Bütün düşüncelere saygılıyım, hayır bütün düşüncelere niye saygılı olayım. Hem bütün düşüncelere saygılı olmam gerekli midir Cümleyi şöyle kurarsak buna amenna diyebilirim; kabullenmediğim düşüncelere mesafeliyim. Yani kabul etmediğim düşüncelere karşı mesafeliyim. Onaylamadığım düşüncelerle arama mesafe koyarım. Bu mesafe bazı düşüncelere karşı kısadır ama bazı düşüncelere karşı alabildiğine uzun. O kadar uzun ki o düşünceyle hiçbir zaman bir araya gelemem. Hayır demesini bilmeyenin evetinden hayır gelmez; yani her düşünceye kafa sallamak benim tabiatıma aykırıdır. Aynı şekilde her düşünceye parmak sallamak da bana göre değildir. Türkiyede her düşünceye kafa sallayan bir ortam giderek kendini gösteriyor. Eski devlet memuru anlayışı; hani bunun halk arasında argosu da üretilmiştir; salla başı al maaşı.
Nereye gelmek istiyorum, şuraya; eskiden Müslüman camia Cumhuriyet Bayramı kutlaması yapmazdı. Şimdi öyle bir ortam oluşturuldu ki Cumhuriyet Bayramı da sanki dini bayramlarımızdan birisi. Soru şu; eskiden niçin Cumhuriyet Bayramı kutlanmazdı da şimdi kutlanıyor Cumhuriyet Bayramının içeriği mi değişti Hayır. Cumhuriyet Bayramı yine eski bildiğimiz Cumhuriyet Bayramı. Peki değişen ne Değişen Müslümanların, kendilerinden liberal olması istenmediği halde, liberallere taş çıkartacak denli liberalleşmiş olması. Sanıyorum hassasiyet kelimesi günümüz siyaset ortamında kelime olarak aşırı siyasallaştırılınca kelimenin içi boşaldı. Mesela bizim hassasiyetlerimiz denilince Türkiye Cumhuriyeti rejimi de içine giriyor. Oysa eskiden rejim hassasiyeti askere özgü bir algı biçimiydi. Bir Müslüman bizim hassasiyetlerimiz dediği zaman rejimin dayattığı çeşitli argümanları kabul etmediği anlamına geliyordu. Cumhuriyet Bayramı da bunlardan birisiydi. İsterseniz işi biraz camia özelinden çıkaralım.
Türkiye Cumhuriyeti rejiminin İslama uygun olmayan bütün argümanlarını reddediyorum. Bu redde anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini kattığım gibi Cumhuriyet Bayramı gibi ritüelleri de katıyorum. Çünkü bunların hiçbirinin kutsallığı yok. Üstelik hepsi geçen asrın ürünü. Yani cumhuriyeti bir bayram olarak kutlamak gericiliktir. Düşünsenize, yönetim biçimini bayram olarak ilan ediyorsunuz. Ve halktan bunu kutlamasını istiyorsunuz. Bu gerçekten karikatürlük bir iş. Dahası Müslümanlar açısından düşünürsek, cumhuriyet Müslümanlara zulüm etme aygıtıdır. Efendim aygıtın başına Müslüman geçti; hayır beyefendi; aygıt bizatihi zulümdür. Halkın inandığı dine karşı uygulamaya konulmuş bir zulümdür.
Şimdi konuyu başka bir yere taşıyalım; Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim sistemine inanmıyorum. Bu eğitim, bir Müslüman eğitimi değildir. Eğitim sistemi bu anayasal sistemde ne kadar değiştirilirse değiştirilsin fark etmez; reddediyorum. Anayasal düzen dediğiniz anda İslamın dışına çıkıyorsunuz. Çünkü İslamda anayasal düzen yok. İslamda milli eğitim diye bir şey de yok. Peki, böyle söylüyorum da eğitim konusunda niye yazı yazıyorum Bu bir, hayrın olmadığı yerde şerrin ehvenini tercih etme meselesidir. Ve o şerre dair düzeltici eleştirilerdir bütün eğitim konulu yazılarım. Yoksa hâlihazırdaki Milli Eğitim sistemini kabul ettiğim için değil. Tabi bu bapta şu da var; hepimiz bu sistemin ürettiği insanlarız. Yani hepimiz cumhuriyet çocuğuyuz. Yalnız, benim gibi radikal düşünenler, Nurettin Topçunun deyişiyle, "imalat hatası" insanlardır.
Eğitim demişken, bizim kültürümüzde olmayan ritüeller nasıl da artık içimize yerleşti. Düşünün, sevgililer günü, insanlar sevgililer günü diyor karısına hediye alıyor (bu satırların yazarı da aldı), dedeler günü diyor, babalar günü vs. Eğitim dedik ya, bir de öğretmenler günü var. Eskiden veliler öğretmenlere öğretmenler gününde hediye almak için kendilerini paralamazdı. Öğrenci canı isterse gider küçük bir hediye örneğin bir çiçek alır götürürdü. Ama şimdi öyle mi ya; öğretmenler günü, eee ne var, öğretmene hediye alınacak, özellikle kadınlar, sanki alınmazsa öğretmen öğretmen olmaktan çıkacak, kadınlar kendilerini ölesiye bir telaşa kaptırıyorlar. Bu kadınlar öyle laik filan da değil ha, bildiğiniz türbanlı kadın. Halk deyişiyle kapalı kadınlar. Öğretmene öğretmenler günü hediyesi almak için aralarında para topluyorlar. Hediyeleşmek sünnettir, bu tamam. Fakat konumuz bu değil; rejimin duygu ve düşüncelerini, hayat anlayışını, insan algısını taptaze beyinlere enjekte etme görevlisidir öğretmen. Ha bir de şu var; öğretmen sanki kutsal insandır. Öğretmenler ilk önce kendilerini böyle algılıyorlar; biz kutsal görevdeyiz; diğer insanlar bize saygı duymalı. Yo hiç de öyle değil arkadaşım; öğretmenlik de mesleklerden bir meslektir, maaş verilmese hiçbir öğretmen bir gün bile durmaz okulda, aynen diğer mesleklerde olduğu gibi yani. Eee bunun neresi kutsal Hiçbir yeri. Bunları söyleyince öğretmenlerden nefret ediyorum sanılmasın; öğretmenler en sevdiğim insan tipleridir ki dostlarımın çoğu öğretmen. Burada anlatmak istediğim Müslümanların algısında yapılan cumhuriyet restorasyonu. Bu restorasyon aynen şu deneyde olduğu gibi; kurbağa, içi su dolu bir tencereye konuluyor ve altı kısık ateşle yakılıyor, ateş yavaş yavaş artırılıyor; kurbağa, su yavaş yavaş ısındığı için suyun ısınmasını fark etmeden orada mayışıp sonunda ölüyor. İstese çıkabilir ama su ısındıkça hoşuna gidiyor sonra gitgide mayışıp sonunda ölüyor. Müslümanların hayat algısı bu durumda; gitgide mayışıyor. Umalım ki ateş öldürmeden söndürülebilsin...