Çürümüşlüğün İnşasına Alet Olmak

Abone Ol

Her geçen gün biraz daha iyimser miyiz hayata ve geleceğe karşı? İnsanı ferahlatacak bir ufuk var mı? Bizi neler bekliyor gelecekte? Müslümanlar yeni zamana nasıl bir bakışla yöneliyorlar ya da ne gibi bir hazırlıkları var?

İnsanın insana olan güveni azaldı. Güvensizlik, sevgisizlik doğurdu. Giderek bu yaygınlaşıyor. Dahası bir sisteme dönüşüyor.

Müslüman’ın güven ve eminlik duygusunun azalması elbette İslâm’a zarar vermez. Zararı görecek olan Müslümanlar dahası insanlık. İslâm öz olarak olduğu gibi duruyor. O, sürekli kendini yeniliyor. Sahih Müslümanlar yaşayışlarını ve hayata bakışlarını istikametlerini değiştirmedikçe özgünlüklerini korurlar. İslâm öz olarak insan merkezlidir. İnsanın korunması, sağlıklı yaşaması, huzur bulması için yaşanmalı.

Her türlü aşırılığa sınır konulduğu ortada. Uçlarda değil de merkezde olmayı yeğler. Merkez İslâm’ın özününü korunmasıyla olur. Müslümanların bu öze sadık kalmalarıyla da.

Büyük bir tüketim içindeyiz. Zamanın, emeğin, hakların, adaletin, başkalarının haklarının alabildiğine tüketildiği gerçeği asla yadsınamaz.

Hemen her gün önümüze çıkan yeni bir nesne, bir durum bizi bizden uzaklaştırıyor. Kendi tezimizi, emeğimiz ile olanı ortaya koyamıyoruz.

Devasa büyüyen ve insanlığı kuşatan sömürü çarkı, tüketim furyası, insan kapılmışlığı karşısında karamsarlığa mı bürüneceğiz. Asla. Biz, inancımız gereği, mücadelemizi, çabamızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Müslümanların bu oyuna çomak sokacağı, bozacağı, kendi lehine çevireceği eylemlerde bulunması yeterli. Çomak nedir, nasıldır sorusunun bir anlamı  yok. Öncelikle Müslüman olma bilinci, nefsine hakimiyeti, aşırılıklardan kaçışı, tüketim furyasına kapılmadan gereksinimi ve zorunlu olanı ile yetinmesi yeterli bir başlangıç.

Emperyalizm, insanı iliklerine kadar gerekli, gereksiz sömüren yol ve yöntemler buluyor. Bunlara kapılmadan kendi değerleri üzerinde var oluşu. Reklâm furyasında pazarlanan nesne, durum ne varsa onlardan kaçınması, kendi tezini ve hayat anlayışını ortaya koyması bir adım. Bunu hızlandırması ve giderek çoğulcu olana yönelmesini sağlar.

Müslümanlar, kapıldıkları bu furyada tam bir nesne konumunda. Bir av, bir kurban.

Kılık, kıyafet, davranış ve eylemler kendisini başkalarından farksız kılıyorsa orada bir sorun var demek.

Sokaklarda Müslüman görünümlü sekülerler, burjuvalar ile diğerleri arasında asla bir fark yok. Sadece kuşanılmış olan giysiler var. Onlar ise kabaca bedenleri örtüyor. Aslolan, insanın ruh dünyasından yansıyanlardır.

Kipkirli, çüpçürümüş bir dünyanın ortasındayız. İnsanlığı iyiliklere ve güzelliklere götürecek bütün yolar tıkanıyor. İnsan başka yollara yönlendiriliyor. İnsan da buna tav gibi.

Büyülü bir dünyanın ortasındayız. Etrafını saran devasa kule gibi binalar, betonarmeler, sokaklarda adım atılmayacak kadar daralmış bir dünya. İnsan değerinin olmadığı bir dünya. Nesneler daha değerli. Bir arabanın değeri insandan daha fazla. Bir bina, bir makam, bir araç. Her şey birbirine karışmış durumda.

Dünyanın ve kâinatın elbette bir kusuru yok. Onları bu hâle getiren insan. İnsan, doymayan bir varlık. Bu, kendi bedenini aşan bir durum. Bedenin alacakları bir yere kadar. Ruhun boşluğu en ürkütücü olanı. Çünkü, sadece duyguya dayalı olan öne çıkıyor. Dünyayı bir tek insana verseniz ne olacak. Sonlu bir dünya. Beraberinde götüreceği sadece bedeni. Bedeni de toprak olup gidiyor. Geriye ruhu ve kemikleri kalıyor.

İnsanı doymazlığa götüren nedir, neden bu aşırılık?

Çürümüşlük ruhta ve kalpte. İnsanlık için en büyük tehlike. Ruhun, kalbin ve aklın yeniden onarılması gerekiyor. Aslına döndürmenin çabası gerekiyor. Bir adım gerekli. Bir adım. Arkası nasılsa gelir. Bu çürümüşlükten ve çöplükten kurtulmanın tek yolu budur.