D-8’i Beğenmediyseniz D-7’yi Kursaydınız, D-6 da Olurdu…

Abone Ol

Müslüman, feraset sahibidir. Tedbiri aldıktan sonra takdiri Allah’a bırakır.

İki cihan serveri Efendimiz’den (s.a.v) nakledilen şu olayı bilmeyeniniz yoktur:

Bir gün Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) yanına bir bedevî gelmiş, Peygamber Efendimiz (s.a.v), vahiy yoluyla durumu bilmiş ve bedevîye sormuş:

– Deveni ne yaptın? Bağladın mı? Bedevî de:

– Hayır yâ Resûlallah! Bağlamadım, Allah’a (c.c) tevekkül ettim, demiş.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v):

– Git deveni bağla, ondan sonra Allah’a (c.c) tevekkül et. Çünkü deven kaçacak, ondan sonra, “Allah’a tevekkül etmiştim ama devem kaçtı” diyeceksin. Öyle tevekkül olmaz, git deveni bağla sonra tevekkül et, buyurmuş.

Efendimiz’in (s.a.v) bu tavsiyesi, hayatımızın tüm kademelerinde uymamız gereken bir kaide. Bir ev hanımının, bir iş adamının ya da bir devlet adamının kendi çapında uygulayacağı tevekküller vardır.

Cennetmekân Erbakan Hocamız, birkaç ay gibi kısa bir sürede İslam dünyasının can ve mal güvenliğini sağlamak ve ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmak için çok önemli bir adım attı. Bu adım, aynı zamanda tevekkül olarak da algılanabilir. Dua, müminin silahıdır ama fiili dua da üzerimize vazifedir. Birini yapmazsak diğeri eksik kalır.

Gazze’de İsrail’in keyfine göre yaptığı katliamlar devam ederken hiçbir İslam ülkesi, tek başına bir adım atacak durumda değil. Bizleri parçalara ayırırken tüm “Haçlı çocukları” tek vücut olmuş durumda.

Peki, kim İslam dünyasını bir araya getirecek? Getirilmişi vardı ama tıpkı Hocamıza olduğu gibi onun eserlerine karşı da bitmek bilmeyen bir kin neticesinde D-8 yıllarca göz ardı edildi.

D-8, bir kanarya sevenler derneği değildi, sonra gelenler öyle muamele gösterseler de. Bugün daha iyi anlıyoruz.

Olabilir, D-8’i beğenmemiş de olabilirsiniz.

Fazlası vardır, belki de eksiği çoktur.

Kul yapısı sonuçta.

Hatta ismi de size ters gelmiş olabilir. Mesela siz de A-5’i kurabilirdiniz.

Yahu 3 İslam ülkesini de mi bir araya getiremediniz!?

Yeryüzünün en geç meyve veren ağacı coco de mer palmiyesiymiş. Ben de ilk kez duydum ismini. O bile toprakla buluşunca 25 yılda ancak meyve verirmiş. 22 yılda İslam ümmetinin güç birliği adına bir arpa boyu yol alınamadı. Bulduğumuz her fırsatta da bizim dışımızda kalan Müslüman ülkeleri eleştiriyoruz. Biri çıkıp da “Siz ne yaptınız?” diye sorsa hamasetten başka verecek cevabımız yok.

Kimseye “Coca-Cola içme” diyemiyorum!

Etrafıma bakınca eş dost epey şuurlu maşallah.

Birine kalkıp da “Coca-Cola içme” diye tavsiyede bulunamıyorum.

Zaten hiçbir Millî Görüşçüye “Coca-Cola içme” denmez.

O, yürümeye başladığında bu şuura ermiştir.

Akit’e telif tahakkuk edecek

Muhterem bir büyüğümüz Millî Gazete’de makale yazmaya başladığında kendisine emeğinin maddi karşılığı sorulunca “Yaptığımız iş, ilmimizin sadakasıdır” diyerek, ücret kabul etmemişti.

Köşe yazarlığı, külfetli bir iştir. Elbette bir maddi karşılığı vardır ama kimisi de bu işi farklı düşüncelerle icra eder.

Konuyu fazla dağıtmayalım. Meramımıza gelelim.

Medya sayfasını ilk başlatan Akit Gazetesi oldu. Sanıyorum merhum Yılmaz Yalçıner ağabeyin başlattığı sayfa epey tutulmuştu. Yılmaz ağabey, kişiliğine uygun tarzda hazırladığı sayfa ile sert üslupla ve değişik mizanpajla 28 Şubat günlerinde güzel işlere imza attı. İlerleyen zamanda Millî Gazete’de de benzer sayfa hazırlandı, epey de uzun sürdü ama sonra bırakıldı. Akit Gazetesi’nde ise aralıksız devam ettiriliyor.

Bu sayfada bir dönem Abdülkadir Özkan ağabeyin yazıları çok sık iktibas edilirdi, bugünlerde de bizim köşedeki hemen her yazı iktibas ediliyor. O zaman Abdülkadir ağabeye şaka yollu eskiye dayalı hukukları olduğu için Mustafa abiden de telif istemesini söylerdik.

Abdülkadir ağabey gibi Akit Gazetesi’nden bize de telif tahakkuk edecek böyle giderse!

Ama rahmetlik Mustafa ağabeyin çok tatlısını yedik.

12 Ocak sabahları Millî Gazete’ye elinde tatlısıyla ilk gelen Mustafa Karahasanoğlu olurdu hep. Son birkaç yıl sağlığı bozulunca gelemez oldu, o zamanda da telefonla arardı. Bizim telifleri, yediğimiz tatlılara sayarız da başka bir sorunumuz var.

Medya tarama sistemi maharetiyle önümüze düşen sayfadaki alıntıyı okuyunca fark ediliyor ki, sayfayı hazırlayan editör arkadaşlarla aramızda biraz fark var. Köşeyi okumalarında sorun yok ama ana fikri hep kaçırıyorlar. Ama bir gün yakalayacaktır muhakkak.

Bu normal!

Herkesin kabiliyeti farklı oluyor haliyle.

Belki biraz zaman alacak ama okudukça anlayacaklar…

Sabredeceğiz! İşimiz bu.