Çürüme sadece politikada değil

Abone Ol

Günümüz politik siyasal tutumuna nasıl bir isim vereceğimizi bilemiyoruz. Geçmişte siyasal mücadeleler genelde sığ, yüzeysel kabul görür haliyle "kasaba politika" nitelemesiyle sürdürülmekteydi. Biri bir diğerinin, yani rakibi olan kişinin ayağını kaydırabilmek ve onun yerine kendisini ikame ettirebilmek için türlü tezviratlarla işi azıya alırlardı. Bu öylesine ileri gidiyordu ki akla hayale gelmedik iftiralar, karalamalar başını alır giderdi. Bu, bugün için de en temel yaklaşım. Bunlar bireysel tutumlardı. Siyasa ile ilgilenenlerle sınırlı kalırdı diyeceğiz, ama bu ahlâkî bir sorun olarak yaygınlaşıyordu. Bu durum kişileri aşan bir genel duruma dönüşüyordu. Bireysellikten çıkıp toplumsallığa doğru hızla gidiyordu.

Bu durum basite alınamaz ve hatta kolaycılık ile de ifade edilemez. Çürümenin geldiği nokta olarak bakmak gerekir. Bugün için gelinen noktada, insanların zihni sorunu önemlidir.

Her şey bir araç konumuna düşmüş bulunmaktadır. Bir gazetede görünmek için çırpınan, düşüncelerini orada, o gazete atmosferine göre şekillendiren birini, bir bakarsınız ki bu politik dalgada üzerinden çok geçmeden, kaleminin mürekkebi dahi kurumadan kendi kendisini nakz edebilmektedir.

Bu nasıl bir durum, anlaşılması güç. Kişilik sorunu bireysel olmaktan çıkıyor toplumsal bir hale dönüşüyor. Akepe olayına biraz da bu gözle bakmada yarar var. Bu, parti yöneticilerini de aşan bir durum. Burada, onların masum ve masun olduklarını ifade etmiyoruz. Daha çok onlara bakan göz nedir, nasıl oluyor onu irdelemek istiyoruz.

Akepe, İslâm, yani Müslümanlar adına bir mücadele vermiş değil. Böyle bir tezi de yok. Kendilerini kitle partisi diye tanımlıyorlar. Tabiî bu, kendi olamama durumunu salt kendileri taşısa ne ala deyip geçeceğiz. Öyle değil. Kendisiyle birlikte dönüştürdüğü toplumu, sürüklediği düzlem bizi daha çok ilgilendiriyor. Geçmişin radikallerinin Akepe potasında eriyişlerinin paradoksu daha çok dikkatimizi çekiyor. Geçen beş yıllık zaman sürecinde gençliğin sürüklenmekte olduğu düzleme en ufak bir müdahalesi bile yok. Gençlik hızla bir yerlere doğru kaymakta. Ahlâkî çözülmedeki paylarını gören de yok. Bir süredir, benim sokakta, Üsküdar gibi mutena ve mütevazı bir semtin çok mazbut bir sokağında, kimi evler fuhuş yuvası gibi kullanılmakta. Bütün komşular bu durumdan rahatsız. Şikayetlerinden hiçbir sonuç alamıyorlar. AB Uyum Yasaları gereği çıkarılan yasalarla getirilen zina serbestisinden ötürü hiçbir işlem yapılamamakta. Hem zina hem Akepe rüzgârı bu sokakta esmede. Âdeta uçuruma gider gibi sürüklenmekte. Hiç kimse bu durumun nedenlerini tartışmıyor bile.

Millî Görüş çizgisinden kopup giden şimdi Akepede milletvekili olan biri ile tesadüfen bir yolculukta birlikte bulunduk. Zina yasasının sonuçlarını ve veballerini hatırlattığımda "Bu bir hata" deyip geçiştirdi. İyi de bu çürüme ve bu ahlâkî uçuruma neden olmanın sonuçlarını nasıl düşünmezler. Bu sadece bir olay.

Türkiye de batılılaşma ve batıcılık sevdasının önüne geçen İslâmî duyarlıklı siyasal, kültürel ve düşünsel mücadelenin yerini şimdi iki kutuplu, aynı kapıya çıkan bir bakışla insanlar İslâm dan uzaklaştırılıyorlar.

Bu paradoksun bir başka örneğini verir isek elime tutuşturulan bir din dersi kitabında Peygamber Efendimizin giyimi, kuşamı, ve hatta sünneti bile tartışma konusu edilebiliniyorsa sonuçlarını varın siz düşünün.

Kitabın adı Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi, 8. Sınıf, Yazarı Üzeyir Gündüz, Gendaş yayınları. Kitabın 37. sayfasında: "Sakal bırakmayı, sarık sarmayı dinin bir gereğiymiş gibi görebilmektedirler. Oysa sakal bırakmak, sarık sarmak, o günün koşullarına özgü kültürel bir durumdur. Dinin buyruklarıyla bir ilgisi yoktur." İşin garabeti şurada ki, din kültürü kitabında Peygamberin sünneti bile tartışma konusu yapılabiliniyor. Sünnet dinin cüzlerinden biridir. Peygamberin yaşayışı, davranışları, giyimi ve kuşamı, tarzı Müslümanlar için örnektir. Tek örnek ve dayanağımız Sevgilimiz Efendimizdir. Peki ne oluyor, neler oluyor

Siyasal bir yazıyı yazarken bunu buraya niçin alıntıladım. İşte asıl sorun burada, bu bütünsellikte. Çözülme bir yönlü olmamakta, her yönden bir kuşatılmış bulunmaktadır.

Bir düzelti:

Ali Haydar Bey selamlar, bir yazınızda doktoramı Şerif Mardin in üniversitesinde yaptığımı yazmışsınız. Kastettiğiniz Boğaziçi galiba. Ama ben Boğaziçi ekonomi bölümünü bitiremedim bile, değil doktora. Yani lise mezunuyum. Iyi günler

Ruşen Çakır