Bismillâhirrahmanirrahîm;
OSMANLI, hakkı üstün tutan bir medeniyeti temsil ediyordu. Altı asırlık döneminde hak ve adaletin sigortası oldu. Dünya huzur ve barış iklimine kavuştu. Osmanlı zayıflayıp yıkılınca, dünya kuvveti üstün tutan Batılı ülkelerin inisiyatifine girdi. Dünya savaşları, bölgesel ve iç çatışmalar, işgaller, saldırılar dönemi başladı. Dünya acı, kan ve gözyaşına boğuldu. İnsanlık huzur ve barışa hasret kaldı.
Türkiye, üç kıtanın birleştiği noktada stratejik önemdedir. Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu gibi hassas bölgelerin ortasındadır. Enerji üreten ve tüketen ülkeler arasında önemli bir köprüdür. Selçuklu ve Osmanlı gibi pek çok kavmi bünyesinde barındıran engin bir devlet tecrübesine sahiptir. Osmanlı sonrası Türkiye büyük oranda Batılı ülkelerin etkisi altına girdi.
1969’da başlayan Millî Görüş hareketi yerli ve millî düşünceyi savundu; milletimizin inancı, tarihi, aslı ve özünü temsil etmeye başladı. 1996’da Erbakan Hoca başbakan olunca, en büyük mesaisini İslâm dünyasına yöneltti. Batılı ülkelerle ilişkileri, yardımcısı Tansu Çiller’e bıraktı. O günkü nüfusu 820 milyona ulaşan ve gelişmekte olan İslâm ülkeleri içinden en çok nüfusa sahip Bangladeş, Endonezya, İran, Mısır, Malezya, Nijerya ve Pakistan’ı ziyaret ederek onları bir araya getirdi.
Kuvveti üstün tutan sömürgeci güçlerin karşısına, bütün insanlığın huzur ve barışını sağlamak üzere, 15 Haziran 1997’de D-8’in kuruluşunu başlattı. Yeni Bir Dünya’nın ilk adımı olan D-8’in çalışma protokolü 8 ülkenin devlet başkanlarının imzalarıyla kayıt altına alındı.
SAVAŞ DEĞİL; BARIŞ!
D-8’İN kurucusu Erbakan Hoca, Çırağan Sarayı’ndaki tarihi toplantıda misafirlerine dünyanın gidişatını şöyle özetledi:
“Eski Sovyetler Birliği’nin dağılmasına paralel olarak baskıcı rejimler teker teker yıkılıp yerlerine hürriyetçi, çoğulcu, demokratik idareler yerleştikçe, soğuk savaş döneminin bittiğini ümit ettik. Artık dünyada çatışmaların yerini barışın; gerginliklerin yerini diyalogun; istismarın yerini işbirliğinin; çifte standardın yerini adaletin; ayrımcılığın yerini eşitliğin; baskının yerini demokrasinin alacağını bekledik. Gördük ki, beklentilerimiz istediğimiz yönde gelişmedi. Dünyada adaletsizlik, baskı, çifte standart hüküm sürmeye devam etti.”
İnsanlığın adil bir dünyaya kavuşması için D-8’i kuran Erbakan Hoca, kuruluşunun ertesi günü, başbakanlığı hükümet ortağına bırakmak için istifa etti. Demirel, hükümeti kurma görevini Tansu Çiller’e verecek yerde, Mesut Yılmaz’a verdi. Erbakan Hoca’dan sonra gelen hükümetler D-8’e sahip çıkmadı. “Erbakan’ın yolundayız” iddiasındaki AKP bile bu konuda tek adım atmadı.
Türkiye’deki hükümetler yalnız Batılıların hakkını koruyan BM, NATO, AB’nin peşine takıldılar. İslâm dünyasında yaşanan zulüm ve haksızlıklara ilgisiz kaldılar. Yalnız Millî Görüş partileri barış ve saadet dünyasının kurulmasını seslendirdi. Millî Görüş’ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi’nin Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu haftalık son basın toplantısını D-8’e ayırdı. “Önce adalet; herkese adalet; daim adalet!” diyerek, D-8’e duyulan ihtiyacın büyüklüğünü şöyle anlattı:
D-8 ÖNEMLİ BİR GÜÇ
“ÇATIŞMALAR, zulüm ve haksızlıklar sona erinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Sömürgeci güçlerin etkisinden uzak şahsiyetli bir dış politika uygulamak bir zorunluluktur.”
İki milyarlık İslâm âleminin haklarını savunacak kurumsal yapının bulunmayışı ne büyük eksikliktir! Koskoca bir topluluk bencil, kibirli, çıkarcı Batılıların insafına bırakılamaz. Onlar yalnız kendilerinin haklarını savunurlar. İslâm dünyasını ise yok etmek emelindedirler. Müslüman ülkelere yapılan zulüm ve haksızlık karşısında tek onurlu ses Saadet Partisi’nden gelmektedir. Sayın Karamollaoğlu, “D-8’in İslâm dünyasında somut olarak ortaya konan tek kurumsal yapı olduğunu” anlatarak şöyle konuştu:
“Kuruluşundaki heyecan ve hareketlilik sürdürülebilseydi, bugün D-60’ları; belki de D-160’ları konuşuyor olacaktık.” Bu da mazlum toplulukların hakkını koruyacak “Yeni Bir Dünya” demekti.
Endonezya’dan Nijerya’ya kadar geniş coğrafyaya dağılmış olan D-8 ülkeleri çok büyük zenginliklere; petrol, uranyum gibi Batılılarca sömürülen yer altı kaynaklarına sahiptir. Ticarî ve ekonomik işbirliğini kurduklarında kendi kendine yetebilecek durumdadırlar.
Dünyayı kontrolüne almaya çalışan ABD, BOP Eşbaşkanlığı’yla Türkiye’ye taşeronluk görevi vermiştir. ABD istemediği için, 930 kilometrelik sınır komşumuz Suriye’yle diplomasi işletilememektedir. ABD eksenine girerek İslâm dünyasının problemlerini çözemezsiniz!
Çözüm, D-8’dir; bu işi sahiplenen Saadet Partisi’nin iktidarıdır. Türkiye bunu sağlayabilirse hem “lider ülke” olacak; hem de dünya barışına hizmet edecektir. Başka yöntemlerle zulüm ve haksızlıkları durduramazsınız! Savaş, çatışma, göç ve sığınmacılar sebebiyle 40 milyon çocuk ülkelerinden ayrılmak zorunda kalmıştır.