantıma. Defne dalları, yosunlar, sazlıklar, hünnaplar, zerdeler, kekikler, lavantalar ile kokuların kalbi idi. Son günlerinde bile bahçesine ceviz ağaçları diktirişine gülenlere, kurtlar kuşlar yer deyişi.

Ve komşunun külünü bile düşünüşü. Hani şimdi küle muhtaç komşu diyenlere, “dağıtın dağlara, gerinen börtü böcek bulunur” diyen, hoş bir seda bırakan sesi.