Dış politikada baş döndüren hız devam ediyor. Malum olduğu üzere bugün Libya’nın konuşulacağı Berlin Konferansı var. Rusya’daki toplantı Hafter’in Moskova’yı terk etmesiyle sonuçsuz kalmıştı. Berlin’den ne çıkacağı da çok belli değil. Libya Afganistan mı olacak yoksa Bosna Hersek’te olduğu gibi bir nevi Dayton Anlaşması süreci mi yaşanacak onu da böylece görmüş olacağız. İtalya, Fransa, Almanya, Suudi Arabistan, Mısır, BAE, Yunanistan, Rusya, Amerika derken neredeyse Libya’ya ilgi duymayan kimse kalmadı. Bunun yanında Türkiye’nin Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yürüttüğü yakın mesainin önemi de yerini muhafaza etmeye devam ediyor.
Diğer taraftan Suriye konusu ise birkaç bilinmeyenli denkleme dönüştü. İdlib’de bundan sonra neler olacağı tam olarak kestirilemiyor. Bu zamana kadar havadan yapılan saldırılar son günlerde kara harekâtına dönüştü. İnsani kriz had safhada. Libya için Moskova’da bulunan Hakan Fidan’ın Suriyeli mevkidaşı Ali Memlük ile görüşmesinin olası sonuçları da en çok merak edilen başlıklar arasında. Bunun yanında Amerika ile PYD/YPG ilişkisi bundan sonra neye dönüşecek sorusu gizemini korumaya devam ediyor. Rusya Akdeniz’deki kalıcılığını Suriye üzerinden tescil etmişken, Libya’da neyi hedefliyor sorusu da yanıt bekleyen sorular arasındaki pozisyonunu koruyor.
Bakan Çavuşoğlu’nun Mısır’ın Türkiye’den ana talebinin Sisi’nin eleştirilmemesi olduğunu söylemesi çok ilginç. İnsan bu kadar basit olamaz diye içinden geçirmeden edemiyor. Tabi ki bütün darbelerde olduğu gibi Sisi’nin yaptığı da halk iradesine karşı, herkesin istisnasız karşısında durması gereken bir darbedir, zalimliktir. Peki, Sisi eşittir Mısır halkı denebilir mi, tabi ki hayır! O zaman en azından Mısır halkına duyulan saygıya istinaden, Mısır devletiyle bir kanal açılmalı mı? Mursi’ye yapılanlardan sonra zor da olsa evet. Çünkü bazı durumlarda olduğu gibi dış politikada da zaman zaman kan kusulur ama kızılcık şerbeti yudumlamıştım denilebilecek hallere gelinebilir.
Buraya kadar tamam da bütün bunları neden ifade etme ihtiyacı duydum? Öncelikle bu başlıklar Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı önde gelen dış politik sorunlardır. Bu minvalde geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili 2019 yılına dönük değerlendirilmeler yapıldı. Açıklamalara göre bu sistemin eksikliklerinin “yüzde 98’i eski sistemden kalan yanlış uygulamalardan” kaynaklanmış. Evet, eski sistemin sorunları çoktu ancak ben yukarıdaki izaha katılamıyorum. Neden? Çünkü Suriye, Mısır, Libya örnekleri üzerinden gelmek istediğim bir nokta var. Sorunların ortak özellikleri bu iktidar döneminde yani tek partili dönemde böylesine öne çıkmış olmalarıdır. Bununla birlikte aslında bu hükümet sisteminin olumsuz olarak etkilediği en önemli alanların başında dış politika gelmektedir. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı nezdinde ortaya konulan söylemler dış politikadaki diğer aktörlere maalesef olması gerektiği gibi inisiyatif alanı bırakmıyor. Aslında Meclis güçlü olsa bu sorun aşılabilirdi. Yani dış politika gibi hassas ve hayati bir alan kendi içinde sigortalarını oluşturmakta zorlanıyor. Bu da ülkenin diplomasi alanında hareket alanını daraltıyor. Bu durumdan bir bütün olarak ülke zarar görüyor. Buradan yetki yürütmenin başında, tokmak da başkasının elinde olmalı diye tabi ki demiyorum. Demek istediğim şey yürütmenin de dışarıda elini güçlendirecek formüllerin, enstrümanların hayata geçirilmesidir. Bu ifadelerden derdimizin sistem tartışması açmak olmadığını söylemememize gerek yok ama yine de belirtelim. Bir ülkedeki sistemin ne olduğundan çok doğru yöntemi taşıyıcılığı ve istikrarlı bir yapıya sahip olup olmadığı önemlidir. Her şeyden önce hafızayı koruyup koruyamadığına, kurumsal aklı içerip içermediğine bakılmalıdır.
Madem bu hükümet sisteminin performansı masaya yatırılıyor, o zaman siyasi rekabetten bağımsız, iç çekişmelerin bir kenara bırakıldığı atmosferde aklıselim sahibi herkes bu sistemi doğru bir şekilde tartışmalıdır. Her şeyden önce dış politikada bu zamana kadar yaşadıklarımız başımızı iki elimizin arasına almamız gerektiğini söylüyor. Özellikle dış politikada bazı şeylerin telafisi mümkün olmuyor. Söz ağızdan çıkınca onun esiri olunur ya bu gerçek dış politika için gerçek üstü gerçektir.