D-8 lerin kuruluşunun 10 uncu yıldönümünü idrak etmiş bulunuyoruz.
D-8 ler, insanlık âleminin, insan haysiyetine yakışır bir şekilde, barış içerisinde yaşayıp, huzur ve selâmete erişmesi için kurulmuştur.
D-8 lerin, hedef ve temel prensipleri şunlardır:
1-Savaş değil, barış,
2- Çatışma değil, diyalog,
3-Çifte standart değil, adalet,
4-Üstünlük değil, eşitlik,
5-Sömürü değil, işbirliği,
6- Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, demokrasi ve hürriyet.
Görülüyor ki, bu prensipler, Birleşmiş Milletler Teşkilatı nın kurmak isteyip kuramadığı barış ve dengeleri kurmaya yönelik hedefleri de içine alıyor.
Bu kadar insani ve vicdanî, bu kadar ırk, din ve mezhep farkları arasında, uzlaşma sağlayan, bu medenî kuruluşa karşı, Batılıların takındığı tavır nedir
Karşılık: İslâm dünyasına karşı ilkel bir HAÇLI SAVAŞI başlatmaktır.
Önce komünizmden sonra NATO nun yeni düşmanı İslâm dır diye işe başladılar, sonra NATO nun konsepti budur diyerek, düşmanı temsil eden renk yeşildir dediler. Komünizm yerine İslâm dinini karşılarına almakla bir DİNSAVAŞI için ilk adım atılmış oldu.
Siyonist-Evangelist ittifakı ise, tamamen dini bir ideoloji İHDAS ederek, NATO dan da ileri gitti. Afganistan ve Irak ın işgali ve Büyük Ortadoğu Projesi adı altında, "bütün İslâm ülkelerinin işgal edilmesine,bu ülkelerin siyasi haritalarının, zor kulanılarak değiştirilmesi gayesiyle, fiilen ve resmen HAÇLI SAVAŞI başlatılmış oldu.
Bugün 21 inci asrın eşiğinde, dünyamızda bir vahşet yaşanıyor. Katliamlar yapılıyor, kan gövdeyi götürüyor. Etnik farklılıklar ve mezhep ayrılıkları hile ve desise ile kışkırtılarak yöre insanları birbirine kırdılıyor.
Şu ibret tablosuna bakınız. D-8 ler insanlık ideali için insanlık aleminin daha insani, daha vicdani, daha huzurlu olabilmesi için harekete geçiyor. Ama buna cevap olarak vahşetin ta kendisi olarak bir HAÇLI Savaşı ile karşılaşıyoruz.
Medeniyet bu değildir. Medeniyet insan haklarında daha hassas duygularla, daha adil sistemler keşfederek insanlığı kurtarmak olmalı iken tam tersine Ortaçağ ın karanlıkları istikametinde tehlikeli bir yola sapılıyor. Cahili söylet şahide hacet kalmaz kabilinden Bush, başlattığı savaşın bir "Haçlı Savaşı" olduğunu ilan etmiştir.
Savaşı çıkartan, beş bin yıllık hurafelere dayalı Siyonist-Evangelist ittifakı olunca esas hedefini Nil ve Fırat vadilerinden oluşan Arz-ı Mev ud u zor kullanarak ele geçirmek teşkil edince başlatılan bu savaşın niteliği kesin olarak bir Haçlı Savaşı dır.
Kaldı ki Avrupa Birliği nin ülkemize karşı yaklaşımı dahi, din ayrımına dayalıdır. Mütaassıp bir nitelik taşımaktadır. Sözde Ermeni katliamıyla ilgili, Türkiye aleyhine çıkartılan kanunların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
Avrupa da yaşayan işçilerimize karşı, dini ve kültürel farklılıklar bahane edilerek, insan hakları evrensel bildirileri çiğneniyor, kısıtlamacı kanunlar çıkartılıyor. Hem de AB nin temel prensipleri, bu farklı uygulamaları men ettiği halde, kendi kuralları çiğnenerek bu insanlık dışı kıyımlara gidiliyor.
Olayların temellerine inerseniz, gerek ABD nin ve gerekse AB nin lâiklik ilkesine samimi olarak inanmadıkları anlaşılıyor.
NETİCE:
Şu haliyle ABD veya AB ye yaklaşmak, "bunlar bizim stratejik müttefikimizdir" demek, millî menfaatlerimizi hiçe sayarak, haçlı zihniyetine teslim olmak demektir. Bilerek veya bilmeyerek, Haçlı Savaşı na alet olmaktır, destek vermektir.
Aziz milletimizi uyarıyoruz. Seçim arefesinde yurt ve dünya olaylarını, daha gerçekçi ve daha geniş bir perspektifte ele alıp, inceleyerek oylarımızı ona göre kullanmalıyız. SAADET PARTİSİ nin uyarılarına ve mesajlarına riayet etmeliyiz.
Çünkü Batılıların başlattığı din savaşına, doğrudan ve dolaylı olarak destek vermek lâikliğe de aykırıdır.