Cumhurbaşkanlığı seçimleri için takvim yaprakları düşmeye
devam ederken, siyasi partiler de adaylarını açıklayarak maratonun start
noktasında yerlerini aldılar. CHP ve MHP nin aylarca üzerinde uzlaşı sağlamaya
çalıştığı Çatı aday olarak lanse edilen Ekmeleddin İhsanoğlu, geçtiğimiz
hafta ismi kesinleştikten sonra sivil toplum örgütleri nezdinde destek
arayışlarına başlamıştı. Tüm gözler, AKP nin önceki gün açıklayacağı aday
üzerine odaklanmıştı. AKP kurmayları, günlerdir belirleyecekleri Cumhurbaşkanı
adayı olacak isimle ilgili olarak, baklayı ağızlarından kaçırır gibi yapıyorlar
ve Başbakan Tayyip Erdoğan ın ismini bir şekilde zikrediyorlardı. İsim
belliydi, ama bunun resmi bir şekilde yapılması bekleniyordu. Nitekim Başbakan
Tayyip Erdoğan ın isminin açıklanması da, malumun ilamından başka bir şey
olmadı. Bundan sonra adayların, Nasıl bir Cumhurbaşkanı olacakları,
Cumhurbaşkanı makamında neler yapacakları, Cumhurbaşkanlığı nı hangi boyuta
taşıyacakları noktasında kamuoyunu ikna etme çabalarını izleyeceğiz.
Bizim en çok merak ettiğimiz konulardan birisi,
Cumhurbaşkanlığı seçimleri boyunca adayların siyaset finansmanını kim karşılayacak
Gerek çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu, gerek Başbakan Tayyip Erdoğan, gerekse
Selahattin Demirtaş ın bu süreçteki koordinasyon çalışmalarını, miting
organizasyonlarını, sivil toplum örgütleriyle aralarındaki temasın sağlanması
noktasındaki trafiği yönlendirecek olan finansman nasıl sağlanacak
Türkiye, şimdiye kadar cumhurbaşkanlarının seçim
sürecinde miting yaptığı, kamuoyunu ikna etmek için kapı kapı sivil toplum
örgütlerini dolaştığı bir dönem yaşamadı. Şu ana kadar cumhurbaşkanları, meclis
çatısı altında siyasi partilerin müthiş ayak oyunlarına sahne olacak bir
biçimde seçilirdi. Cumhurbaşkanı adayları da genelde siyasetin içinden değil,
bürokratik nitelikleri ağır basan, çoğu zaman militarist bir atmosfer dikkate
alınarak seçilirdi. Geçtiğimiz dönemde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ün seçilme
sürecinde yaşananlar hâlâ hafızalarımızda taze olarak duruyor. Cumhurbaşkanlığı
makamını kendilerinin tapulu malı gören, vesayetçi ve bürokratik sistem, nerden
icat olduğu belli olmayan 367 kuralını çıkarmış, Türkiye de hukuk ayaklar
altına alınmıştı. Daha eskilere gittiğimizde, siyasi partilerin kendi
Cumhurbaşkanı adaylarını seçtirmek için sergiledikleri çabalar, Cumhurbaşkanı
seçimlerinin kilitlenmesine kadar varırdı.
Bugün bambaşka bir Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini
yaşayacağız. İki turlu seçim maratonunda Cumhurbaşkanlığı makamına oturacak
kişiye biz oylarımızla karar vereceğiz. Ama açık açık söyleyebiliriz ki,
önümüzdeki dönem, yasama, yürütme ve yargı erkleri açısından çok farklı bir
atmosfere sahne olacak. Demokratik parlamenter sistemin getirdiği hükümetlerin
ağırlığının hissedildiği ülkemizde, artık seçilmiş bir Cumhurbaşkanı nın da
etkilerini göreceğiz. AKP kurmayları, sürekli gündemde tutmaya çalışıyorlar,
başkanlık sistemini getirip, önümüzdeki süreçte yollarına böyle devam
edeceklerini söylüyorlar, ama yapılan kamuoyu yoklamalarında Türk halkının
yüzde 70 lik kesiminin Başkanlık sistemine karşı olduğunu da biliyoruz.
Çünkü otoriterlik ile diktatörlük arasındaki kılıçtan
keskin çizgiyi aşma bağlamında ayarı tutturamayacağını inandığımız ülkemiz
yöneticisinin, böyle bir sistemde ortalığı yangın yerine çevireceği noktasında
da inancımız büyüktür.
Bakalım ne olacak