Üç gündür İstanbul dayım. Gazetemizin dün akşamki iftar
yemeğine katıldıktan sonra bugün Ankara ya dönüş yolunda olacağım. Bu vesile
ile yıllardır görmediğim dostlarla sohbet etme, kardeşlerimle kucaklaşma ve
hasret giderme imkânı buldum. Değişik kesimlerden tanıdıklarımın ortak sorusu
kimin cumhurbaşkanı seçileceğine dair tahminimdi. Aslında sorunların büyük bir
çoğunluğu kimin seçileceği hususunda tahminimizden öte kafalarda oluşmuş
kanaatleri onaylatmaya yönelik oluyordu. Bu sorunun ardından gelen ikinci soru
siyaset ile ilgilenenlerin esas merak ettiği hususun cumhurbaşkanı seçiminden
sonra AK Parti de ne gibi gelişmelerin olacağı. Bu konuda Başbakan Erdoğan ın
koyduğu konuşma yasağı ister istemez merakı daha da körüklüyor.
AK Parti nin geleceğine yönelik tahmin ve beklentiler
değişiklik arz ediyor. Erdoğan a karşı olanlara göre AK Parti yi ANAP ın
akıbeti bekliyor. Bu değerlendirme bir tahminden öte arzunun ifadesi olarak
ortaya çıkıyor. Özellikle bazı CHP ve MHP liler Erdoğan ın Köşk e çıkmasını
ondan kurtulmak olarak görüyorlar ya da kendilerini bu düşünceye inandırmaya
çalışıyorlar. Daha doğrusu benim üzerimde böyle etki oluştu. Erdoğan sonrası
ile ilgili çeşitli ihtimaller olunca buna karşılık kampanyanın daha başlangıcında
çatının çökmesi ile Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçlarının toplum tarafından
fazlaca merak edilmediğini söylemek mümkün. Elbette çatı adayının istenen
heyecanı oluşturamamasında CHP ve MHP tavanındaki iyimserliğin bu partilerin
tabanlarına yansımayışı, bir başka ifade ile tepeden inme çatı adayının tabanda
fazla bir karşılılık bulmaması çatının erken çökmesine vesile olmuş görünüyor.
Bu sebeple de seçim kampanyasının heyecandan uzak, tek kişilik yarış halinde
devam edeceğini söylemek mümkün.
Sanıyorum esas üzerinde durulması gereken husus gözlerden
kaçıyor. Bu ise, cumhurbaşkanlığına aday olacak isimlerin en az 20
milletvekilinin telifi ile belirlenmesi aday sayısını sınırlandırıyor. Böyle
olunca aday gösterme imkânı olmayan partilerin seçmenleri ille de mevcut
adaylardan birini desteklemeye zorlanıyor ki böyle bir uygulama demokrasi
açısından ciddi bir eksik oluşturuyor. Cumhurbaşkanı seçiminin çok aday
arasında gerçekleşmesi ilk turda tüm partilerin görüşlerini topluma
anlatmalarına imkân verecekken, böyle bir sınırlandırmanın getirilmiş olması
ister istemez en azından ilk turda bazı partilerin kendilerini yarışın dışında
görmelerine zemin hazırlamış durumda. Bu bakımdan Cumhurbaşkanı adaylarının
sınırlandırılmaması ilk turda tüm seçmenin tercihini ortaya koşması, eğer seçim
ikinci tura kalacak olursa bu turda seçmenin serbest iradesi ile yarışta kalan
iki adaydan birine destek vermek suretiyle iradesini ortaya koymuş olacak ve
gerçekleşecek Cumhurbaşkanı seçimi sonuna kadar heyecanını kuruyacak, hem de
tüm seçmenin seçimde belirleyici olmasına imkân verilmiş olacaktı. Bu bakımdan
önümüzdeki dönemde sivil bir anayasa hazırlanması mümkün olacaksa -ki geçmişte
yapılan çalışmalara rağmen yeni bir anayasanın hazırlanamamış olması sebebiyle
bu konuda fazla ümitli değilim- büyük bir ihtimalle iktidar kanadı başkanlık
sisteminde ısrarcı olacak ama bu konuda fazla iyimser olmak için bir sebep
görünmüyor. Böyle olunca da hiç olmazsa mevcut sistemde küçük bir değişiklik
yapılarak mevcut sınırlandırılmanın kaldırılması gerekir. Önümüzdeki günlerde
bu hususun tartışılmasında yarar vardır. Seçimin ille de ilk turda
sonuçlandırılması gerektiği yaklaşımı doğru değildir. Önemli olan seçimin
başından sonuna kadar tüm siyasi eğilimlerin seçimlerde etkili olmasıdır.
Kısacası heyecandan yoksun, Başbakan Erdoğan ın tek
başına yürüttüğü bir seçim kampanyası yürüyor ki, bu da heyecanı azaltıyor.
Ülkemizin çok önemli bir seçimi böyle bir havada sonuçlanacak dersek yanlış bir
tahminde bulunmuş olmayız.